linkName
TUNAHAN ELMAS
GZT YAZARI
Lisans eğitimine Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesinde devam etmekte olan Tunahan Elmas, Gzt.com yetkili editörü olarak görev yapmaktadır. Daha önce Trt Haber ve Habertürk’te yayınlanan Şimdi ve Burada programında siyasi tarih üzerine belgeseller hazırlayan Elmas, Yenişafak.com’da gündem editörü olarak çalışmıştır. Siyasi tarih ve gündem üzerine yazılar yazan Elmas, kariyerine medya alanında devam etmektedir. devamı

Tabutluktan Başbuğ Otağına(1): Asker Türkeş

tunahanelmas
TUNAHAN ELMAS
GZT YAZARI

1934 yılında Kuleli Askeri Lisesinden iki öğrenci Nihal Atsız’ı İstanbul’daki evinde ziyaret etti. Öğrencilerden biri Atsız’dan çok etkilenmiş, o günden sonra aralarında yıllarca sürecek bir mektuplaşma ve dostluk serüveni başlamıştı. Kuleli Harp Okulu ve daha sonra subaylığı boyunca Atsız’a düzenli olarak mektup yollayan bu genç subay yıllar sonra yazdığı mektuplar yüzünden başına geleceklerden habersizdi…

Yıl 1944 
Yer Ankara
Konu: Türkçülük Davası 

Mahkeme salonundaki sanıkların bir çoğu Nihal Atsız,Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan gibi Türkçülüğün ülkedeki simge isimleriydi. Tek tek haklarındaki iddialar okunup, cevaplar alınıyordu. Yöneltilen suçlama gizli bir cemiyet kurmak, hükümeti devirmek suretiyle ülkeyi Almanya’nın safında II. Dünya savaşına sokmaya çalışmaktı. Yazar ve düşünürlerden sonra sıra örgüte üye olduğu düşünülen askerlere geldi. Bu askerlerden biri çok sonraları Türkiye tarihine damga vuracak o günlerin genç subayı Alparslan Türkeş’ti.  Türkeş’in Nihal Atsız’a yazdığı mektuplar mahkeme huzurunda okutuldu. 

‘Almanların bu yaz taaruza geçerek harbi kazanacakları muhakkaktır. Türkiye, Almanya’ya iltihak etmiş olsaydı, bizim zümre çoktan harbi kazanmış olacaktı. Ordumuzun malzeme ve her şeyden evvel yüksek bir ırk seviyesine ihtiyacı vardır. Orduda subay, er ve çavuş olarak bir hayli Türk olmayan vardır. Bunların kesinlikle Ordudan atılması ve silah taşıma şerefinden mahrum edilmesi lazımdır. Orduyu, subayları temizlemek icap etmektedir. Kan bakımından Türk subaylarından gayri diğer unsurların gözyaşına bakılmadan uzaklaştırılması lazımdır. Bütün Türkleri bir devlet ve bir millet halinde toplamaya herhalde muvaffak olacağız. Atsız’ın kılıcından keskin kalemi bu işi herhalde muvaffakiyete erdirecektir. Kalem kifayet etmezse, o zaman işi silahlara bırakacağız. Ruhumuz, yüreğimiz, kılıçlarımız seninle beraberdir.’ 

Türkeş’in 1942 yılında yazdığı bu mektup o günkü düşünce dünyasının bir özetiydi. Alman taraftarı bu ateşli genç subay o günlerde Türkiye’de kendisine taraftar bulmak isteyen Almanların da dikkatini çekmişti. 9 Ekim 1944 tarihli Alman istihbarat raporlarında çıkan belgeye göre Almanlar o günlerde Türkiye’de 3 askerle irtibat kurmuştu. Bu askerler Tekin Arıburun, Sadi Koçaş ve Alparslan Türkeş’ti… 

