20.356 Takipçi

Yola ‘seyahat kültürü dergisi’ olarak çıkan Skyroad artık dijitalde! Hem Türkiye’yi hem de dünyayı keşfetmek, film, kitap ve mekanlarla ilgili önerilerde bulunmak ya da keyifli etkinlikleri herkesten önce duyurmak için Skyroad sizinle.

Son imparatorun kütüphanesinde bir kaç saat

Sultan Abdülhamid Han portresi.
Sultan Abdülhamid Han portresi.

1894’de İngiliz Büyükelçiliği’nde sekreterlik yapan Wilhelm Max Müller’in annesi ve babası İstanbul’a, oğullarını ziyarete gelirler. İngiliz filoloğu ve oryantalist olan baba Friedrich Max Müller ile iyi bir yazar olan anne Georgina Adelaide Müller 6 ay süreyle kaldıkları İstanbul’da Suriçi, Pera, Boğaziçi, Göksu, Kâğıthane gibi yerleri gezmelerinin dışında, sıradan turistlerden farklı bir muamele görmüşlerdi. Pek çok kez Sultan II. Abdülhamid’in huzuruna kabul edilmişler, hatta Yıldız Sarayı’nda Sultan’la beraber akşam yemeği bile yemişlerdi.

İçindekiler
  • Bu İstanbul ziyaretinin bütün ayrıntılarını Müller çifti tarafından kaleme alınan 16 mektuptan öğrenebiliyoruz.

1894’de İngiliz Büyükelçiliği’nde sekreterlik yapan Wilhelm Max Müller’in babası, Friedrich Max Müller.
1894’de İngiliz Büyükelçiliği’nde sekreterlik yapan Wilhelm Max Müller’in babası, Friedrich Max Müller.


(Georgina Adelaide Müller’in On Dokuzuncu Asır Biterken İstanbul’un Saltanatlı Günleri, Çeviri, Hamdiye Betül Kara, Dergâh, 2010).

Çift, kendilerine gezileri sırasında eşlik eden saray yaveri Miralay Sadık Bey sayesinde Topkapı ve Yıldız saraylarındaki özel bölümleri de ziyaret etme fırsatı yakalamışlardı. Bu özel bölümlerden biri de Abdülhamid’in Yıldız Sarayı’ndaki dillere destan kütüphanesiydi.

Akşam yemeğinde Sultan’ın “Siz benim özel kütüphanemi görmediniz, bilhassa ziyaret etmenizi arzu ederim” demesi üzerine yaver Sadık Bey ertesi günün gezi programına kütüphane ziyaretini de ilave etmişti.

Eşsiz ve nadir el yazması kitaplar

Yıldız’ın ana kapısından geçip Harem duvarları yanından sağa döndükten biraz sonra karşılarına bir köşk çıkar.

Uzun ve yüksek bir oda" diye tarif edilen bu yapı Sultan’ın özel kütüphanesidir.

Osmanlı'da, İstanbul'un o eşsiz manzarası.
Osmanlı'da, İstanbul'un o eşsiz manzarası.

İçeri girince koruması altındaki kitaplarla gurur duyduğu her halinden belli olan ve kendini bu kütüphaneye adayan yaşlı bir kütüphaneci ve onun yardımcılarıyla karşılaşan Müller çifti, onlar gelmeden önce hazırlanan kataloglarla dolu bir masaya oturarak incelemeyi istedikleri kitapları yaşlı kütüphaneciye iletmişler.

Yaşlı kütüphanecinin kitapları bulma konusundaki samimi gayretinden çok etkilenen çiftin önüne ilk olarak çok güzel tezhip edilip ciltlenmiş olan birkaç eşsiz İran el yazması gelir. Bay Müller’in özellikle Hindistan’dan gelme bir kitap görmek istediğini belirmesi üzerine de ellerinde ne varsa, büyük bir şevkle çıkarıp hepsini masanın üzerine koyarlar.

Ayrıca son derece nadir olan el yazması Kur’ân’ları da ziyaret ederler.

Batı klasiklerinden koleksiyon

Osmanlı bahriyelilerin Yıldız Saray'ına yanaştıkları an.
Osmanlı bahriyelilerin Yıldız Saray'ına yanaştıkları an.

Ardından sıra kütüphaneyi genel olarak dolaşmaya gelir, Bayan Müller’in bu gezintiye dair izlenimleri şöyle:

“Kütüphaneler en iyi şekilde yapılmıştı; rafları hareket ettirilebiliyordu. Bir köşede İngiliz, Fransız ve Alman klasiklerinden oluşan çok iyi bir koleksiyona rast geldik. Odanın ortasında cam mahfazalar duruyordu. İçleri Sultan’a hediye edilmiş muhteşem ciltli ve resimli çalışmalarla doluydu.”

Günümüzde IRCICA kütüphanesi adıyla bilinen ve İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi olan, Yıldız Sarayı'da Seyir köşkü'nde bulunan kütüphane, IRCICA olarak faaliyetlerine 1980'de başlamıştır.
Günümüzde IRCICA kütüphanesi adıyla bilinen ve İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi olan, Yıldız Sarayı'da Seyir köşkü'nde bulunan kütüphane, IRCICA olarak faaliyetlerine 1980'de başlamıştır.

Bu gezinti esnasında kütüphaneci, Sultan Abdülhamid’in kütüphanenin bütün düzeniyle ilgilendiğini ve hemen her gün buraya uğradığını da meraklı ziyaretçilere söyledi.

Kitaplar arasındaki bu kısa gezintiden sonra artık kütüphane ziyaretinin sonuna gelinmişti. Yaşlı kütüphaneci ve diğer görevliler kibarca ve “pek zarif doğu tarzı selamlamalarıyla” kapıya kadar Müller çiftine eşlik etmiş, onlar da istemeye istemeye “son imparator”un kitap hazinesine veda etmişlerdi.