Mazhar Yasin Tüylüoğlu

SPOR YAZARI

Bayern Maçının Düşündürdükleri

Beşiktaş, zaten favorisi olmadığı Şampiyonlar Ligi son 16 turu ilk maçında Bayern Münih’e 5-0 yenildi. Mağlubiyet sürpriz değilse bile, gelecekte de aynı hataları yapmamak, futbolda bazı şeyleri kökten değiştirmek adına birkaç fikir sunalım.Futbolcular...Sahada ter döken, kazanan ya da kaybeden onlar. Şüphesiz her duyguyu herkesten daha yoğun yaşıyorlar. Ama formasını giydiği, kaptanlığını yaptığı takımı, böylesine önemli bir maçta fütursuzca ateşe atabiliyorlar. Atiba’nın dikkatsiz geri pası, V...

Faruk Aydın

SPOR YAZARI

Galatasaray Kaybetti

Lider Galatasaray’ın hedefi mutlak 3 puanı hanesine yazdırmaktı.Kasımpaşa Spor kendi evinde son üç maçta galibiyeti elinden bırakmaması maçın zorlu geçeceği sinyalini vermekteydi.Fatih hoca, Galatasaray’ın kabusu haline gelen deplasman handikaplarına rakibini yenerek son vermek niyetindeydi.Oyuna R.Donk , Tolga ve Selçuk’tan kurulu daha önce alışık olmadığımız bir orta saha düzeninde başladı.İlk 15 dakika da karşılıklı ataklar izledik.Kasımpaşa’nın etkili olduğu dakikalarda R.Donkun müthiş be...

Mazhar Yasin Tüylüoğlu

SPOR YAZARI

2 Puandan Fazlası

Beşiktaş, Konyaspor’la deplasmanda 1-1 berabere kaldı. Ama 2 puandan çok daha fazlasını kaybetti. Şampiyonluk yarışındaki rakiplerini yakalama fırsatını kaçırmasının yanı sıra, kritik Fenerbahçe mücadelesi öncesinde iki önemli futbolcusu, Pepe ve Talisca sarı kart görerek cezalı duruma düştü. Rotasyonlu Beşiktaş kadrosu, aslında maça fena başlamamıştı. Hatta, son haftalardaki oyun planından çok farklı bir şekilde, kanat ortalarına dayalı statik düzenden, kısa ve çabuk paslarla alanları hızlı bir...

Faruk Aydın

SPOR YAZARI

Lider Galatasaray

Kendi seyircisi önünde liderlik şansını yakalayan Galatasaray, bu fırsatı iyi kullandı.Sezon başında Antalyaspor deplasmanında kaybettiği puanın bilincinde sahaya çıkan Galatasaray, rakibine aynı fırsatı bu defa vermedi.Galatasaray’ı kendi evinde yenmek oldukça zor.Antalyaspor maça ortak olma adına atak bir futbol oynamayı tercih etse de ilk yarıda kalesinde 3 gol birden gördü.Kendi sahasında bu kadar çok etkili olan bir takım karşında açık futbolu tercih etmek, Hamza Hamzaoğlu adına talihsiz bi...

Mazhar Yasin Tüylüoğlu

SPOR YAZARI

Gençlerbirliği-Beşiktaş Maç Analizi

Ziraat Türkiye Kupası çeyrek final ikinci maçında Gençlerbirliği ve Beşiktaş, Ankara 19 Mayıs Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Beşiktaş, ilk maçta aldığı 3-1’lik skorun avantajıyla, fazla forma şansı bulamayan oyuncularıyla çıktığı maçta, Ankara temsilcisini 0-1 mağlup ederek yarı finale yükseldi. Her ne kadar yedek ağırlıklı olsa da, maç öncesinde Pepe, Medel ve Babel gibi futbolcuları Beşiktaş ilk 11’inde görmek şaşırtıcıydı. Zira bu isimler, önümüzdeki günlerde Şampiyonlar Ligi’nde ve Spor T...

