Ayşe Döne

SPOR YAZARI

Tudor'un Takımı

Galatasaray’da teknik direktörlerin tutunamadığı, futbolcuya dayalı düzenin olduğu dönemde geçen sezon ligin 2.devresinin başlarında İgor Tudor teknik direktörlüğe getirildi. Peki neden İgor Tudor tercih edilmişti? Sosyal medya baskısıyla getirildi iddiaları doğru muydu? Galatasaray’a teknik direktör olacak kadar bir başarısı var mıydı? Sorular sorular… 2013 yılından beri Galatasaray’da sezonu tamamlayabilen teknik direktör yok. Fatih Terim, Mancini, Prandelli, Hamza Hamzaoğlu, Mustafa Denizl...

Av. Harvey Specter

HABER YAZARI

Anne, ben şövalye oldum!

Açıkçası; en son ne zaman mesleğin gerektirdiği dilekçe yazımı ve benzeri işler haricinde bir şeyler yazmak için elime kâğıt-kalem aldım hatırlamıyorum. Yıllarca hikâye ve şiir karaladım; şu anda bu satırları yazarken fark ettim de uzun zamandır bu huyumu da devam ettirmiyorum. Sanırım artık içimizi sosyal medyaya döküyoruz. Elimize kâğıt-kalem alma isteğini de gideriyor sosyal medya. Her neyse…Çocukken hep süper kahraman olmak isterdim. Hangimiz istemedik ki? Hatta içten içe, özel yeteneklerimi...

Enes Çallı

HABER YAZARI

Davasına ihanet eden bir siyasetçinin hikayesi

“Reis beyefendi rejim hala teminatsızdır. Teminatsız olduğu için de diktatöryaldir. Murakabe yoktur, meşveret yoktur. Partimizin programı bir yanda kalmış, tatbikat başka türlü görünür olmuştur, olmaktadır. Milli davalara prensipler değil, bir tek adam ve onun meydana getirdiği zümre hakimdir. Böyle olduğu için de yalnız iktidarı tutmak gaye olmuş ve her türlü fesadı, entrikayı bu gayenin hizmetinde kullanmak siyasi ve milli hayatımızın tek vasıtası haline gelmiştir.”  16 Eylül ...

Beybin Somuk

HABER YAZARI

Netflix’ten Al Haberi

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hepimizi etkisi altına alan bir Amerikan dizileri  furyası oluştu. Amerikan dizilerinin bu popülerliğini ise içinde birden çok diziyi bulunduran dijital yayın platformlarına borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Bu platformların en başında Netflix geliyor. Peki siz bir Türk kullanıcı olarak bu platformlarda masumca oturmuş dizilerinizi izlerken bu diziler ülkenizi tüm dünyaya nasıl yansıtıyor? Gelin hep beraber bakalım. İlk sırada politik bir gerilim dizisi olan H...

Ayşe Çoban

HABER YAZARI

Tükettikçe tükeniyoruz!

Sürekli tüketim kültüründen şikayet ediyoruz ancak hepimizi etkisi altına alan bu ekonomik ve ideolojik kuşatmanın gönüllü tutsakları gibiyiz. Aslında yanlış olduğunu bildiğimiz ve çoğu zaman da dile getirdiğimiz bu toplumsal düzene, gidişata karşı koyamıyoruz, değiştiremiyoruz, üstelik suç ortağı olmaya devam ediyoruz. Tüketim üzerinden, satın alma gücüyle kendisini ispat etmeye çalışan, hem saygın hem de narsist olmaya zorlayan sistemin sunduğu eşyalar ile varlığını kanıtlama yarışına gire...

Furkan Gençoğlu

HABER YAZARI

Makul Müslüman, Makul Kürt, Makul Atatürk

Din, lugattaki anlamı itibariyle yol, şeriat, millet, hesap, ceza, adet, itaat, hal ve siyaset gibi anlamlara gelir. Özel anlamı itibariyle ise bir hayat tarzının göstergesidir. 1400 sene önce Hz. Muhammed Mekke toplumu özelinde tüm insanlığa yeni bir hayat tarzı vaad etmiştir. Putlara tapınmayı bırakın ve bir olan Allah’a ibadet edin. Daha sonra vahiy iniş sürecinde alkol ve faiz yasaklanmış, evlilik, miras, velayet işlerinde uygulanacak fıkıh inşa edilmiştir. Yani Mekke toplumu ve İslam’a gire...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Osmanlı'da ilk muhalefet, Yeni Osmanlılar

Devletler doğar, büyür ve ölür; bu herkesin üzerinde ittifak ettiği net bir noktadır. Kırılgan bir sahanın getirisiyle modernleşmeyi devletin tek kurtuluş yolu olarak gören Osmanlı bürokratları, Tanzimat fermanı ve beraberindeki sürecin bir muhalefet hareketi doğuracağını düşünmemişlerdi. Avrupa’da Fransız İhtilali ile imparatorluklar paradigması yıkılmış, meşruti monarşinin hüküm sürdüğü coğrafyanın doğusunda, Osmanlı Devleti’nde mevcut olan mutlâkiyet rejimi de hasarlar almıştı. Her ne kadar O...

Enes Çallı

HABER YAZARI

Hollywood filminden daha gerçekçi bir senaryo: Paraşüt Operasyonu

28 Ekim 2016 günü Anna isimli Alman aksanlı bir kadından telefon alan Gazeteci Ben Wallace, yaklaşık bir buçuk aydır New York Magazine dergisi için Harvey Weinstein’in taciz dosyası üzerine çalışıyordu. Konuşmada kendisinin de Weinstein hakkında bilgilere sahip olduğunu söyleyen Anna, Wallace ile tanışmak istediğinden bahsetti. Wallace ile Anna iki kere görüştü, ancak Anna’nın ağzından sürekli laf almak istemesinden şüphelenen Wallace kendisiyle iletişimi kesmeye karar verdi. Wallace hikâye üzer...

Ayşe Çoban

HABER YAZARI

Hayata Gerçek Bir “Ben” Bırak!

Benlik farkındalığı ile kültürel derinlik arasında bir ilişki olduğunu öne sürdüğüm geçen haftaki yazının devamı niteliğinde toplumların kendi aralarındaki kültürel uçurumlardan bahsettikten sonra tek tek fertlerin varlık şuuruna ermesinin önemine değineceğim. Bugün uçaklara ok atan kabileler de teknolojide çok ileri giden topluluklar da aynı dünyada yaşıyor. Bu farkı sorgulamak gerekiyor. Bu kültür uçurumu bize bir şey anlatıyor. Bu uçurum, tarih sahnesine çıktığımız günden bugüne yaşam değe...

Mehmet Ali Gökalp

HABER YAZARI

Enflasyon ve bozulan fiyatlama davranışları

Enflasyon satın alınan mal ve hizmetlerin fiyatının artış oranını ifade eder. Örnek olarak 10 liraya 10 adet domates alıyor iken enflasyon yüzünden 10 liraya 8 adet domates almak gibi. Enflasyon temel olarak iki sebepten artar, birincisi talep enflasyonu yani satılan ürüne üretilen miktardan daha fazla talepte bulunulması gibi, ikincisi ise maliyet enflasyonu ki bu da satılan malların üretim maliyetlerinin artması sonucu yapılan zamları ifade eder. Ekonomi yönetimleri enflasyon artışlarını kontr...

Furkan Gençoğlu

HABER YAZARI

Sonra Bir Uyandım/2 – Pisa-Floransa

Sonra bir uyandım PİSA’dayım. Güneşli bir sonbahar sabahına gece tanıştığım Fransız postacı Carlo’nun tıkırtısı ile uyandım. Geceyi PİSA train station hostelde geçirdim. Çünkü PİSA tren istasyonundan Floransa’ya 45 dakika gibi bir sürede geçebiliyorsunuz. Sınırlı saatlerim var bu yüzden PİSA için tek hedefim PİSA kulesini görüp ilk trenle rönesansın başkenti Floransa’ya geçmek. Bu yüzden Pisa’nın geniş caddelerinde adımlamaya başlıyorum. İyi bir gezginin çantasının bir cebinde her zaman energy b...

Ayşe Çoban

HABER YAZARI

İnsanın anlam arayışında kültürün önemi

Kültürün varoluş gayemizi hayata geçirmedeki rolü nedir? Kültürel gelişim bir ihtiyaç ise insan kendi kültürünün düzeyini nasıl belirleyebilir ve benlik farkındalığı ile kültürel derinlik arasında nasıl bir ilişki vardır? Sahte kimliklerle toplumda var olanların kültürü ile derin kimlikle var olanların kültürünün mukayesesi yapıldığında ortaya ne çıkar? Bu ve buna benzer sorulara cevaplar bulabilmek için evvela kültür tanımını tarihsel boyutuyla geniş perspektifte ele almamız gerekiyor. Kültü...

Tunahan Elmas

HABER YAZARI

Türkiye’nin yerli otomobille 60 yıllık imtihanı: 'Devrim'

29 Ekim 1961 günü Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için her zamankinden farklı bir heyecan vardı. Aylar öncesinden başlayan bu heyecanın sebebi Türkiye’nin ilk yerli üretim otomobilinin tüm ülkeye tanıtılacak olmasıydı. Meclis önüne getirilen yerli otomobilin adı ‘Devrim’di. Türk mühendislerin elinden çıkan bu otomobil ülke için bir devrim anlamına geliyordu. 27 Mayıs’ın lideri Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel bu araçla Meclis Bahçesinden, Anıtkabir’e gidecek ve bu sırada tüm basın ona eşlik edecekti. C...

Enes Çallı

HABER YAZARI

House Of Cards’ı Çok İzleyince

24 yaşındaki aktivist Conrad James geçen sene Eylül ayında BlackMattersUS isimli Facebook grubundan bir mesaj aldı. Mesajda geçen sene Charlotte’taki protesto yürüyüşünde polis tarafından öldürülen siyah gösterici Keith Scott için anma yürüyüşü organize edileceği söyleniyor ve James’den de burada konuşma yapması isteniyordu. James grubun sosyal medya hesaplarını kontrol etti, polis şiddetine ve ırkçılığa karşı açılmış bir hesap olduğuna ikna oldu ve bir...

Mehmet Ali Söylet

HABER YAZARI

Derbiler Ne Derbisi?

Derbi; tüm spor dallarında geçerli olan, aynı şehirde ya da bölgede yer alan iki takımın birbiriyle yaptığı karşılaşma manasına gelen kelimedir. Türkiye’de zaman zaman iddialı ve büyük takımların yaptığı tüm karşılaşmalara bu tabirin kullanıldığını görüyoruz ancak kelimenin aslı aynı bölge-şehir takımlarını kapsadığından bu şekilde incelendiğinde daha sağlıklı cevaplar alınabiliyor. Dünyanın en popüler sporu olan futbolda da bütün sezon boyunca futbolseverlerin iple çektiği, en heyecanlı ve iddi...

Paranoyak olman, takip edilmediğin anlamına gelmez.’  Hiç de ilgim olmamasına rağmen ergenlik dönemimin akımına kapılarak kulak kabarttığım grunge müziğin en ünlü temsilcilerinden Nirvana’ nın Territorial Pissings şarkısında duyuvermiştim bu cümleyi ilk kez. Fakat çat pat ingilizcemin de etkisinden olsa gerek, ne ifade ettiğini anlamam çok sonraya denk gelir; zaman geçip de kendi kişisel dedektifimizin kendimiz olduğu yani nereye gidip nereden dönüyorsak, ne içip ne yiyorsak velhasıl gözümüz neyi görüyorsa gösterip herkese bildirdiğimiz ve böylelikle sokaktaki insandan, bankadaki memura ve dahası yukarıdaki yöneticiye kadar herkes tarafından hiç zahmetsizce fişlenebildiğimiz zamanlara.               

George Orwell’ in 1984 romanından bize yadigar kalan ünlü fikir big brother is watching you, yani toplumu oluşturan her bir bireyin big brother diye adlandırılan merkezi bir otorite tarafından gözetlenip bir nevi kontrol edilmesi, geçmişte paranoyaya yaklaşacak kadar rahatsız edici addedilse de, sanıyorum ki günümüzde artık pek esamesi okunmayan bir önerme. Yani adama demezler mi otoritenin seni izlemesini istemiyorsun da, otorite harici herkes sana bakıp seni takip etsin ne diye istiyorsun? Tabi talep edilen bu takibin de belirli şartları olduğunu unutmamak da fayda var. Farz-ı mahal, sosyal medya sitelerinde fenomen olmuş şahsiyetlere bakarsınız; her yediği her içtiği her gördüğü size kadar ulaşır ama biri eleştirip küçük görmeye ya da saplantı halinde her şeyi takip etmeye başlayınca, bir anda özel hayatlar havada uçuşur. Yahut hiç o kadar uzağa gitmeyip bir dönüp kendimize bakalım: bundan seneler evvelinde bile, maraba televole! kahkahalarını evimize misafir edip sonra da toplumun tanınmış simalarının ahlaksızlığı hakkında bilirkişi kıvamında az mı ahkam kesip durduk? Kısacası izlemekten anlamsızca zevk ala ala, izlenmeyi de aynı anlamsızlıkla talep eder olduk.

Yanlış anlamayın, pencerenin kenarında durup gelen geçene laf atan mahalle teyzeliğine soyunmuş değilim; sosyal medyaya karşı tutumum her ne kadar mesafeli olsa da, elbette ben de etinden sütünden faydalanıyorum bu sanal dünyanın. Ama zaman zaman içine daldıkça nedir bu paylaşma konusundaki çılgınlık ötesi merakımız diye düşünürken yakalıyorum kendimi. Hani odanızın içindeki insanla bile paylaşmaya haya edeceğiniz şeyler, belki senede bir kere bile selam vermediğiniz insanların gözlerinin önüne düşüyor. İşin iki tuhaf yanı var bana sorarsanız; paylaştığınız insan kitlesi ve paylaştığınız içeriğin mahremiyet seviyesi. Sadece kendi arkadaş çevresi içinde günlük hayatından kareleri paylaşanları tenzih ederek söyleyeyim ki, bazı hayatları yanındaymışçasına yaşayabiliyoruz artık. Tuhaf bulacak olsanız, bunu paylaşmaktan utanmıyorum, bu benim hayatım minvalinde kimsenin yemediği laflar tıkılıyor ağızlara. Fakat herkesin farkında olduğu şöyle de bir gerçek var; insanoğlu yalnızlaştıkça daha çok kendinden bahsetmeye, kendinden bahsettikçe de daha çok avamlaşmaya başlıyor.

Mevzuyu çok dallandırıp budaklandırmadan, big brother kavramına geri dönelim zira bu hafta size bu kuruntuyu tam anlamıyla kendine dert edinmiş bir kitap ve yakın zamanda sinemalarda arz-ı endam eden uyarlamasından bahsedeceğim: The Circle (Çember).

İşe elbetteki orijinal metinle, Dave Eggers’ın 2013 yılında basılan kitabıyla başlayalım. The Circle, dijital dünyanın gerçek dünyanızı ele geçirmesi durumunda başımıza gelebilecek olası bir senaryoyu dile getiren bir eser. Bu kitaba tam anlamıyla bir distopya diyebilir miyiz tartışılır zira kitabı okudukça pek de uzak bir gelecekten bahsedilmediğine şahit oluyorsunuz. Yazar adeta, sosyal medya ve internet kullanımının çılgınlık sınırlarına varmasıyla oluşabileceklere yerinde bir gönderme yaparak biz teknoloji bağımlılarına selam edivermiş. Gelin şimdi kitabın konusuna bir göz gezdirelim:

