Salgın günlerinde Osmanlı İstanbul'unda gezgin: Ulrich Jasper Seetzen

Jean Baptiste Hilaire – Yeni Cami
Jean Baptiste Hilaire – Yeni Cami

Bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen Ulrich Jasper Seetzen’in Doğu yolculuğu, 1802 yılında bir Moldavya prensinin maiyetine dahil olmasıyla başladı. Göttingen Üniversitesi’nde tıp eğitimi gören Seetzen’in asıl ilgi alanları doğa tarihi ve teknolojiydi.

Seetzen, “Yaşamımın tüm övüncü bu olacak ve ünümü buna bağlayacağım” dediği seyahatle maksadının “coğrafya ve doğal bilimler alanında edinilmiş bilgilerin genişletilmesine ve dolayısıyla Kutsal Kitabın daha kolay ve doğru yorumlanabilmesine” katkıda bulunmak olduğunu söylüyordu. Yolculuk sırasında farklı iklimlerle ve yabancı insanlarla karşılaşacağını, hatta bazı tehlikeler de yaşayacağını ancak her şeye rağmen bu serüvene cesaretle atıldığını, çünkü bu yolculuğun bilgilenmeye meraklı okurlar için yararlı olacağına inandığını söylüyordu. Dolayısıyla bavulundaki en değerli eşyaların başında yazı malzemeleri geliyordu (Ulrich Jasper Seetzen, İstanbul Günlükleri, Çev.: Selma Türkis Noyan, Kitap Yayınevi: 2017).

Tuna üzerinden başlayan seyahatinin en önemli duraklarından biri olan ve 6 ay kalacağı İstanbul’a Mart 1803’te ulaştı.

Seetzen İstanbul’a ayak bastığında Osmanlı tahtında Sultan III. Selim oturuyordu ve şehirde binlerce İstanbullunun ölümüne sebep olan büyük bir veba salgını vardı.

Amedeo Preziosi.
Amedeo Preziosi.

Sessiz bir kent

Seetzen, Osmanlı başkentine adımını attığında Viyana ile karşılaştırdı. Ona göre seyyah İstanbul’un kalabalığını epeyce abartmıştı, burası çok sessiz, âdeta ölü bir kentti.

Félix Ziem, İstanbul Manzarası.
Félix Ziem, İstanbul Manzarası.

Şehrin sessizliğinden sonra Alman seyyahın dikkatini dar sokaklar ve sokakların iki yanına yaslanan cumbalı evler çeker. Galata’ya geçmek için kayığa bindiğinde yaşlı kayıkçıyı, Osmanlıların tümü gibi, çok ciddi bulur. Pera’ya çıktığında çeşitli ülkelerden gelen, birbirlerinden farklı kıyafetler giyen insanlarla karşılaşır. Rumca, Türkçe, İtalyanca, Slavca, Fransızca sözcükler, kopuk cümleler kulağına çalınır. Almanca duyduğundaki hislerini şöyle kaydeder: “İnsanın vatanından uzaktayken, çevresinde hep yabancı bir dil duyduğundan, kendi ana dili kulağına meğer ne kadar hoş geliyormuş!”

İlk günlerinde, o sırada İstanbul’u kasıp kavuran “hem üzücü hem de ürkütücü bir manzara” ile yüzleşir ve günlüğüne not düşer: “Komşu evlerden birinde vebadan ölmüş olan birinin cenazesi kaldırılıyordu.”

İlk ziyaret Bedesten’e

Seetzen bilimsel gelişmelere büyük ilgi duyuyordu. Bundan dolayı her zaman yeni kitapların peşindeydi. Matbaanın “insanlık için çok önemli bir kuruluş” olduğuna inandığından, İstanbul’daki matbaayı da merak ediyordu. İstanbul’daki sahaflardan ve matbaada son zamanlarda basılan kitaplardan Gotha dükünün kütüphanesi için satın almak istiyordu. O sıralarda İstanbul’daki Avusturya elçiliğinde çalışan ünlü Osmanlı tarihçisi Hammer ile tanışması işlerini kolaylaştırdı.