Faruk Aydın

SPOR YAZARI

Terim de Kaybetti

Rakiplerinin puan kayıplarının ardından Galatasaray , Demir Grup Sivasspor  deplasmanına mutlak galibiyet için  geldi. Maçın başında rakibi , Galatasaray karşısında daha istekli ve etkili olmaya çalışan bir Sivasspor izledik. Orta sahada oyun kurmakta sıkıntı yaşayan bir Galatasaray vardı sahada ,Donk ve Tolga Ciğerci aldıkları topları basit pas  hataları yaparak  kaybettiler, orta sahada sezon başında ki aksaklıklar maalesef devam ediyor ve hala bir çözüm sağlanmış değil.  ...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Tarih şuuru ve 'onurluca yaşamak' mirası

Dünya pek çok açıdan sömürülmeye hazırdır. İnsanoğlu ilk olarak doğayı sömürmüş ardından devletler, insanlar, madenler, enerji kaynakları, hammaddeler, denizler ve kültürler gelmiştir. Kültürel sömürgecilik ise diğer sömürgecilik çeşitlerinin başlangıcı olarak kabul edildiğinden hepsinden daha tehlikelidir. Zira kültürün kaybı, mali bağımsızlığın sonu, siyasi bağımsızlığın ölümü demektir. Kültürel sömürgeciliğin gerçekleşebilmesi için sosyal medya, film sektörü, kitaplar gibi birçok kaynak kulla...

Faruk Aydın

SPOR YAZARI

İyi başlangıç

İkinci yarının ilk maçında Galatasaray zorlu Kayserispor deplasmanına 3 puan almak için geldi. Takımda  saha içi faktörlerden çok saha dışı faktörler gündem oluşturmaktaydı. Kongrede yaşanan büyük sürpriz  hocasından sonra başkanı da değişen Galatasaray'ın  nasıl bir tablo yaratacağı merak konusu. Bu gelişmeler arefesinde Kayserispor karşısında oyuna oldukça etkili başladı. Selçuk'un performansı eski dişli Galatasaray'ı ve kaliteli futbolu hatırlatır nitelikteydi. Oyu...

Tunahan Elmas

HABER YAZARI

Zulüm, baskı, sürgün ve YPG

"Üzülerek belirtiyorum ki savaşta öncelikle siviller zarar görüyor. Bazı durumlarda seçme şansı kalmaz. Savaş cephesinde yaşayan aileler. IŞİD onlara saldırırsa sorumlu kim tutulacak? Orada çatışmalar olduğunda ateş ediliyor, arabalar patlatılıyor, hava operasyonları yapılıyor. Her türlü silah kullanılıyor. En doğru çözüm sivilleri durum iyileşene kadar uzaklaştırmak. Askeri olarak başka bir çözüm yok. Ayrıca o bölgede binlerce bubi tuzağı ve bomba var. Aileleri, kadınları, çocukları bu kadar bu...

Tunahan Elmas

HABER YAZARI

Beşiktaş’tan Afrin’e: Büyük insanlık dersi

10 Aralık 2016 saat 21:30 sularında Beşiktaş Vodafone Arena’da bomba yüklü bir araç patladı. Bomba yüklü araç Beşiktaş-Bursaspor maçını izlemeye gelen taraftarların tahliye edilmesi sırasında kapatılan trafikte yarım saat beklemiş, bu sırada saldırı gerçekleşmeden yakalanmaktan korkan canlı bombalardan biri araçtan inerek Maçka Parkındaki çevik kuvvet polislerine yönelmişti. Orada beklemeye koyulan canlı bomba Burak Yavuz, araçtaki diğer terörist Kadri Kılıç’ın saldırıyı gerçekleştirmesinin ardı...

