Asya Karagül:Sınırlandırılan iktidar
linkName
ASYA KARAGÜL
GZT YAZARI
1996 yılında İstanbul'un Fatih semtinde dünyaya geldi. Lise öğrenimini Kadıköy Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nde tamamladı. Lise yıllarında bazı internet sitelerinde yazarlık yaptı. Kitap okumaya düşkünlüğü ve tarih sevgisinin, her zaman hayal ettiği gazetecilik mesleğinin önüne geçmesiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü kazandı. Arkadaşlarıyla Medeniyet Araştırmaları kulübünü kurdu ve çeşitli etkinliklere imza attı. Kulübün blog sayfasında akademik düzeye ulaşmaya çabaladığı yazıları hala yayınlanmakta olan yazar, lisans eğitimine devam etmektedir ve tek büyük korkusu okumak istediği kitapların hepsini okumadan bu dünyadan göçmektir.  devamı

Sınırlandırılan iktidar

asyakaragul
ASYA KARAGÜL
GZT YAZARI

Geçmişi bugünün değerleriyle yargıladığımızda çoğunlukla yanlışa düşeriz. Örneğin Cumhuriyet rejimi ile yönetilen bizler geçmişe baktığımızda monarşiyi çoğunlukla eleştiririz. Oysa toplumlar gibi devletler de zaman ve mekana göre şekil değiştirirler. Yani bugün içinde yaşadığımız dünya siyasi sistemi ve benimsediğimiz kültürel değerler mutlak iyiye ulaştığımızı kanıtlamaz. 

Retrospektif bakış açısı, içerisinde yanlış yargılar çıkmasına sebep olan riskler barındırır. Tarihin sürekli iyiye doğru ilerleyen bir lineer çizgi olduğunu düşünmek bize kısıtlı bir bakış açısı ve düşünce sahası çizer. Dönemlerin şartlarına, devlet yapılarına, uluslararası ilişkilerine, toplumsal niteliklerine hatta incelenen devletin coğrafi yapısına bağlı olarak olaylar nitelendirilmelidir. 

Merkez çevre ilişkisi bağlamında düşünüldüğünde toplumların dönemlerinin paradigmalarına alışmaları hep bir süreç gerektirmiştir. Bu teknoloji için de kültür için de geçerlidir. Avrupa'nın ateşli silahlarını yahut zırhlı gemilerini kendine uyarlamaya çalışan Osmanlı Devleti, bu coğrafyalardaki mevcut olan ve yeni ortaya çıkan fikirlere ve sistemlere kendisini tamamen kapatmış mıdır? Bu tezi onaylamak beraberinde yanlı bir bakış açısını getirecektir. Halbuki kendisindeki noksanlıkları farkeden Osmanlı yönetimi, teknolojinin yanı sıra fikri her türlü yeniliğe açık olmuş bizatihi bu yenilikleri kendisi de pek çok kez desteklemiştir.

Bize her zaman anlatılanlara bakarsak Osmanlı Devleti'nin demokratikleşme süreci bir doğru üzerindeki belli adımlardan oluşur. 'Çağdaşlaşma' sürecini III. Selim'den başlatan bu bakış açısına göre demokratikleşme süreci Tanzimat Fermanı ile başlar. Bunu Islahat Fermanı, I.Meşrutiyet, II.Meşrutiyet ve nihayetinde Cumhuriyet'in ilanı takip eder. Fakat herkes tarafından net çizgiler ile belirlenen demokrasiye gidiş yolunun bu durakları dışında başka durakları yok mudur? Yahut iktidarın sınırlandırılması süreci hakikatende 19. yüzyılda mı başlamıştır? 

Ağaca odaklanırken ormanı kaçırmamaya dikkat etmek gerek. Klasik dönem Osmanlı Devleti'ne bakıldığında her ne kadar görünüş ve esasları bakımından bir monarşi devletiyse de tek bir kişinin şahsi arzuları ile bir imparatorluk dolusu adamı yönlendiriğini söylemek bu toplumdaki nitelikli insan nüfusunu tamamen yabana atmak olacaktır. Devlet adamı yetiştirmek açısından oldukça başarılı bir sistem oturtan Osmanlı Devleti'nin dünya siyasetine yön verip 'krallara taç giydirdiği' devirde bu güçlü iktidarın tek bir kişiye has olması elbette ki mümkün değildi. En yüksek mertebede padişah olsa da kimi zaman padişahlar tarafından da bu sorumluluk başka kişilere paylaştırılmak istenmiştir. Buna örnek olarak Kanuni'nin büyük imtiyaz ve güç ile donattığı sadrazamı Damat İbrahim Paşa'yı söyleyebiliriz.

