Şeyma Özin

HABER YAZARI

Tek taş üstüne beş taş hayat

Bazıları istediği hayatı yaşar. Bazıları kendi hayatını idealize eder ve ‘bak, benimki çok güzel’ diye kendi idealini kafanıza kakar. Bundan sebep bazılarımız da vay benim güngörmemişliğim diye sızlanır durur. Ben şimdi ne idealize etmiş ne kafaya kakmış ne de sızlanmış olmamak için yazmayı tercih ediyorum. Yazının sonunda yol hangisine çıkarsa siz ilk sapaktan gerisin geri dönün. Hepimizin hayattaki varoluş kaygısı farklı. Hatta bazılarımız böyle bir kaygının var...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Çocuk yetiştirmek de sahne sanatlarına dahil

Doğumun gerçekleşeceği tarihe aylar kala banka hesabına yüklü miktarda para yatır ve Amerikan vizesine başvur. Vize çıkarsa kalacağın yeri bul ve doğumdan sonra da bir süre orada kalacağın için kendini bu duruma göre ayarla. Doğmamış çocuğa biçtiğin donun astarının, yüzünden pahalıya geleceğini bil ve doğmamış çocuğun rızkını yine bunun için harca. Tamam mı, doğdu mu, evladın artık çifte vatandaş. Senin gibi geleceği öngörüp daha bugünden evladiyelik planlar yapan bir annesi old...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Modern Ortaçağ ve Türkofobi

İnsanoğlu yaratıldığından beri bir takım endişe ve korkular içerisindedir. Eski çağlarda bu korku, bir hayvandan veya bir olaydan ötürüdür. Modern zamanlara gelindiğindeyse insan, kendisine farklı gelen her türlü ayrıntıdan kaçınır. Avrupai deyişle bu "fobiler" gündelik yaşamı etkilediği kadar devlet yönetimlerine, uluslararası politikaya dahî yön vermiştir. Her devletin, milletin ve medeniyetin tarihsel deneyimine bağlı olarak bir takım devlet, millet ve medeniyetlere karşı ön yargısı ve bu ön ...

Mehmet Ali Gökalp

HABER YAZARI

Doların Ekonomimize Olan Etkisini Azaltmak İçin Ne Yapmalı

Gerçekten millet olarak Amerikan para birimi olan dolardan bıktık.İşçisini,patronunu,politikacısını,çiftçisini,köylüsünü,kentlisini,bekarını,evleneceklerini,finansçısını,esnafını, alacaklısını,  borçlusunu kısaca  80 milyonu canından bezdirdi. Dolar kurunun inmesi bir dert, çıkması başka bir dert.  Dolar kuru indiği zaman ihracatçıyı yurtdışındaki üreticiyle fiyat rekabeti yapamadığı için vuruyor, iç piyasaya üretim yapan sanayiciyi ithal etmesi üretmekten daha ucuza geldiği için vuruyor ve r...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Gülmeseydim iyiydi

Evren dedik olmadı, karma dedik bu sefer de farklı bir anlama meyyal olmadı, iyi enerji dediğimiz güneş enerjisinin yanına yaklaşamadı. Çok satan Amerikan menşeili olumlama kitaplarını aldık gizli gizli, kimsecikler yokken okuduk. Varsa yoksa ayna diyordu bu kitaplar. "Bre deyyuslar şimdi Lacan’dan ne farkınız kaldı? " demedik dikkate aldık.  Bir kere olsun kendimizi görmek için bakmadığımız, hep başkalarındaki aksimizi yokladığımız aynaların karşısına geçtik. Derin bir nefes alıp gür ...

Ayşe Nur Ayyıldız

HABER YAZARI

The Circle

Paranoyak olman, takip edilmediğin anlamına gelmez.’  Hiç de ilgim olmamasına rağmen ergenlik dönemimin akımına kapılarak kulak kabarttığım grunge müziğin en ünlü temsilcilerinden Nirvana’ nın Territorial Pissings şarkısında duyuvermiştim bu cümleyi ilk kez. Fakat çat pat ingilizcemin de etkisinden olsa gerek, ne ifade ettiğini anlamam çok sonraya denk gelir; zaman geçip de kendi kişisel dedektifimizin kendimiz olduğu yani nereye gidip nereden dönüyorsak, ne içip ne yiyorsak velhasıl gözümüz ney...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Yaşamak mı zor, iş ararken delirmemek mi?