Taha Güvendi

SPOR YAZARI

İsyancı Pep

Josep Guardiola… Son zamanların en iyi teknik direktörlerinden birisi; belki de en iyisi… Guardiola’nın Barcelona, Bayern Munich ve şu sıralar Manchester City ile neler yaptığını uzunca anlatmaya gerek yok. Her gittiği kulüpte futbolu sanata dönüştüren usta bir sanatçı o. Aynı zamanda isyancı da bir sanatçı… Futbola getirdiği yenilikler ile sisteme başkaldıran Guardiola Barcelona’da Messi’yi sahte 9 numara oynattığında da, Bayern’de Neuer’i oyunun önemli bir parçası haline ...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Bir kanser hastası yakını olarak nasıl delirmedim?

4. evre kanser hastası yakınlarının aşama aşama neler yaşadığını yazmak istiyorum. Belki aynı derdin muzdaribi, aynı ızdırabın bekçisi başkaları da bu satırları okur ve dile dökemediği duyguların cümleler halinde önüne dizilmesinden bir nebze ferahlık duyar. 1. Durumu öğrendikten sonra, yapmaması gerektiğini, yaparsa dezenformasyona maruz kalacağını bilse de kendisini yenemez ve internette “4. evre kanser hastası ne kadar yaşar?” ve benzeri cümlelerle arama yapar. 2. İnternet ortamında...

Erdal Hoş

SPOR YAZARI

Yanılıyorsunuz Şenol Hocam

Hâlihazırda Lig’in en iyi, en başarılı hatta en muktedir teknik direktörü Şenol Hoca… Bu nesnel gerçeklere ilave olarak kişisel fikrimce Hoca, aynı zamanda en iyi Türk teknik direktör… Üstelik zaman zaman verdiği mesajlarla da bir zamanlar ifade ettiğim gibi “futbol entelektüeli”. Lakin bütün bu özelliklerine rağmen Hoca’nın da yanıldığı oluyor. İki gün önce yapmış olduğu açıklamalardaki mukayesesi ile Şenol Hoca, “Herkes, kendi Doğu’suna oryantalist” tezini haklı çıkarıyor adeta. Oysa İstanbul’...

Ayşe Çoban

HABER YAZARI

İletişim teknolojileri çağında yalnızlık

Günümüzde iletişimde teknolojinin ilerlemesiyle sosyal medya ağlarının ve kullanıcılarının sayısı gittikçe artıyor. 2018’de mobil aboneliklerin 9 milyarı geçtiği söyleniyor. Bu sayı Mobility Report raporuna göre 2013’te 6.4 milyarmış. Yeni iletişim teknolojilerine bağlı olarak sosyal ağlarla birlikte bunların toplumsal hayattaki rolleri de arttı. Gerçek hayat ile sosyal medyadaki  hayat arasındaki ayrım bulanıklaştı. Teknoloji karşı konulacak bir şey değil elbette. Teknolojinin amacı hayatı k...

Ayşe Döne

SPOR YAZARI

Teknik Direktör Sorunu!

2013-2017 yılları arasında Galatasaray’da gerçekleşen teknik direktör değişiklikleri; Galatasaray’ı 2 yıl üst üste şampiyon yapıp CL’de çeyrek final oynatan Fatih Terim gitti Mancini geldi. Galatasaray’ı lig ikincisi yapan Mancini gitti Prandelli geldi. Ligin 10.haftasında liderin 1 puan gerisindeki Galatasaray’ın teknik direktörü Prandelli gitti Hamza Hamzaoğlu geldi. Galatasaray’ı şampiyon yapan Hamza Hamzoğlu gitti sezon ortası Mustafa Denizli geldi. Geldiği sezonu bitiremeyen ...

Kriz, Ambargo ve 21 Amerikan Üssünün Kapatılması

09 Ekim 2017, Pazartesi

‘İktidarını kaybetmiş bir şekilde, zorunlu ikamet kararıyla getirildiği Çanakkale’nin Lapseki ilçesine bağlı Zincirbozan’daki askeri tesiste geceyi geçiriyordu. Yeni dönemin neler getireceği sorusu kafasını kurcalarken, bulunduğu üssün eski bir Amerikan radar üssü olduğunu öğrendi. Bu tesis yaklaşık beş sene önce bizzat onun emriyle kapatılan 21 Amerikan tesisinden biriydi. Tesisin girişinde dalgalanan Türk Bayrağına baktı ve gülümsedi. Kaderin cilvesi miydi bilinmez yıllar önce kapattırdığı Amerikan tesislerinde, şimdi gözetim altında tutuluyordu. Ve Süleyman Demirel’in yıllar önce kapattığı bu tesisleri tekrar faaliyete geçiren de onu Zincirbozan’a hapseden darbecilerdi.’