Türkçülük Davasının savcısı mahkemede Alparslan Türkeş’i ‘genç yaşta Nihal Atsız’ın ağına düşüp ideolojik olarak zehirlenme talihsizliğiyle’ itham edecekti. Bu dava Türkeş’in kişisel tarihinin dönüm noktasıydı. Mahkeme sonunda 9 ay 10 gün hapis cezası aldı. Ancak daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bu ceza ‘delil yetersizliği’ dolayısıyla bozuldu. Alparslan Türkeş gözaltında kaldığı süre boyunca Ankara Sansaryan Hanında işkence görmüş,  tek tek tırnakları çekilmiş ve 39 gün boyunca tabutlukta kalmıştı. Türkeş’in ‘diri diri fırına sokulduk’ dediği tabutluklar Türkiye’deki milliyetçi düşünce için çok sonraları simge haline gelecekti. Yargılandığı dava yüzünden kurmaylığını birkaç sene geç almak zorunda kaldı. Genç Türkeş, yargılanmalarından ve gördükleri işkencelerden sorumlu tuttuğu dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü ise hayatı boyunca hiç affetmedi. Türkeş’in İsmet Paşa’ya duyduğu bu kin onun ileride atacağı birçok adımı da derinden etkileyecekti. Alparslan Türkeş ve İsmet İnönü arasındaki bu husumet Türkçülük davasından tam 16 yıl sonra başka bir alanda yine kendini gösterecekti. 

Alparslan Türkeş 1944’teki davadan sonra tekrar askerliğe döndüğünde bir süre kendini siyasi faaliyetlerin uzağına attı. 1944 yılında yargılandığı dava yüzünden ordudaki çevresinden afoaroz edilmişti. 1948 yılında 15 Türk subayla birlikte Amerika’ya giden ilk Türk subayların içinde yer aldı. Alparslan Türkeş, burada Kansas Kara Harp Okulunda eğitim görecek, komünizmle ilgili düşünceleri iyice şekillenecekti. Türkeş yıllar sonra, Amerika’da gördüğü eğitimi yazar Hulusi Turgut’a anlatırken ‘Amerika gözlerimi kamaştırmıştı’ diyecekti.

Alparslan Türkeş, Amerika’dan döndükten sonra Çankırı’daki gerilla okuluna tayin edildi. Buradaki görevi kendi deyimiyle Türk askerine ‘kontrgerilla savaşı eğitimi’ vermekti. Burada 2.5 yıl görev yaptıktan sonra 1950’li yılların ortasında yolu bir kez daha Amerika’ya düşen Alparslan Türkeş’in yeni görevi Amerikan Silahlı Kuvvetleri’nin beyni sayılan Pentagon’da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğiydi.  Buradaki görevinden döndükten sonra 1959’da Albaylığa yükselen Türkeş siyasi faaliyetlere de geri dönmüştü.

Alparslan Türkeş, yıllar önce gizli bir cemiyet kurup, bu cemiyetle hükümeti devirmeye yönelik faaliyetlere girişmekten yargılanmış ancak suçsuz bulunmuştu. Kaderin cilvesi, o davadan tam 15 yıl sonra Türkeş gerçekten gizli bir cunta cemiyetine üye olmuş ve hükümeti devirmek için harekete geçmişti. Bu cunta cemiyeti 27 Mayıs günü Demokrat Parti hükümetini devirip yerine geçecek 38 kişilik bir subay grubundan oluşuyordu. Bu subay grubunun başını çekenlerden biriyse dönemin genç Albayı Alparslan Türkeş’ti…

27 Mayıs sabahı Albay Türkeş’in tok sesiyle okuduğu bildiri bir dönemi kapatıyordu. Demokrat Parti iktidarı devrilmiş, ülkeyi yönetmek üzere 38 kişilik Milli Birlik Komitesi kurulmuştu. Darbe bildirisini okuyacak kadar ihtilalin çekirdek kadrosu içinde yer alan Alparslan Türkeş Başbakanlık Müsteşarlığına getirildi. Alparslan Türkeş, 27 Mayıs kadroları içinde dönemin ‘kudretli albayı’ olarak anılacaktı.