Açız, sevdalıyız, canımız sıkılıyor türlü sevinçler kiralayacak paramız yokuyusambirileri gelip çekmecelerimi ve kafamı karıştırıyorçeşmeleri açık bıraksam mı; dünya temizlenirkurtarıcıya giderim haftasonlarıve hep onu çarmıha gerenleri bulurum Böyle söylüyor Osman Konuk, Yaşamak mı zor, Çince mi? şiirinde. Son zamanlarda arkadaşlarımdan, çevremden, çalıştığım iş yerinde eleman arayışımızdaki süreçten görüyor ve duyuyorum ki; herkes iş arıyor. Dehşete kapılıyorum. Bu kadar insan...

Ayşe Nur Ayyıldız

HABER YAZARI

Çocuktum, ufacıktım, top oynadım, acıktım. *

Her şey 7 yaşındaki yeğenimin ‘Halaaa, sen küçükken hangi oyunları oynamayı severdin? Çok arkadaşın var mıydı?’ sorusu ile başladı. Birkaç saniye içinde zamanın dimağımda bıraktığı tozlu hatıraların içine dalıverdim. Gözlerimin önünden geçenlerin haddi hesabı yoktu neredeyse; topaçlarım, bilmem kaçıncı kez patlatıp yeniden bakkala koşup aldığımız plastik toplar, teneffüs aralarında muhakkak bahçeye inip atladığımız lastikler ve daha neler neler… Her duruma ve her mekana uydurabileceğimiz binler...

Mehmet Ali Gökalp

HABER YAZARI

Borsa neden bu kadar yükseldi?

Eminim bu konuyu elinde hisse senedi tutandan, hisse almaya çalışana merak eden, veya hiç parası olmayıp hatta borcu olup  sırf merakından borsa neden bu kadar yükseldi diyen çok büyük bir kesim var. Herkes birbirine aynı soruyu soruyor: Neden işler bu kadar durgunken, Türkiye’de bir durgunluk hakimken, hatta dünyada bu kadar iktisadi ve insani kriz varken bizim borsa nasıl oldu da bu kadar yükseldi. Esasında neredeyse her matematik sorusunda olduğu gibi cevap sorunun içinde var, ama tam olar...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Bizim türkümüz; Eren, iyi ki varsın!

Asırlar, kahramanlık destanlarımızı ve korkularımızı, arşı inleten adımlarımızı ve saklandığımız kuytuları, vurduğumuz kelleleri ve göğsümüzü delip geçen mermileri, fethettiğimiz kentleri ve aşamadığımız kale burçlarını, fedakarlıklarımızı ve kopamadığımız bencil ihtiraslarımızı, kitleleri ayağa kaldıran sloganlarımızı ve sessiz dualarımızı aklına mıh gibi kazıdı. Sadece aklına değil, eski yüzyıllarda mağara duvarlarına, daha sonra ovalarda kitabelere, papirüslere, ardından el yazmalarına, matba...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Kadın mücadelesini ayaklar altına almak ve Feyza Altun

Dünyada kadınların ve bize daha çok dokunan hali ile Müslüman kadınların hak taleplerine olan farkındalığım Konca Kiriş ile başladı. Konca’nın hikayesinin diğer kadın cinayetlerinden farklı bir yönü vardı. Konca, Müslüman kadının uyanışının simgesi haline gelebileceğinden endişe edilerek, gördüğü onlarca işkencenin ardından öldürülmüştü. Müslüman bir kadın olmanın gereği (?) olarak görülen “kaderine razı olma” ve “itaat et rahat et” düsturundan ayrı bir yolu vardı Konca’nın...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Bir Taş At!

Bazı coğrafyaların omuzlarındaki yük diğerlerinden fazla ve farklıdır. Çoğu zaman tarih, kan ile yazılmıştır ve hala günümüzde bazı coğrafyalar bunun ile mücadele etmek zorundadır. Bu durum beraberinde sadece istikrarsızlık ve kaosu değil, bilgi noksanlığını ve kültür yozlaşmasını da getirmektedir.  Dünya'ya medeniyet dağıtma düsturu ile hareket ettiğini iddia eden devletler tarafından bazı coğrafyalar altüst oluyor, insanların gelecekleri ellerinden alınıyor, çocuklar ve kadınlar başta olmak...

Ayşe Nur Ayyıldız

HABER YAZARI

Zweig’i Kim Öldürdü?

‘İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbirşey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır.                                                                             Yalnız. Yalnız…’* Hayatınızda olması gerekenden çok daha sonrasında keşfettiğiniz bir şeyler oldu mu hiç? Hani alakasız bir yerlerde kulağınıza dolup dilinize bir mırıltı halinde p...

İsmail Kara

DERIN TARIH YAZARI

Laiklik politikalarının değişmez umdeleri var mı?