Açıldığı günden beri Türk siyasi tarihinin her döneminde tartışma konusu olan İncirlik… Sık sık kapatılması gündeme gelirken, özellikle 1960’larda yükselen sol hareketlerin anti-Amerikan söylemlerine ilham kaynağı oldu. 70’lerdeki ambargo krizi ve Amerika’yla kopan ilişkiler Türkiye’yi İncirlik konusunda radikal kararlar almaya itti. Bugün pek bilinmemesine rağmen, bir dönem İncirlik Üssü, Amerikan kullanımına kapatılmıştı. Peki, İncirlik nasıl ve ne şekilde kapatılmış, daha sonrasında kimler tarafından açılmıştı? İşte siyasi tarihimizde İncirlik Askeri Üssünün kısa hikâyesi…

İncirlik’in kuruluşu

İnşasına Türkiye’nin NATO üyeliğinden bir yıl önce, 1951 yılında başlanan İncirlik üssü, 1954’te açıldı. Üssün ilk etaptaki kurulma amacı ABD Hava Kuvvetleri’nin olağanüstü durumlarda konuşlanma ve orta ile yüksek yoğunluktaki bombardımanlarda yer alan savaş uçaklarının bakımının yapılmasıydı. Ancak daha sonraki süreçte İncirlik Üssü giderek genişleyecek ve faaliyet alanı çoğalacaktı. 1975 yılına gelindiğinde Amerika’yla ilişkileri gerilen Türkiye’nin, kendisine uygulanan silah ambargosuna karşı, İncirlik’i ABD kullanımına kapatması iki ülke arasındaki ipleri iyice gerecekti. Diğer 21 Amerikan üssünün kapatılmasına kadar giden ilişkilerin kopuş hikâyesiyse Kıbrıs’la başlayacaktı.

Kıbrıs çıkartması ve ambargo

15 Temmuz 1974 günü Kıbrıs’ta darbe olmuş, ülkenin ilk cumhurbaşkanı Makarios devrilmişti. Darbeyi gerçekleştiren cuntacılar Yunanistan’la birleşerek “Enosis” hayalini gerçekleştirmek istiyordu. Makarios önce Malta’ya, oradan Londra’ya kaçmıştı. Buradaki BM toplantısında konuşan Makarios, “darbenin Yunanistan destekli olduğunu, İngiltere ve Türkiye’nin Londra antlaşmasındaki garantörlüklerine dayanarak adaya müdahale etmesi gerektiğini” söylüyordu.

Kıbrıs’taki darbecilerin Türklere karşı başlattığı katliam girişimi ülke çapında büyük yankı uyandırdı. Herkes hükümetin Kıbrıs’la ilgili bir şeyler yapmasını bekliyor, bunun için gösteriler düzenliyordu. Amerikan hükümeti haşhaş üretimi yüzünden arasının kötü olduğu Türk hükümetine, “Kıbrıs’a yönelik askeri bir müdahaleye açıkça karşı olduğunu” bildirecekti. Onlara göre Kıbrıs’a müdahale Türkiye ve Yunanistan gibi iki NATO ülkesinin savaşmasına sebep olacaktı. Sorun barışçıl yollarla çözülmeliydi. Tüm bunlar yaşanırken Erbakan’dan Kıbrıs’a müdahale noktasında tam destek alan Ecevit, İngiltere’ye gitti ve İngilizlerle durumu görüştü. Ecevit Londra dönüşü kararını vermişti. Türkiye, 1959 yılında DP hükümetinin imzaladığı Londra Antlaşmasındaki garantörlük hakkına dayanarak Kıbrıs’a müdahale edecekti. Bu, Ecevit ve Erbakan için siyasi hayatlarındaki en büyük sınavlardan birinin vaktiydi. İki lider Kıbrıs’a müdahale konusunda anlaşmıştı.

