Mağrip'ten dünyaya: Dhafer Youssef

Dhafer Youssef, Tunuslu udi, vokalist ve besteci.
Dhafer Youssef, Tunuslu udi, vokalist ve besteci.

Dhaffer Youssef. Böyle söyleyince daha havalı belki. Ama adı doğrudan Zafer Yusuf aslında. Çok uzaktan değil, buradan biri. Tunuslu. Cazcı, evet. Vecd hâlinde çoğu zaman. Müezzin bir dedenin dizinin dibinde kulağına dolan eşsiz Kur’an sesleri ile sabah kahvesi eşliğinde başlayarak gün boyu radyo dinleyen annesinin mırıldandığı şarkılar…

Bu iki ana damardan beslenerek büyümüş bir çocuk. Bir müzisyen için en haklı varoluş gerekçesi. Mezun olduğu ilk müzik okulları olarak hatırlar bu kısımları zaten. Her şeyden izole küçücük hayatından dünyaya açılan bu pencereler, camideki olağan akustik sayesinde tanıdığı sesini, hayatının yegâne sırrı hâline getirecektir. Şu sözleriyle birlikte elbette: "Eğer caz müzisyeniyseniz, bu kaderinizde yazılıdır; eğitim almanız gerekmez, zaten onunla doğmuşsunuzdur"

1967 Tunus doğumlu. 7 kardeşiyle birlikte yokluk içinde yaşadığı ama çok öğrendiği bir hayat. Tunus’un kıyı şeridinde Mehdiye ve Munastır şehirleri arasında bulunan Teburca adlı küçük bir kasabada cami ile ev arasında geçen hayatı, ilerleyen yıllarda ilahi bir yakarış gibi icra edeceği müziğinin anahtarıydı aslında. Ömrünün bütün kapıları çocukluk yıllarına ait bu anahtarla açılacaktı zaten.

Tunus havalarından Arap lirizmine, Akdeniz esintisinden Kavvali geleneğine, Sufi rüzgârlarından Hint müziğine kadar geniş bir aralıkta gezinen zengin bir karışımın hâkim olduğu o müzikal kimlik kartı. İstanbul olarak özetliyor bu kartı kısaca. İki yakanın ortasında, iki yakaya da ait ve ikisinin de dışında aslında. Sesiyle ulaşabildiği her iklimin yerlisi, sesinin ulaşamadığı yerlere sürgün. Özgün vokaline eşlik eden udunu paranteze alarak, avaz ve enstrüman bağlamında söylediklerini kayıt altına alalım o hâlde:

  • "Vokalim yeni sesler keşfetmemi sağlayan bir enstrüman. Ud, vokalimin bir uzantısı. Aynı zamanda vokalim de udumun bir uzantısı. Vokalin sınırsız bir kapasiteye sahip olduğuna çok eminim. Tıpkı diğer enstrümanlar gibi onun üzerine de çalışmanız lazım."

Müzik ona uzun bir teselli. Başı ağrıdığında bile tedavi olarak şarkı söylemeyi tercih eden bir adam. İlacı, yoldaşı ve kaderiyle "birlikte" müzik. Tunus’ta kalsaydı ve hatta hiç Viyana’ya gitmeseydi bile, kendi ritmini bulup melodilerini gökyüzünde uçurmaya ve avazını bir yakarış olarak hakikate hasretmeye devam edecekti mutlaka. Bunun bir yolunu bulacaktı. Kendi yolunu tarif ederken "aldığım yol, nerede doğduğumdan daha önemli" demesi, bu sebeple kıymetli. Müziği bir dua etme şekli olarak görüp, seslerin mucizesiyle en yukarıya doğru tırmanarak nihayetinde Allah’a ulaşmaya çabası.

2001’de ikinci albümün
2001’de ikinci albümün

Varmak istediği makam Muhammed Omran ile Miles Davis arasında bir yer. Doğu ile Batı arasında bir elçi değil ama, debisi yüksek bir ırmak, coşkun ve taşkın bir ırmak. Elçi değil evet, ulak belki. Tunus’taki yoksul evlerini saran melodilerden bugüne değin; müezzin dedesinin dizinin dibinde, yaşadığı köyün ilahi korolarında, annesinin mutfağında, dost düğünlerinde, tek başına evde ya da Cemal Reşit Rey’de, hep aynı melodinin peşinde, hep aynı şarkıyı söylemekle meşgul. Elektronik altyapılar üzerine uduyla işlediği o nakış ve aşkın bir hâlin son perdesine tutunarak sesiyle yükseldiği makam.

Zafer Yusuf önce memleketi Tunus, ardından notaların beşiği Viyana’da devam ettirdiği müzikal arayışlarını, her zaman uzun bir sınırsızlığın içinde tutmayı tercih etti. Şarkılarını, avazını ve udunu, müziğin o büyük göğündeki yıldızlarla birlikte düşündü daima. İçinde bulunduğu kolektif işlerin ve diğer müzisyen arkadaşlarıyla birlikte imza attığı ortak projelerin bu büyük toplamın içinde bir karşılığı vardı elbette. Aslında Doğu ile Batı arasında bir köprü değil, bu köprüde yolunu arayan bir müzisyen olmayı istemesinin anlamı büyük. Yaptığı müziğin yelpazesindeki türler arasında bir hiyerarşinin değil, serbest bir etkileşimin hükmü mevcut.

Gittikçe daha da zenginleşen müzikal anlayışı, bugün toplamda ortaya çıkan Zafer Yusuf imgesinin temelleri olarak kabul edilebilir. Bir ziyafetin tam ortasında kalarak o hâlde; Malak albümünden; Tarannoum, Iman, A Kind of Love ve Derballah. Electiric Sufi albümünden; Yabay. Digital Prophecy albümünden; Dawn Prayer ve Holy Lie. Divine Shadows albümünden; Un Soupir Eternel. Glow albümünden; Mon Parfum ve Babylon. Abu Nawas Rhapsody albümünden; Khamsa The Khamriyat of Abu Nuwas. Birds Requiem albümünden; Blending Souls ve Khira Indicium Divinum Elegy adlı şarkılarını dinlemeden göçmeyelim bu diyarlardan.