Bütün Cumhuriyet tarihini, özellikle de 3 Mart 1924 sonrasını laiklik anlayışları ve politikaları açısından tektip ve değişmez bir yorum, mevzuat ve uygulamalar manzumesi olarak değerlendirmek ne kadar doğru olur? Bu soru etrafında farklılaşan dönemlere işaret etmek için siyasî merkezin, aydınların, bürokrasinin, basın-yayın organlarının iç dinamiklerin ve uluslararası şartların değişmesine paralel olarak bir kısmı ciddi denebilecek tadil ve tashihlere gittiğinden bahis açılabilir. Tadil ve tash...

Prof. Dr. Semavi Eyice

DERIN TARIH YAZARI

​Sultan Abdülhamid'e niyet kime kısmet Ertuğrul ve Söğütlü Yatları

Osmanlı Devleti’nin son dönemi padişahlarından olan Sultan II. Abdülhamid için İngiltere tezgâhlarında yapılmak üzere iki yat sipariş edilmişti. Ismarlanan bu iki yattan birincisine Osmanlı hanedanının kurucularından Ertuğrul Gazi’nin adı, ikincisine ise Osmanlı Beyliği’nin ilk tohumunun atıldığı yerin adı verildi. Böylece Sultan için sipariş edilen Ertuğrul ve Söğütlü yatları Marmara’nın parıltılı sularındaki yerlerini almışlardı. Sultan II. Abdülhamid döneminde kullanılan sözkonusu yatlar Cumh...

Üç tarafı denizlerle, dört yanı hainlerle çevrili bir kara parçasıyız biz. Şu dünya denen kürenin ne tarafından tutsak elimizde kalıyor, ne tarafına geçsek yerçekimi kayboluyor ve uzay boşluğuna düşüyoruz. Fakat bizler, vatan ne demektir iyi biliyoruz. Düştüğümüz toprağı pamuktan döşek, üzerimize örtülen al bayrağı atlas yorgan sayıyoruz. Ölümün de yaşamın da bir amacı var, biliyoruz. Etrafımızın düşmanlarla çevrili olması içimizden kahramanlar çıkmayacağı anlamına gelmez. Bu tez, yakın zamanda kanıtlandı, 15 Temmuz'da. Her denklemde rol oynayan ve bazen büyük bedeller ödeyen Türkiye, o gecede yine bu büyük bedellerden birini ödeyerek ayakta kaldı. 

O gece, ideolojik üstünlük kaygıları ya da iktidarı koruma arzusu yoktu. Nasıl ki beraber yaşıyoruz bu topraklarda, aynı suyu içiyor aynı ekmeği bölüşüyoruz, nasıl ki aynı İstiklal Marşı'nı okuyoruz, aynı al bayrağı göndere çekiyoruz, aynı kaldırım, aynı sokak, aynı kahvehane, aynı sevinç ve kedere sahipsek; işte o gece ayrım gözetmeden vatan, millet, din, bağımsızlık ve namus uğruna sokağa çıkaranlar, Malazgirt'te birlikte yürüdüklerimizdi.  

Aslında bu millet, şu bir kaç yıllık süreçte heybesinde taşıdığı o kimliksiz yükü attı. Yüklerinden arınarak, bağımsızlığı akan kanında hisseden Türkiye, artık dış politikada güç sahibi olmanın yanı sıra dengeleri değiştirecek roller üstleniyor. Bu tip kalkışmalar, terör saldırıları, yabancı devletlerin ülke içi siyasete bu kadar karışma arzusunda olmaları da bu yüzden. Ne o eski baskı altında tutulan Türkiye var, ne de o eski halk.  

Unutulmaması gereken şey şu; devlet kurmak ile millet kurmak farklı şeylerdir. Bir devleti ideolojilerin sınırlarında kurabilirsin fakat millet kendi öz kimliğini ve değerlerini asla kaybetmez. Cumhuriyet kadrolarının da ideolojilerini halka empoze ederken kaçırdıkları nokta buydu. Bu göz ardı edilen husus, baskıların altında tekrar filizlenerek ülkeye hakim oldu. Asker botunun altında ezilen tohum, çiçek açtı.

Baskılanabilir ama asla yok edilemez; Anadolu geleneği ve İslam.

Darbe kavramı ne yazık ki literatürümüze yeni girmiş bir kavram değil; tarihimizdeki siyasi olaylar içerisinde büyük bir kısım teşkil ediyor. Darbelerin hususi tarihlerine çok değinmeyerek bir şeyi anlatmak istiyorum: militarizm faktörü.