NATO’dan Türkiye’ye: ‘İşgal kuvveti…’

Ve 20 Temmuz 1974 günü saat 06’da Türk paraşütçüleri ada sahiline yağmur gibi yağmaya başladı. Harekâtın parolasını Başbakan Ecevit şöyle duyurdu: “Ayşe tatile çıksın”.

Türk Ordusunun Kıbrıs çıkartması BM tarafından şiddetle karşılandı. Öyle ki Birleşmiş Milletler, Kıbrıs’a giren Türk Ordusunu “işgal kuvvetleri” olarak tanımladı. Yoğun baskıların sonunda Türkiye hükümeti 22 Temmuz günü ateşkes açıklaması yaptı; ancak barış görüşmelerinden sonuç alınmaması üzerine ikinci harekâta başlandı. İkinci harekâtın sonunda Türkiye adanın yarısında tam hâkimiyet elde etmiş ve kuzeyi, Rum askerlerinden temizlemişti. Türkiye, harekâttan istediğini almıştı ancak harekâtın hemen ardından başlayan süreç ülkeye çok zor günler yaşatacaktı.

ABD, tüm uyarılarına rağmen Kıbrıs’a çıkartma yapan Türkiye’ye bu durumun faturasını ödetmek üzere yaptırım uygulamaya karar verdi ve Türkiye’ye silah ambargosu uygulanmaya başladı. NATO üyesi olmasına rağmen, Türkiye’ye hiçbir devlet silah, envanter veya mühimmat satmayacaktı. Türkiye, dışarıda üyesi olduğu NATO’dan tecrit edilirken, içeride de hükümet krizi tekrar baş gösterdi. Kıbrıs zaferi sonrası erken seçime giderse tek başına iktidar olacağını düşünen Ecevit’in koalisyonu bozmasıyla ülke hükümetsiz kalmıştı. Yeni hükümet AP, MSP ve MHP’den oluşuyordu. Adıysa Milliyetçi Cephe Hükümeti’ydi.

70 cent’e muhtaç olduğumuz yıllar

Milliyetçi Cephe, iktidara gelişiyle birlikte ekonomik kriz ve dış politikada gerilimle karşılaştı. Ülkeye uygulanan ambargo yüzünden zaten pek de iyi gitmeyen ekonomiye iyice dibe vurmuştu. Silah ambargosu olarak uygulanan yaptırımlar, ekonomi alanında da kendini gösteriyordu. Başbakan Demirel’in Türk ekonomisi için “70 cent’e muhtacız” dediği yıllarda, ülkenin içinde bulunduğu durumu ve ambargonun etkisini Demirel ile Genelkurmay Başkanı Semih Sancar arasında geçen bir konuşma özetliyordu:

Org. Sancar’ın elinde bir metal çubuk vardı. Sancar, asker selamı verdikten sonra elindeki çubuğu Demirel’e göstererek, “Sayın Başbakanım, suçluyu getirdim” dedi. Demirel sordu:

– Paşam, hayırdır? Elinizdeki çubuğun kabahati ne?
– Sayın Başbakanım, askerî savaş uçakları havada arızalanınca, bildiğiniz gibi, pilotlar otomatik paraşütle atlar. İşte bu çubuk, o sistemi harekete geçirir.
– Anladım Paşam da bu çubuğun suçu nedir?
– Bu çubuk, otomatik paraşüt sistemini çalıştıran parçalardan birisi. Bu çubuk olmadığı için pilotlar uçağa binmek istemiyor. Yani risk almak istemiyorlar.
– Paşam, çubuğu satın alalım.
–  Satmıyorlar.
– Satmayan kim?
– Amerikalılar.
– Biz yapalım.
– Yapamayız, çünkü patenti bizde değil.
–  Anlaşıldı Paşam…

