linkName
ASYA KARAGÜL
GZT YAZARI
1996 yılında İstanbul'un Fatih semtinde dünyaya geldi. Lise öğrenimini Kadıköy Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nde tamamladı. Lise yıllarında bazı internet sitelerinde yazarlık yaptı. Kitap okumaya düşkünlüğü ve tarih sevgisinin, her zaman hayal ettiği gazetecilik mesleğinin önüne geçmesiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü kazandı. Arkadaşlarıyla Medeniyet Araştırmaları kulübünü kurdu ve çeşitli etkinliklere imza attı. Kulübün blog sayfasında akademik düzeye ulaşmaya çabaladığı yazıları hala yayınlanmakta olan yazar, lisans eğitimine devam etmektedir ve tek büyük korkusu okumak istediği kitapların hepsini okumadan bu dünyadan göçmektir.  devamı

Tarih şuuru ve 'onurluca yaşamak' mirası

asyakaragul
ASYA KARAGÜL
GZT YAZARI

Dünya pek çok açıdan sömürülmeye hazırdır. İnsanoğlu ilk olarak doğayı sömürmüş ardından devletler, insanlar, madenler, enerji kaynakları, hammaddeler, denizler ve kültürler gelmiştir. Kültürel sömürgecilik ise diğer sömürgecilik çeşitlerinin başlangıcı olarak kabul edildiğinden hepsinden daha tehlikelidir. Zira kültürün kaybı, mali bağımsızlığın sonu, siyasi bağımsızlığın ölümü demektir. Kültürel sömürgeciliğin gerçekleşebilmesi için sosyal medya, film sektörü, kitaplar gibi birçok kaynak kullanılmaktadır. Fakat bir milleti sömürebilmek için ilk adım onun tarihini yok etmektir.

Şu zamana kadar yaşanmış her olay ve bu saatten sonra yaşanılacak her şey tarih ilminin bir alt metni olmak mecburiyetindedir. Ailelerden kabileler, kabilelerden uluslar, uluslardan devletler ve devletlerden imparatorluklar kuran insanoğlunun bugüne dek yaşadığı her şey ve bugün olduğu hale gelmesine sebep olan tüm unsurlar tarihin sayfalarında yatmaktadır. Bir milletin kültürel kodlarını, devlet anlayışını, entelektüel birikimini ve bilimum özelliklerini bulmak için o milletin tarihine bakmak gerekir. Buradan yola çıkacak olursa bir milleti yıkmak için, tarihini yıkmak gerekmektedir. O halde bir milletin ana unsurlarını birleştiren çimento olan tarih, bağımsızlığın korunması için oldukça önemlidir ki bu da bizi merhum Halil İnalcık’ın dediği yere getirir:

“Tarih, bir milletin şuurudur.”

Tarih milli şuurumuz demek ise onu koruma yolunda yapmamız gereken en önemli şey tarih algımızı ‘anakronizm’ kıskacından kurtarmaktır. Geçmişi bugünün değerleri ile yargılamak bizim algımızda bir zaman kayması yaratır ve bu durum günümüzde de gördüğümüz gibi pek çok soruna yol açabilir. Her olayın kendi bağlamı içinde neden ve sonuçları vardır. Hiçbir olay kendiliğinden, bir anda, alt yapısı oluşmaksızın ortaya çıkmaz. Her sebep aynı sonuca çıkarmasa da çoğu sonuç, sebeplerden oluşur. Savaşlar, anlaşmazlıklardan çıkar. Radikal değişimlerin o raddeye gelmesinde bir tarihsel seyir yatar. Esasında bu temel denklem anlaşıldığında tarih daha anlaşılır bir saha haline gelebilir. Zira tarih bizlerin kullandığı gibi ne ideolojik düşünceleri destekleyen bir araç ne de bir masaldır. Tarih, belirli ortak özelliklere sahip olunan kişi, devlet veya oluşumların dününde yaşadıkları tecrübeleri sebep ve sonuç süzgecinden geçirerek günümüzde yaşanılan olaylara yönelik bir yorum yapabilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Tarih ile ilgili en büyük çıkmaz ise tarihi ile kavgalı bir millet olma sorunsalıdır ki bu sorun uzun yıllardır süregelmektedir.

