linkName
ASYA KARAGÜL
GZT YAZARI
1996 yılında İstanbul'un Fatih semtinde dünyaya geldi. Lise öğrenimini Kadıköy Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nde tamamladı. Lise yıllarında bazı internet sitelerinde yazarlık yaptı. Kitap okumaya düşkünlüğü ve tarih sevgisinin, her zaman hayal ettiği gazetecilik mesleğinin önüne geçmesiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarihbölümünü kazandı. Arkadaşlarıyla Medeniyet Araştırmaları kulübünü kurdu ve çeşitli etkinliklere imza attı. Kulübün blog sayfasında akademik düzeye ulaşmaya çabaladığı yazıları hala yayınlanmakta olan yazar, lisans eğitimine devam etmektedir ve tek büyük korkusu okumak istediği kitapların hepsini okumadan bu dünyadan göçmektir. devamı

Öfkenizi tanıyın!

asyakaragul
ASYA KARAGÜL
GZT YAZARI

Medeniyetlerin kırılma noktaları, engelleri, zirveleri, karlı yamaçları, kır bahçeleri ve patikaları vardır. Bir elin parmakları gibi derdi ve devası, zaferi ve hezimeti, savaşı ve barışı, ödülü ve cezası ancak bir olduklarında bir vatan vücuda getirirler. Ülkelerin hainleri, kahramanları, kadınları ve liderleri vardır. Hainler olmadan kahramanlar, kadınlar olmadan ülkeler olmaz. Kadınlar ki yüzlerindeki çizgilere bir evlat, bir eş, bir vatan sığdırırlar. Liderler ki omuzlarında tüm vatanı taşırlar. Kahramanlar ise… İşte onlar can verirler, yurdu yaşatmak için.

İbn Haldun’un oldukça meşhur bir sözü vardır, “coğrafya kaderdir.” Doğru, fakat bu konuda bakış açısı da oldukça mühim. Bazı coğrafyaların kaderine yüzleşmek ve mücadele etmek yazılmıştır. Bazı ülkelerin omuzlarındaki yük her zaman diğerlerinden daha ağırdır ki bu yüzden sadece bazı milletlerin kaderinde “tarih yazmak” yazılıdır. Tıpkı Türkiye gibi.

Türkiye, üç tarafı denizlerle, her yanı hainlerle çevrili bir kara parçasıdır oysa içinde nice kahramanlar biriktirir. Zira bu ülkede her ana bir kahraman doğurmaya, her kahraman ise şehadete gebedir.

Diyor ya İsmet Özel;

“…sana yaşamak düştü çarkların gövdesinde”

Bize yaşamak düştü bu güzelim memlekette. Bizim buralarda gün batımı başaklara vurduğunda, hasadını bekleyen bir insan göğe bakar her zaman. Bizim buralarda boğazın sularına karışmadan martılara simit atabilen insanlara çok rastlanmaz. Bizim insanımız kayboluşlara ayarlıdır. Boynunda muskası, yüreğinin kemendini sıkmadan konuşur, susturamazsın. Kahvenin kenarında çayını karıştırırken, sokakta kaldırımda çekirdek çitlerken, bir plazadaki ofisindeyken, ineklerini sağarken, çiçek satarken, çayırlarını biçerken, otobüs duraklarında beklerken. Bizim insanımız konuşur ve sen onu asla susturamazsın. Ülkesinden konuşur, siyasetten, magazinden, pazardaki fiyatlardan, çocuğunun okulundan, emekli maaşından. Konuşur ve susturamazsın. Gün gelir ülkesine zarar göreceğini gördüğü an ortaya canını koyarak koşar, işte o zaman da durduramazsın. Bizim insanımız koşar. Diğer insanlara yardıma koşar, kavga varsa kavgaya koşar, gün gelir cepheye koşar. Ülkede darbe oluyor derlerse içki masasından kalkar tankın arkasından koşar. Abdestini belediyenin havuzunda alır, arkadaşlarının, ülkesinin, liderinin yanına koşar. Gün içinde kavga ettiği, tartıştığı, küfrettiği adamla omuz omuza vatanı için koşar.