Osmanlı klasik döneminde iktidarın sınırlandırılması bir kaç yol ile olmuştur. Bunlardan en başta geleni, padişahın kararlarında en büyük rol oynayanı şer'i hukuktur ki bu hukukun başı şeyhülislamdır. Her ne kadar padişah tarafından tayini ve azli gerçekleşse de şeyhülislamlık makamı hem iktidar açısından hem toplum açısından padişahın gücüne ve etkisine dair yetkili mercilerden birisi olmuştur. Padişahlar yaptıkları işlerin tasdiklenmesinde isyancılar ise meşruiyet kazanma yolunda şeyhülislama başvururlar. Nice padişah ki şeyhülislam fetvaları ile hal' edilmiştir.
Diğer bir faktör ise askeri unsur, Yeniçerilerdir. Bu sınırlandırma faktörü günümüze de miras kalmıştır. Cumhuriyet'i kuran kadronun askeri sınıfa mensup olması da bu durumu güçlendirmiştir. Lakin Osmanlı devrinde askeri isyanlar/kazan kaldırmalar son döneme kadar padişaha yönelik değil daha çok devlet adamlarına yönelik olmaktaydı. Yani sisteme karşı bir baş kaldırıdan ziyade kişisel çıkarlar ön plandaydı. 
Son olarak değinebileceğim başka bir sınırlandırıcı sınıf Âyânlardır. Bu sınıfın mali işler konusunda yetkin bir faktör olması sebebiyle devlet ile aralarında bir belge imzalayacak kadar güçlü olduklarını Sened-i İttifak ile görmekteyiz. 

Sonuç olarak bakıldığında Osmanlı Devleti'nde ki sınırlayıcı unsurların Avrupa geleneğine uygun olarak yazılı belgeler halinde olmaması yani anayasa metnine bağlı kalınmaması Türk-İslam geleneğinde iktidar sınırlandırılması olmadığı anlamına gelmez. Zaten Avrupa tarihindeki anayasal düzene geçiş evrelerini Türk-İslam devletlerinin geçirmesi sonucunda iki farklı toplum ve kültürden aynı sonucun çıkacağını ummak başlı başına bir yanılgıdır. Her toplumsal kavrayış ve ilerleme birbirinden farklı bir yol izler. 

Değinmek istediğim konu tarihin mutlak iyiye doğru giden bir yoldan ziyade zamana ve mekana bağlı bir ilerleyiş olduğunu belirtmekti. Ne Cumhuriyet rejimine geçiş devrinde ne de sonraki süreçlerde gerçekleştirilen yenilikler bir anda ortaya çıkmamıştır. Her ne kadar resmi kayıtlar bakımından Türkiye Cumhuriyeti yeni bir devlet olsa da Osmanlı Devleti'nin her bakımdan mirasını bugünlere taşımıştır. Bu yüzden tarihin bir kısmına duyulan nefret bizim yürüyüşümüzü sekteye uğratma riskine sahiptir. Tarihin parçalara ayrılamayacağını, bir kısmının muhafaza edilip diğer kısımlarının atılmayacağını kabullenmeliyiz.

Şunu da unutmamak gerek; iyisiyle kötüsüyle hepsini biz yaptık, hepsi bizdik.

ASYA KARAGÜL GZT YAZARI

1996 yılında İstanbul'un Fatih semtinde dünyaya geldi. Lise öğrenimini Kadıköy Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nde tamamladı. Lise yıllarında bazı internet sitelerinde yazarlık yaptı. Kitap okumaya düşkünlüğü ve tarih sevgisinin, her zaman hayal ettiği gazetecilik mesleğinin önüne geçmesiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü kazandı. Arkadaşlarıyla Medeniyet Araştırmaları kulübünü kurdu ve çeşitli etkinliklere imza attı. Kulübün blog sayfasında akademik düzeye ulaşmaya çabaladığı yazıları hala yayınlanmakta olan yazar, lisans eğitimine devam etmektedir ve tek büyük korkusu okumak istediği kitapların hepsini okumadan bu dünyadan göçmektir.  devamı

Tüm Yazıları
YUKARI DÖNÜN

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz