linkName
ENES ÇALLI
GZT YAZARI

Davasına ihanet eden bir siyasetçinin hikayesi

enescalli
ENES ÇALLI
GZT YAZARI

“Reis beyefendi rejim hala teminatsızdır. Teminatsız olduğu için de diktatöryaldir. Murakabe yoktur, meşveret yoktur. Partimizin programı bir yanda kalmış, tatbikat başka türlü görünür olmuştur, olmaktadır. Milli davalara prensipler değil, bir tek adam ve onun meydana getirdiği zümre hakimdir. Böyle olduğu için de yalnız iktidarı tutmak gaye olmuş ve her türlü fesadı, entrikayı bu gayenin hizmetinde kullanmak siyasi ve milli hayatımızın tek vasıtası haline gelmiştir.” 

Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu
Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu
16 Eylül 1955 günü Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yukarıdaki ifadeler Demokrat Parti Manisa Milletvekili Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu’nun genel başkanı Menderes’e yolladığı mektuptan. Karaosmanoğlu basın toplantısıyla okuduğu mektubunda Menderes’e ağır eleştiriler getirirken, kendi deyişiyle Demokrat Parti’nin kuruluş felsefesinden uzaklaştığını düşünüyordu. Kendine has siyaset yapma tarzıyla Türk siyasetinin alışagelmiş geleneklerinin dışında kalan Karaosmanoğlu’nu dönemini için aykırı yapan, görece bağımsız duruşu ve inandığı değerlerden ödün vermemesiydi.

1900 yılında Manisa’da doğan Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu İstanbul’da Halkalı Yüksek Ziraat Okulu’nu bitirdi. Çeşitli dergilerde sosyal meseleler ve edebiyat üzerine yazılar yazdı. Dönemin muhalif gazetelerinden Son Telgraf ‘da Tek Parti rejimini tenkit ettiği için hapis cezası aldı ve Elâzığ İstiklal Mahkemesi’nde idamla yargılandı. Atatürk’ün isteği üzerine gazeteciliği bıraktı, memleketine dönüp bir süre çiftçilik yapmak zorunda kaldı. Hatta idari bir kararla il dışına bile çıkması yasaklandı. Daha sonra CHP vekili oldu ve demokrasiye geçilmesiyle Demokrat Parti’de siyaset yapmaya karar verdi. DP’nin diğer önemli isimleri gibi Ege’den büyük bir çiftçi aileden geliyordu. Bu yüzden saygı duyulan ve ağırlığı olan bir siyasetçiydi. Hatta DP genel başkanı olacağı söylentileri çıkmış, sonradan Menderes ona İçişleri Bakanlığı görevi vermişti.

1954 seçimleriyle DP oylarını arttırıp parlamentodaki gücünü pekiştirmiş olsa da parti içi muhalefetin eleştirilerinin yoğunlaşmasına engel olamadı. Bu dönemde CHP ve basınla ilişkiler iyice gerildi ama özellikle iki konu parti içindeki kopuşu hızlandırdı: 6-7 Eylül olayları ve İspat Hakkı tartışmaları. 6-7 Eylül 1995’te gayrimüslimlere karşı yapılan talan ve yağma olaylarında iktidar partisinin sorumluluklarını yerine getirmediği ve kendi vatandaşlarının mallarının gasp edilmesine müsaade edildiği eleştirileri yapıldı. DP’nin aynı dönemde eleştiri aldığı konu da basın özgürlüğüydü. Hüseyin Cahit Yalçın ve Metin Toker gibi önemli gazeteciler bu dönem hapse mahkûm edildi. Kamuoyunda hükümet üyelerinin eleştirilebilmesinin önüne geçilmek için yasal sınırların zorlandığı tartışılmaya başlandı.

DP’nin on bir vekili bu dönemde ispat hakkı diye bilenen yasa değişikliği önerisini yaptı. Bu öneriye göre yolsuzluk iddiasında bulunan bir gazeteci bu iddiasını ispat edebilirse ceza almayacaktı. Teklife destek veren vekillerin sayısı 19’u bulunca parti içindeki kriz derinleşti. Daha sonra 19’lar adını alan grubun bu hamlesi, ilk etkin parti içi muhalefet olarak tarihe geçti. Genel merkezin tüm baskısına rağmen direnen vekiller imzalarını geri çekmedi. Parti yönetimi önerge verenlerin özgürlüğüne karşı çıkmıyormuş gibi gözükmek için imzacıları değil onlara sonradan destek veren vekilleri ihraç etti. Daha sonra imzacı vekiller de kendiliğinden istifa etti. Karaosmanoğlu bu ekipteki en ön plana çıkan kişiydi. Menderes’e yazdığı veda mektubu yaşadığı hayal kırıklığı kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğini de gösteriyordu. 