27 Mayıs’ın kudretli albayı Türkeş’in başını çektiği MBK içindeki grup 14’ler olarak anılıyordu. 14’lere göre Demokrat Partililer yargılanmadan yurt dışına sürgün edilmeli, seçim sandığı hemen kurulmamalıydı, Milli Birlik Komitesinin kuracağı Milli Birlik Partisiyle seçimlere gidilmesi gerekiyordu. Bu düşünce Milli Birlik Komitesi içinde çatlaklara sebep oldu. Türkeş ve arkadaşlarının yönetimi sivillere devretmek istemeyişinden rahatsız olan Cemal Madanoğlu ve onu destekleyen subaylar, Türkeş’in ikinci bir darbeyle Türkiye’nin Abdulnasır’ı olmak istediğini ileri sürüyordu. Türkeş, demokrasiye dönüşün, 1944’te yargılandığı davadan sonra hiç affetmediği İsmet İnönü’ye iktidarı altın tepside sunmak anlamına geldiğini özel toplantılarda dile getiriyor ve seçimlerin karşısında bir tutum sergiliyordu. Ona göre 27 Mayıs devam ettirilmeli ve Mustafa Kemal’in 1938’de ölümüyle yarım kalan Atatürk Devrimleri tamamlanmalıydı. Milli Birlik Komitesi içindeki bu çatlak kısa süre içinde büyük bir tasfiyenin yolunu açacaktı.

MBK içinde 14’lerek karşı olan grubun başını çeken Madanoğlu ve darbenin görünüşteki lideri Cemal Gürsel’in Kasım 1960’da Çankaya’da yaptığı toplantıdan tasfiye kararı çıktı. Çok gizli yürütülecek operasyonla 13 Kasım 1960 sabahı Hava Kuvvetleri subayları tarafından Türkeş ve arkadaşları bir gece yarısı baskınıyla evlerinde tutsak edildi. Evlerinden dışarı çıkmalarına izin verilmeyen bu isimlere Cemal Gürsel’in gönderdiği mektup okundu.

"Komite içindeki çatışmalar yüzünden normal çalışma düzeni kurmaya imkan kalmamıştır. Bu sebeple milli birlik komitesini feshettim. Milli birlik komitesi üyeliğinden affedildiniz ve emekliye sevk olundunuz. Şerefinizle mütenasip bir dış göreve atanmak üzere evinizde bekleyiniz. İmza: Cemal Gürsel"

Devrim, bir kez daha kendi çocuklarını yemişti. Türkeş ve arkadaşları birkaç gün evlerinde tutsak kaldıktan sonra beraberindeki askerlerin nezaretiyle havaalanına götürüldü ve dünyanın çeşitli yerlerine diplomatik görev bahanesiyle gönderildi. Tasfiye edilen isimlerin içinde Alparslan Türkeş’le birlikte sonraları MHP’nin kurucu çekirdek kadrosunu oluşturacak Dündar Taşer, Rıfat Baykal, Numan Esin, Muzaffer Özdağ gibi isimler de yer alıyordu. Ancak 14’ler içindeki tüm subaylar milliyetçi fikirlere sahip değildi. Seçimlere gitmek yerine, bir süre daha iktidarda kalmak dışında pek ortak siyasi görüşü olmayan bu subaylar içinde Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı ve İrfan Solmazer Türkiye’ye döndükten sonra 1965’te CHP’den seçimlere katılacak, Muzaffer Karan Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) milletvekili olacaktı.

Yeni Delhi’ye sürgün edilen Alparslan Türkeş’in kişisel tarihi şimdi bir kırılma noktası daha yaşıyordu. Subay Türkeş’in son görevi buydu. Ona asıl şöhretini getirecek ve Türkiye tarihine damga vurmasını sağlayacak kırılma noktasıysa bu sürgünden sonra Türkiye’ye dönmesiyle gerçekleşecekti. Türkiye’ye dönüp siyasete atılacak Alparslan Türkeş’i zorlu mücadelelerle geçecek yeni bir dönem bekliyordu.

TUNAHAN ELMAS GZT YAZARI

Lisans eğitimine Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesinde devam etmekte olan Tunahan Elmas, Gzt.com yetkili editörü olarak görev yapmaktadır. Daha önce Trt Haber ve Habertürk’te yayınlanan Şimdi ve Burada programında siyasi tarih üzerine belgeseller hazırlayan Elmas, Yenişafak.com’da gündem editörü olarak çalışmıştır. Siyasi tarih ve gündem üzerine yazılar yazan Elmas, kariyerine medya alanında devam etmektedir. devamı

Tüm Yazıları

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.