Mücadele etmek genetik kodlarına yazılmıştır bizim insanımızın. Malazgirt’te, İstanbul’da, Mohaç’ta, Preveze’de, Belgrad’da, Viyana’da, Şam’da, Trablusgarp’ta, Kut’ul-Amare’de, Çanakkale’de, Kurtuluş Savaş’ında yaptığımız neyse bugün de yaptığımız odur. Kimi zaman Attila, kimi zaman Alparslan, kimi zaman Fatih’tir. Kimi zaman Yavuz, kimi zaman Kanuni, kimi zaman Halisdemir’dir. Ama bizim insanımız hep budur. Mekânın adı farklı olur, tarih değişir, liderler değişir, kahramanlar değişir, hainler değişir ama mücadele asla değişmez. Hep bu bayrak, hep bu toprak, hep bu memleket için savaşılır. Bağırıyorsak bundandır, kızıyorsak bundan.

Anadolu, kadim bir devletin karargâhıdır esasında. Kıtalara hükmeden, krallara taç giydiren, denizlerde yelkenini rüzgârla dolduran kadim bir milletin gün geldiğinde, yenilgileri boyunu aştığında, kayıpları canını aldığında ve kader dönüp dolaştığında döndüğü yuvası, o ana damardır. Burası ana ocağı, ata otağıdır. Bozkırların cenk eden rüzgârları buradadır. Buradaki her şey kavuşmak zamanına ayarlıdır. Eski dostlara, su içtiğimiz topraklara, komşularımıza, kardeşlerimize, adım attığımız o diyarlara kavuşmak zamanına ayarlıdır. Yüzyıllarca süren mücadeleden, savaşlardan, sınırlardan geriye kalan sinemize sokulmuş öfkedir. Bizim nasibimize düşmüştür sloganlar, bizim içindir meydanlar, sokaklar. Bizi tanıyın, biz kaçmayız. Burası bizim son kalemiz, ölsek bırakmayız. Bizi tanıyın, savaşmamızı tanıyın, gözlerimizi tanıyın, yumruklarımızı tanıyın.

Öfkemizi tanıyın, biz o bildik yangınlardan değiliz.

Yangınımızı saçmıyoruz etrafımıza, sorumlusu biz değiliz bu ormanların. Adım attığımız yer çakıl, sonu tel örgü biliyoruz. Biliyoruz ki, biz sussak susacak herkes. Biz sussak, saklanacak kuytu köşe bulacak tüm sırtlanlar, kalleşler, hainler. Ancak biliyoruz ki, sussak bir ömür unutmayacağız bir mazlumun gözündeki bakışı. Sussak, bir ömür affetmeyeceğiz kendimizi. Demiştim ya, bizim insanımız konuşur, susturamazsınız.

Biliyoruz, öfkemizden tanırsınız bizi, sessizliğe gark olmuş öfkemizden ki bu yazacak mezar taşımızda. Biliyoruz, atarsak adımlarımızı Şark’ın o şanlı hükümdarlarını tekrar doğuracak bu topraklar. Biliyoruz, altın izdüşümlerinin arasında, Mezopotamya’da kutlu bir ikindi vaktinde yeşerecek tüm fidanlar. Sizde biliyorsunuz. Görüyorsunuz. Millet nasıl olunur, bir vatan nasıl korunur görüyorsunuz. Görüyorsunuz bir al bayrak uğruna nasıl kurşunlara yürür insan. Görüyorsunuz yere düşen yıldızlar, nasıl aydınlatır göğü.

Bunu unutmayın.

Biz vatanı uğruna hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacak, koşacak, durmadan koşacak ve asla yorulmayacak, çalışacak, didinecek, al bayrağın özgürce dalgalanışını gördükçe kalbine huzuru işleyecek insanlarız.

Bizim öfkemizi iyi tanıyın. Biz hiçbir kahramanı arkada bırakmayız ve bu vatan için toprağa düşenleri, onları düşürenleri asla unutmayız.

Öfkemizi tanıyın.

ASYA KARAGÜLGZT YAZARI

1996 yılında İstanbul'un Fatih semtinde dünyaya geldi. Lise öğrenimini Kadıköy Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nde tamamladı. Lise yıllarında bazı internet sitelerinde yazarlık yaptı. Kitap okumaya düşkünlüğü vetarih sevgisinin, her zaman hayal ettiği gazetecilik mesleğinin önüne geçmesiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü kazandı. Arkadaşlarıyla Medeniyet Araştırmaları kulübünü kurdu ve çeşitli etkinliklere imza attı. Kulübün blog sayfasında akademik düzeye ulaşmaya çabaladığı yazıları hala yayınlanmakta olan yazar, lisans eğitimine devam etmektedir ve tek büyük korkusu okumak istediği kitapların hepsini okumadan bu dünyadan göçmektir. devamı

Tüm Yazıları

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.