İsmet İnönü(solda)-Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu
İsmet İnönü(solda)-Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu
1955 yılında partiden ayrılan vekillerin kurduğu partinin adının Hürriyet olması tesadüf değildi. Demokrat Parti’nin bir dönem çok eleştirdiği tek parti devri CHP’sine benzediğini düşünen muhalif vekiller Türkiye acil ihtiyacının temel hak ve hürriyetlerin temini olduğuna emindi. Dönemin tek liberal partisi diyebileceğimiz Hürriyet Partisi serbest ekonomiyi, ifade özgürlüğünün önemini vurguladı ve bu söylemiyle bir grup aydının da dikkat çekti. Partinin başına Karaosmanoğlu geçerken Forum dergisi çevresindeki Turan Güneş, Muammer Aksoy ve Şerif Mardin gibi isimler de harekete destek verdi. Karaosmanoğlu bu genç aydınların parti içinde aktif çalışmasına ve sorumluluk almalarına yardımcı oluyordu. Çağdaşları gibi otoriter bir yöneticilik yerine parti içindeki seslere önem veren, tevazu sahibi bir lider olmaya çalışması zaman zaman eleştirilmesine de sebep olmuştu. Akis dergisine 1956 yılında yaptığı açıklamada bu eleştirilere verdiği cevap dönemi için ileri bir vizyona sahip olduğunun göstergesiydi: “Otoriteden hala mı ürkmedik, hala mı bıkmadık? Siyasi otorite, devlet otoritesi, lider baskısı ve tahakkümü… Yıllardan beri memleket ufuklarını karartan bunlar değil mi; bizleri bezdiren, Türk Milletini hengameden hengameye sürükleyen bunlar değil mi?”

1957 seçimleri öncesi yapılan yasa değişikliğiyle muhalefet partilerinin seçim için iş birliği yapılmasının önüne geçildi. Seçimlere tek başına katılan Hürriyet Partisi hayal kırıklığı yaşadı ve sadece %3,3 oyla 4 vekil çıkarabildi. Partinin entelektüeller arasında yarattığı heyecanın seçmende karşılığı olmadığı ortaya çıktı. 1958 yılının Kasım ayında kendini fesheden Hürriyet Partisi CHP’ye katılma kararı aldı. 1959 yılındaki 14. CHP Kurultayında ikinci başkan olarak görev yapan Karaosmanoğlu hazırlanan İlk Hedefler Beyannamesi’ne de katkıda bulunmuştu.  Darbenin ayak seslerinin duyulduğu ve CHP’nin muhalefetini sertleştirdiği bu dönemde, beyannamede daha demokrat bir anayasa taahhüdü veriliyordu. CHP’nin demokratik yollarla bu vaatlerini yerine getirmesi mümkün olmadı ancak 27 Mayıs darbesi sonrası yapılan anayasada darbeciler bu bildiriden çokça esinlendi.

Karaosmanoğlu darbe sonrası yapılan 1961 seçimlerin sonrası meclise bu kez eski partisi CHP ile girdi. Etrafındaki birçok aydın gibi 27 Mayıs’ın Türkiye’ye demokrasi ve hürriyet getireceğine inandı. Eski ekip arkadaşı Menderes’in devrilmesinin ülkenin hayrına olduğuna ve 27 Mayıs’ın sahip çıkılması gereken bir inkılap hareketi olduğunu düşündü. Ancak tekrar hayal kırıklığı yaşaması için çok zaman geçmeyecekti.

2 Mart 1962’de dönemin siyasi partilerinin imzası ile Adalet ve Anayasa Komisyonuna Tedbirler Kanunu teklifi verildi. Kanun teklifinde 27 Mayıs darbesini eleştirmek ve Demokrat Parti’yi övmek suç sayılıyor ve ifade özgürlüğü tamamen rafa kaldırılıyordu. 4 Mart günü eski Milli Birlik Komitesi üyelerinin de olduğu mecliste teklifi çok sert eleştirdi. Milletvekilliğinden istifasını bildirdiği açıklamasında siyasette tekrar yaşadığı hayal kırıklığının izleri net görülüyordu: “Bütün hayatımda vatandaş hak ve hürriyetlerinin temini için çalışmış bir insan sıfatıyla hürriyet aleyhine türlü tedbirler ihtiva eden kanun teklifini asla kabul etmeyeceğimi Karma Komisyon huzurunda söyledim…Türk siyasi hayatını berbat bir vaziyete soktuk. Aydın geçinenler olarak suç bizimdir.”

İstifası sonrası memleketi Manisa’ya dönen Karaosmanoğlu bir daha siyasetle uğraşmadı. İstediği Batı tarzı demokrasiyi Türkiye siyasetinde görebilmekti. Kibar ve hoşgörülü kişilik yapısıyla Türk siyaseti için fazla naif, inandığı ilkeleri uğruna ceketini alıp gitmeyi göze alacak kadar cesur biriydi Fevzi Bey. Aynı şeyleri bugün yapsa, muhtemelen davaya ihanet etmekle suçlanırdı. Darbeyi desteklemiş olsa da tutuklu DP’li arkadaşlarının ailelerine yardım etmeyi ihmal etmeyen Karaosmanoğlu, dönemi için radikal bir siyasetin temsilciliğini yaptı. Belki de bu yüzden tarih kitaplarında en fazla birkaç cümle ile geçiştirilen siyasi hayatı onun her zaman aykırı bir kişi olarak anılmasını sağlayacaktır. 

  • Kaynaklar:
  • Türkiye’nin 1950’li Yılları- İletişim Yayınları
  • Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Cilt 7 / Liberalizm– İletişim Yayınları
  • Cumhuriyet Gazetesi Arşivi

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.