Militarizm, Michael Howard'ın tanımıyla; "askeri altkültüre ait değerlerin toplumun egemen değerleri olarak algılanması"dır. "Her Türk asker doğar." anlayışıyla yetişmiş bireyler olarak bu akıma hızlıca kapılmak pek muhtemel. Aslını isterseniz askerin üstünlüğü algısı Osmanlı'dan kalma bir  mirastır. Beylik sürecinde ordu-millet anlayışı esas alınarak yönetilen Osmanlı, imparatorluk sürecinde bu anlayışı terk ederek askeri imtiyazlı bir sınıf oluşturdu: Yeniçeriler.  Silah taşıma hakkını belli bir gruba vermenin sonucu bu grup, diğer toplumsal statülerden bir nebze de olsa üst kademede olma şansına sahip oldu. Askerin devletin koruyucu ve asli unsuru olduğu algısı da yine bu süreçte yerleşti. Sadece dış güçlere ve düşman kuvvetlere karşı savaşmayan ordu, counterinsurgency/kontrgerilla olarak isyan bastırmada da temel faktör sayılmaktaydı. Bu sebeple kendisini halaskar-ı zabitan(kurtarıcı subay) olarak gören ordu, pek çok kez devlete karşı isyan etmiştir. Lakin Osmanlı dönemindeki bu tip isyanlar, rejime yönelik olmayıp daha çok ekonomik sebeplerden ötürüydü. 

Tarihin ilerleyen zamanlarında Cumhuriyet'i kuran kadroların devlete isyan eden ve kendini ülkenin asli unsuru sayan askeri kökenlere sahip olması, devlet kuran asker imajını yerleştirdi ve bu durum gelecekteki darbelerin düşüncesel altyapısını oluşturdu. 

Tarihi sürece ve dünya üzerindeki örneklerine bakıldığında eli silah tutan -bir nevi üstün ve ayrıcalıklı- grupların ülkede planladıklarından farklı bir yol izlendiğinde, ateş gücünü himayesinde bulunduğu devlete yahut bizzat halka çevirdiği görülmüştür. Sivil ve askeri unsurlar arasında kırılgan bir saha vardır ve çoğu zaman bu kırılma anlarında darbeler gerçekleşir. 

Vatanı müdafaa eden, terör ile mücadele eden ve bu mücadeleler esnasında vatanı, milleti, bayrağı, dini ve bağımsızlığı uğruna toprağa düşüp şehit olan askerlerimizin adını kirleten bir kısım gruplar neredeyse her 10 yılda bir, sivil iktidar tarafından kısıtlanmaları ve yahut istediklerini elde edememeleri durumunda darbe yaptılar ve genellikle demokrasiyi ve rejimi korumak bahanesiyle ayaklanıp siyasete ve sivil hayata müdahale ettiler.

İşte 15 Temmuz 2016'da da bu tarz bir darbeye niyetlenilmişti. Fakat bu sefer darbeci askerlerin ortak noktası başka bir şeydi; dini dillerine dolayarak siyasi amaçlarını gerçekleştirmeye çalışan bir örgüt; FETÖ. Sanırım diğer askeri darbelerden 15 Temmuz'u ayıran bir faktörde buydu. Diğer faktör ise, halkın ayaklanması, darbeye darbe yapmasıydı ki bu şanlı bir destandır. 

Nasıl ki Çanakkale dediğimizde gözlerimiz doluyorsa, nasıl ki Kurtuluş Savaşı'nda topraklarımızdan düşmanı söküp atmamız bir kahramanlık destanıysa, nasıl ki Fahreddin Paşa Medine'yi bırakmadıysa; bizler de 15 Temmuz'da bu vatanı bırakmadık ve bir destan yazdık. Yıllar geçsede çocuklarımıza anlatacağımız, vatanımızla ve insanımızla gurur duyacağımız bir destan. 

Konuşulması gereken nice şey varken, susmak istiyorum. Zira daha titremesi geçmedi ellerimizin ve uğultusu bombaların, tüfeklerin, tayyarelerin.
Biz o gece öldükçe yeniden doğduk.
Fakat onlar bilmezler bu ülkede şehitlerin ardından ağıtlar yakılır, türküler yazılır.
Onlar bilmezler bu ülkede doğan bebekler ilk nefeslerinde şehitler için ağlarlar.
O gece bu ülke karanlığı süngüledi. Nasıl ki sabah güneş doğacaktı, bu vatan da o gece düşmeyecekti. 
O gece öyle eller vardı ki tutabilselerdi o uçakları, demir değil kağıtmış gibi yırtacaklardı.
Öyle gözler vardı ki kor gibi yangınlar barındırıyorlardı ve  eriteceklerdi; tankları, mermileri, tüfekleri.

Bu mücadelenin adı Çanakkale'dir o gece, Bedir'dir, İstanbul'un fethidir, Mohaç'tır, Preveze'dir.
Bu insanlar Türk'tür, Kürt'tür, Arap'tır, Laz'dır, Çerkes'dir.
Bu insanlar millettir, yiğittir, gazidir, şehittir.

Bu insanlar bizimdir.