Erdal Hoş

SPOR YAZARI

Trabzonspor’a Dair

Kitabın ortasından yazalım; hala kırılgan Trabzonspor. Hala takımın beden dili “Bu maçı alırım ben” demiyor. Hala takımın sahaya yayılışı çok problemli ve hala Ömer ağabeyin kulakları çınlasın “Bloklar arasında bağlantı” kopuk… Hala “Birkaç iyi adam”ın sırtında Trabzonspor, hala birkaç iyi harekete endeksli… Hadi öncesini geçelim, Burak’ın golü attığı dakika ile Onur’un golü kurtardığı dakika arasında geçen ıstırap maç sonları gelen 3 puanla unutulmamalı ve Trabzonspor top oynamalı. Bu kadron...

Ayşe Çoban

HABER YAZARI

Ahlakî erozyona karşı “edep”

Karşılıklı anlayış ve saygı çerçevesinde gelişen sosyal davranış kuralları dediğimiz görgü kurallarına uyulmaması, gündelik hayatta karşılaştığınız kabalıklar sizi de rahatsız etmiyor mu? Nezaketsizlikten, anlayışsızlıktan, toplu yaşama adabına uygun davranmayanlardan yakınanların sayısı gittikçe artıyor. Toplumun ve ailenin parçalanıp atomize bireylerin oluşmasıyla nesilden nesile aktarılan dinî ve örfi geleneklerden, davranış kurallarından, adab-ı muaşeretten uzaklaştık. Samimiyet kisvesi a...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Kudüs'ü sahiplenmek!

İsrail, 1950’de Kudüs’ü başkent ilan ettiğinden beri gittikçe artık demografik, coğrafi, dini ve siyasi değişimi zor kullanarak dikte etme çabası içerisinde. BM’nin 1947’deki kararı ile Kudüs’ün ‘corpus separatum’, uluslararası bir şehir, olması kararlaştırılsa da uluslararası hukuku her zamanki gibi çiğneyen İsrail, bölgede insanların onurlu yaşama çabalarına müdahale etmeye devam ediyor. Kudüs’ün İslam âlemi ve diğer tüm semavi dinler için mukaddes olduğu dünya çapında ortak kabul edilen bir n...

Erdal Hoş

SPOR YAZARI

Trabzonspor'a Dair

Futbol, taktik mental ve fizik anlamda çok fazla değişkenin denkleme dahil olduğu bir oyun. Dolayısıyla çoğu zaman sahaya yansıyan sorunun kaynağını sadece o mevkide aramak çözüm bulmak adına yeterli olmuyor. Misal Trabzonspor orta sahasında sık sık gördüğümüz geniş alanda adam kovalama sahnesinin sebebi orta sahanın yetersizliği değil sadece. Savunmanın mesafeyi çok açması (ki bunu da yapmaya mecburdular çünkü ağır bir savunması var) orta sahayı çok geniş bir alanda savunma yapmaya zorluyor. Bu...

Ayşe Döne

SPOR YAZARI

Eksi Kredi

Galatasaray sezona beklenmedik şekilde iyi başladı muhteşem futbolla alınan seri galibiyetler taraftarda umut ışığı oldu. Ama! Seri galibiyetler devam ederken de 8.hafta en büyük rakiplerinden Beşiktaş ve Fenerbahçe’ye 8 puan fark attığında da Tudor’a tam anlamıyla güvenilmedi. Tudor derbi kazanamıyor evet sezon başında beri bu cümleyi her hafta duyduk. Medyadan taraftara Tudor’a asla güvenilmedi. Tudor da bu baskının getirdiği stresle derbilerde oyun sistemini değiştirerek risk aldı ve hepsi...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Vallahi artık cümle kurasım da gelmiyor

Yaşanabilecek tüm rezillikleri yaşayıp bitirmişiz gibi hissediyorum. Ne kadar alçalabileceksek alçalmış, unufak ve kimsesiz kalarak naçarlıkta kaybolmuşuz. Modern insan duygusallık diye nitelendiriyor böyle cümleleri. Ona yavan ve yapış yapış geliyor. Bu cümleler hayatına pratik bir katkı sağlamıyor. Mesela maaş bordrosunda belirgin bir yükselme olmuyor yahut beyaz yakasına yeni bir kat kola geçilmiyor bu sözlerle. E tabi rahatsız ve tedirgin oluyor. Onu oyalayan, yolundan alıkoyan fazla sulugöz...