Ippolito Caffi, Haliç’te Gün Doğumu.
Ippolito Caffi, Haliç’te Gün Doğumu.

Seetzen’in elbette ilk ziyaret edeceği yer Bedesten’deki Sahaflar Çarşısı’ydı. Seyyahın izlenimlerine göre iki sıra hâlinde yan yana dizili, onu aşkın kitapçıda, matbaa baskısı kitaplardan ziyade eski elyazmaları vardı. Türkçe, Arapça ve Farsça olan elyazmaları tarih, coğrafya ve topografyayla ilgiliydi. Matbu kitapların bir kısmı Müteferrika Matbaası’nda bir kısmı ise -o esnada faaliyette olan- Üsküdar’daki matbaada basılmıştı. Seetzen, yazmaları ve bilhassa matbu kitapları Avrupa’ya kıyasla çok pahalı bulsa da bu kadar bol elyazmasını bir arada bulduğu için sevinçliydi. Çünkü “Doğu ülkelerinin fikir ürünlerini içeren kitaplar satın alıp ilginç bir koleksiyon” oluşturmayı tasarlıyordu. Bu ilk ziyaretinde çarşıdan bir tek kitap almıştı: Ramazan hakkında bilgi veren, tek tarafı basılı, küçük bir Türkçe risale.

İmparatorluk matbaasında bir gün

Giovanni Brindesi, Simitçi, 19. yy başları.
Giovanni Brindesi, Simitçi, 19. yy başları.

Alman seyyahın büyük bir merakla ziyaret ettiği bir diğer durağı Üsküdar’daki imparatorluk matbaasıdır: “Burası tek katlı, Avrupai tarzda yapılmış bir ev. Bizi matbaanın bulunduğu oldukça geniş bir salona aldılar. Burada yan yana üç baskı makinesi duruyordu ve bunların ikisi çalışmaktaydı. Oysa elçilik sekreteri Bay von Hammer, bize orada sekiz baskı makinesinin bulunduğunu bildirmişti. Matbaacılar işlerinde çok deneyimli oldukları izlenimini uyandırıyorlar. Bazıları Türk, bazıları Ermeni. Ama müdür tarafından görevlendirilmiş olan başlarındaki kişi Türk.” Seetzen, matbaadan Farsça-Türkçe bir sözlükle mühendisliğe dair iki kitap alarak ayrılmıştır.

Kitaplarla ilgili üçüncü durağı Çemberlitaş’taki Vezir Hanı’dır. Ermeni kitapçıları ziyaret etmek için buraya uğrayan seyyah, hanın girişinde yedi kitapçı dükkânı olduğunu, bunların aynı zamanda cilt de yaptığını aktarıyor.

Tesadüflerin yardımı

Kitaplar konusunda bazen tesadüfler de ona yardımcı oluyordu. Mesela bir tuhafiyede, paketleme amacıyla kullanılan hurda kâğıt yığınının içinde bulduğu 400 küsur sayfalık bir Türkçe-Fransızca dilbilgisi kitabını her yarım tabaka kâğıt için bir para ödeyerek satın almıştı.

Salvatore Valeri, Fenerbahçe Sahili’nden Prens Adaları Manzarası.
Salvatore Valeri, Fenerbahçe Sahili’nden Prens Adaları Manzarası.

Seetzen, İstanbul’daki Avusturya elçisinin başkentteki vebadan korunmak için elyazmalarını satın alma işini bir konsolosluk tercümanına havale etme teklifine hiç kulak asmaz: “Eğer onların öğütlerini dinlemiş olsaydım, burada hiçbir şeyi görüp inceleyemezdim.”

Böylece Seetzen, binlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan vebaya rağmen Gotha dükü için İstanbul’dan Türkçe, Farsça, Arapça ve Grekçe ikiyüze yakın elyazması eser satın aldı. 16 Haziran 1803’te dört at kiralayarak Bursa’ya doğru yola çıkmasıyla Alman seyyahın İstanbul günleri sona erdi.