Ana kahramanımız Mae Holland, üniversitedeki yakın arkadaşının yardımlarıyla dünyanın en prestijli ve güçlü internet şirketi The Circle’ da işe alınır. Hayatının fırsatını yakalayan Mae, büyük bir azimle yaptığı işte başarı yakalayacak ve böylece hızla yükselmeye başlayacaktır. Şirketin en büyük felsefesi olan şeffaflığa ve hiçbir bilginin gizlenmemesi, değiştirilmemesi ve yok edilmemesi düsturuna elinden geldiğince sadık kalmaya çalışan Mae, mahremiyetin sınırlarını kendisi, ailesi, arkadaşları ve yaşadığı dünyanın insanları için yeniden tanımlamaya başlayacaktır. Mae eninde sonunda şu sorularla karşı karşıya kalacaktır: bilgi ne zaman özel ne zaman geneldir ve özel olanı koşulsuzca genele çevirirsek hangi şeytanlar dünyaya davet edilir?

Dave Eggers, The Circle’da okuyucuya mahremiyetin sınırlarını, demokrasinin aslen ne anlama geldiğini ve özgürlük ve otokrasi arasındaki sıçrayışları hiç yormadan, sindire sindire içine soktuğu dünyadan en ufak bir şüphe duyurmadan anlatmayı başarıvermiş. Felaketin bir anda değil, yavaş yavaş, garip bulunanların günbegün normalleştirerek, sıradanlaştırarak bireyi ve akabinde kitleyi nasıl esir aldığını gözler önüne sermiş. Geriye dönüp baktığımda kitaba dair tek bir keşkem var, yazarın tam 400 sayfa boyunca bu dünyanın altyapısını okuyucuya tanıtırken harcadığı enerjinin, tüm aksiyonu içine sığdırdığı son 100 sayfada hissedilememesi. Evet The Circle’ın edebi açıdan büyük bir albenisi olduğunu söyleyemem ama yazarın kaygısını duyduğu kaosu okuyucuya iliklerine kadar yaşattığı aşikar.

Gelelim bu kitaptan uyarlanan, yönetmenliğini James Ponsoldt’un yaptığı 2017 yapımı filme. Oyuncu kadrosu oldukça iştah açıcı doğrusu; Emma Watson’dan Tom Hanks’e, Bill Paxton’dan Glenne Headly’e pek çok ünlü ismi filmde görmek mümkün. Ama bu kadro beklenilenin aksine tam anlamıyla hayal kırıklığı. Başroldeki Emma Watson haricindeki tüm karakterler yan rol bile diyemeyeceğiniz kadar geçiştirilmiş de oyuncular da bunu farkedip ona göre salla pati oynamış gibi. Kaldı ki, Harry Potter’daki Hermione karakterini adeta yaşatan, oyunculuğunu da oldukça sevdiğim Emma Watson, rolünü üzerinde eğreti bir kıyafet gibi taşıyor; ne karaktere empati duyabiliyorsunuz ne de hislerini ya da düşüncelerini anlayabiliyorsunuz. Elbette bunda senaryonun kopukluğunun da etkisi yok değil. Beyaz perdeye uyarlanan bir kitabın yüzde yüz her ayrıntıyı yansıtmasını beklemek anlamsız tamam ama yönetmen kafasına göre kitabın esas ayaklarını, anlatılmak istenen ana fikri değiştirdiğinde, o kitabı alıp çöpe atsanız daha makbul hale geliyor. Kitabı okurken Mae’ nin peşinden körü körüne gittiği fikri empati besleyemediğinizde bile O’nu anlayabiliyorken, filmi izlediğinizde ‘bu kız neyin peşinde yahu?’ diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz. Kısacası koskoca 1 saat 50 dakikanıza tam anlamıyla yazık bir film.

Sosyal medyanın, internetin ve teknolojinin gücünün insanları nerelere sevk edebileceğine, mahremiyetin nasıl yok olabileceğine dair bir hayal kurmak isterseniz, Dave Eggers bunu sizin için yapmış, bu kitabı mutlaka okumanızı öneririm. Fakat ne yapıp edin, filminin yanından bile geçmeyin derim ben…