Amerikalılarla son görüşme

Türk Hükümetinin, ambargonun kaldırılması için verdiği yoğun uğraşlar bir sonuca varmadı. Ambargonun sertliği ülkenin belini git gide bükerken, halkta zaten var olan Amerikan karşıtlığı ambargoyla birlikte iyice yükseldi. Halk, Amerikalıları mevcut durumun sorumlusu olarak görüyordu. Hükümete, Amerikan ambargosuna karşılık bir cevap verilmesi için baskı yapılırken, gündeme İncirlik ve ülkede bulunan diğer Amerikan üsleri geldi. Hükümet ya ambargonun kaldırılması için Amerika’ya iyice boyun eğecek ya da krizi daha da derinleştirecek adımı atarak rest çekecekti. Kişisel tarihi boyunca radikal kararlardan uzak duran Süleyman Demirel, uzlaşı için verdiği uğraşların boşa gittiğini gördüğünde, ambargoya karşılık siyasi hayatının en radikal kararlarından birini almaya doğru giderken son bir kez Amerikalılarla görüşmeyi denedi.

Süleyman Demirel, Ankara’ya gelen dönemin Dışişleri Bakanı Kissinger ve daha sonra Brüksel’de konuştuğu ABD Başkanı’nı Ford’a “ambargonun ABD ile Türkiye arasındaki ilişkileri germesinin yanı sıra TSK’nın savaş gücünü zayıflattığını, bunun dolaylı olarak NATO gücünü de zaafa uğrattığını” anlattı. Ancak anlattıkları pek işe yaramadı. Konuşmasını “Bizi istemediğimiz sert tedbirler almaya zorlamayın” diye bitiren Demirel, istemediği sert tedbirleri almak zorunda kaldığında tarihler 25 Temmuz 1975’i gösteriyordu.

Üsler tek tek boşaltıldı

Türk Hükümeti, 25 Temmuz 1975 tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesiyle ‘’Türkiye’deki sayıları 21’i bulan bütün ABD üs ve tesislerini” kapattı. İncirlik’i ise bundan sonra sadece NATO kullanabilecekti. Amerikan üsleri bir bir boşaltılırken, Amerikan askerleri ülkeden çıkartıldı. Türkiye’nin verdiği bu radikal karar Amerikalıları çok şaşırttı. Türkiye’nin böyle bir yaptırım uygulamaya cesaret edemeyeceğini düşünen Amerikan Hükümeti ambargoyu sertleştirmeye devam etti.

ABD’nin katı tavrına karşı Türkiye’nin tutum değiştirmemesi, 1978’de Amerikan Kongresi’nin ambargo kararını kaldırmasını sağladı. Kongre ambargoyu kaldırırken, Türkiye’de Ecevit hükümeti iş başındaydı. Ambargonun kaldırılmasından sonra üslerin tekrar açılacağını düşünen Amerikalılar, bu düşüncelerinde yanıldıklarını çok geçmeden anlayacaklardı. Türkiye üslerin tekrar açılmasıyla ilgili gelen baskıları sürekli olarak reddediyor, öteliyor veya baştan savıyordu. Süreç böyle uzayıp giderken üslerin yeniden kullanıma açılması bir askeri darbenin sonucunda gerçekleşti. 12 Eylül 1980 darbesiyle ülke yönetimine el koyan askeri cuntanın ilk icraatlarından biri, 18 Kasım 1980 günü çıkarttıkları kararnameyle üsleri yeniden açmak oldu.

Darbenin üzerinden henüz 2 ay geçmişken, 12 Eylül yönetiminin üslerin açılmasına bu kadar öncelik vermesi kafa karıştırıcıydı. 12 Eylül’den 5 sene önce üsleri kapatan Süleyman Demirel için zorunlu ikametin çıkartıldığı Zincirbozan’daki üssün, Demirel’in kapattığı eski bir Amerikan üssü olması kaderin garip bir cilvesi miydi yoksa cuntanın Demirel’e bir mesajı mı, üzerinden geçen 37 yıla rağmen hâlâ bilinmiyor.