Bu kavga bizi sömürülme riski olan bir millet haline getirir ki bu, bugün yaptığımız fedakârlıkların boşa çıkması anlamına gelir. Bugün pek çok statükoya karşı çıkıyorsak, pek çok adım atıyorsak, pek çok adamı şehit diye bağrımıza basıyorsak bu, bizim sisteme başkaldırımızdır. Başkaldırıdan kastım anarşizme giden bir yol değil tam aksine bir milletin kültürünün, dünya görüşünün sadece ülke içinde sınırlı kalmayıp taşma ihtiyacı. Bir milletin kendini, kültürünü, bağımsızlığını, ülke topraklarını, komşularını, dindaşlarını ve soydaşlarını koruma arzusu. Bir nevi savunma mekanizması. Fakat bu başkaldırıyı tarihsiz yapamayız. Ne demiş Ahmet Hamdi Tanpınar, “Sıçrayıp ufuk değiştirmek bile ancak bir zemine basarak mümkündür. Bu zemin geçmişimizdir; onunla kuracağımız sağlıklı ilişki geleceğimizi belirleyecektir.” Bu sebepledir ki bugün ülkemiz pek çok saldırıyla aynı anda başa çıkmaya çalışırken bizler tarihimizle kavga edemeyiz. Bir tarafı savunurken diğer tarafı düşman gösteremeyiz. Tarih ‘öteki’leri kaldıracak bir saha değil, hele ki ortak tarih anlayışındaki ‘öteki’leştirme bizi toplumsal kırılmalara götürecektir.

Bizler, tarihine sahip çıkması gereken bir milletiz. Bu sahip çıkma; Osmanlıca isimler ile açılan kafelere gitmekle, tuğralı yüzükler takmakla, Türk kahvesi için çeşit çeşit bardak üretmekle veya mehter marşı dinlemek ile giderilecek bir ihtiyaç değil. Bu ihtiyaç sosyal medyada ‘ecdad’ diyerek sağa sola laf atmakla, “tengri biz menen” demek ile veya tweet atmakla olmaz. Okuyan, araştıran, tartışan ve aktaran bir nesle ihtiyacımız var, politikanın ve sosyal medyanın birlikteliğinden doğan, toplumun çerçevesi içerisine sıkıştırılarak mobilize edilmiş bir nesle değil. Zira resmi varlığı henüz 100 yılını doldurmamış devletimiz ile adeta sırtlanlar tarafından çevrilmiş vatan toprağı üzerinde yaşamaya çalışıyoruz. Sadece yaşamaya çalışıyor olsak tıpkı dünyadaki birçok devlet gibi bazı “büyük ülkelerin” ardına sığınarak da bunu başarabilirdik. Lakin bizler uzun yıllar öncesine dayanan bir mirası taşıyoruz; “onurluca yaşamak” mirası. Bu miras kadim bir gelenekten geliyor. Tarihimizin en eski sayfalarından bugünlere dek izi bulunan bu gelenek devletimizin bugünkü karar alma mekanizmalarına dahi işlemiştir. Orta Asya’dan Anadolu’ya göç etmemizin sebebi olan bu mirastır. Tüm savaşların, mücadelelerin, tarihimize sinmiş tüm o devletlerin, beyliklerin sebebi bu mirastır. Tarihimiz, denizlerde bu miras ile yelken şişirmiş, bu miras ile burçlar yıkmış, kaleler ve ülkeler fethetmiştir. Bu miras uğruna, haritaları değiştirdiğimiz devirlerde fikirleri değiştirebilmek için yazmış ve ilmi baş tacı etmiştir. Ve yine, günümüzde, “onurluca yaşamak” adına her günü ayrı mücadele ile geçen bir ülkede yaşıyoruz. İnsan bu ya, ülkedeki birçok durumdan mutsuz olabilir, rahatsız olduğu noktalar olabilir, muhalefet edebilir –etmelidir de- ve kızabilir.

Lakin tüm bu kızgınlıkların ve zıtlıkların üstünde, tüm davaların ve ideolojilerin üstünde bir dava vardır; “onurluca yaşamak”. Unutulmaması gereken temel nokta, budur.
ASYA KARAGÜL GZT YAZARI

1996 yılında İstanbul'un Fatih semtinde dünyaya geldi. Lise öğrenimini Kadıköy Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nde tamamladı. Lise yıllarında bazı internet sitelerinde yazarlık yaptı. Kitap okumaya düşkünlüğü ve tarih sevgisinin, her zaman hayal ettiği gazetecilik mesleğinin önüne geçmesiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü kazandı. Arkadaşlarıyla Medeniyet Araştırmaları kulübünü kurdu ve çeşitli etkinliklere imza attı. Kulübün blog sayfasında akademik düzeye ulaşmaya çabaladığı yazıları hala yayınlanmakta olan yazar, lisans eğitimine devam etmektedir ve tek büyük korkusu okumak istediği kitapların hepsini okumadan bu dünyadan göçmektir.  devamı

Tüm Yazıları