Tunahan Elmas

HABER YAZARI

Tabutluktan Başbuğ Otağına(1): Asker Türkeş

1934 yılında Kuleli Askeri Lisesinden iki öğrenci Nihal Atsız’ı İstanbul’daki evinde ziyaret etti. Öğrencilerden biri Atsız’dan çok etkilenmiş, o günden sonra aralarında yıllarca sürecek bir mektuplaşma ve dostluk serüveni başlamıştı. Kuleli Harp Okulu ve daha sonra subaylığı boyunca Atsız’a düzenli olarak mektup yollayan bu genç subay yıllar sonra yazdığı mektuplar yüzünden başına geleceklerden habersizdi… Yıl 1944 Yer AnkaraKonu: Türkçülük Davası  Mahkeme salonundaki sanıkların bir çoğu ...

Tunahan Elmas

HABER YAZARI

ASELSAN'daki şüpheli ölümler: 11 yıl, 8 mühendis

ODTÜ makina mühendisliği bölümünü okulun şeref listesine girerek bitirdikten sonra en büyük hayali olan ASELSAN’da göreve başlamıştı. Kanas silahlarına monte edilen ve gece atış yapılmasını sağlayan çelik nişan dürbünlerinin mucidi olan 31 yaşındaki bu mühendis, çok genç yaşta milyar dolarlarla ifade edilen ASELSAN’ın milli tank projesinde çalışmaya başladı.  Her şeyin olağan akışında gittiği 2006 Ağustosunda, 2 aylık evli olan Hüseyin Başbilen, bir sabah işe gidiyorum diyerek kendisine ait o...

Erdal Hoş

SPOR YAZARI

Trabzonspor’a Dair…

Muhammet Beşir Cardozo'dan iyi falan değildi. Batuhan Altarslan'ın M'bia'dan iyi falan olmadığı gibi. Her ikisi de onlardan daha iyi olabilirler miydi? Belki... Şehrin onlarca yüzlerce çocuğu geldi geçti, hepsi muhtemelen iklim ve coğrafyanın etkisiyle uluslararası futbolcular olacak yeteneklerdiler ama olamadılar. Olamadılar çünkü altyapıda bugünün futbol dünyasının beklediği fiziksel ve mental eğitimi alamadılar. 19 yaşında bir oyuncunun yeteneklerini sergilemesi ve o yetenekleri ile göz doldu...

Ayşe Döne

SPOR YAZARI

Tudor'un Takımı

Galatasaray’da teknik direktörlerin tutunamadığı, futbolcuya dayalı düzenin olduğu dönemde geçen sezon ligin 2.devresinin başlarında İgor Tudor teknik direktörlüğe getirildi. Peki neden İgor Tudor tercih edilmişti? Sosyal medya baskısıyla getirildi iddiaları doğru muydu? Galatasaray’a teknik direktör olacak kadar bir başarısı var mıydı? Sorular sorular… 2013 yılından beri Galatasaray’da sezonu tamamlayabilen teknik direktör yok. Fatih Terim, Mancini, Prandelli, Hamza Hamzaoğlu, Mustafa Denizl...

Av. Harvey Specter

HABER YAZARI

Anne, ben şövalye oldum!

Açıkçası; en son ne zaman mesleğin gerektirdiği dilekçe yazımı ve benzeri işler haricinde bir şeyler yazmak için elime kâğıt-kalem aldım hatırlamıyorum. Yıllarca hikâye ve şiir karaladım; şu anda bu satırları yazarken fark ettim de uzun zamandır bu huyumu da devam ettirmiyorum. Sanırım artık içimizi sosyal medyaya döküyoruz. Elimize kâğıt-kalem alma isteğini de gideriyor sosyal medya. Her neyse…Çocukken hep süper kahraman olmak isterdim. Hangimiz istemedik ki? Hatta içten içe, özel yeteneklerimi...

Enes Çallı

HABER YAZARI

Davasına ihanet eden bir siyasetçinin hikayesi

“Reis beyefendi rejim hala teminatsızdır. Teminatsız olduğu için de diktatöryaldir. Murakabe yoktur, meşveret yoktur. Partimizin programı bir yanda kalmış, tatbikat başka türlü görünür olmuştur, olmaktadır. Milli davalara prensipler değil, bir tek adam ve onun meydana getirdiği zümre hakimdir. Böyle olduğu için de yalnız iktidarı tutmak gaye olmuş ve her türlü fesadı, entrikayı bu gayenin hizmetinde kullanmak siyasi ve milli hayatımızın tek vasıtası haline gelmiştir.”  16 Eylül ...

Beybin Somuk

HABER YAZARI

Netflix’ten Al Haberi

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hepimizi etkisi altına alan bir Amerikan dizileri  furyası oluştu. Amerikan dizilerinin bu popülerliğini ise içinde birden çok diziyi bulunduran dijital yayın platformlarına borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Bu platformların en başında Netflix geliyor. Peki siz bir Türk kullanıcı olarak bu platformlarda masumca oturmuş dizilerinizi izlerken bu diziler ülkenizi tüm dünyaya nasıl yansıtıyor? Gelin hep beraber bakalım. İlk sırada politik bir gerilim dizisi olan H...

Ayşe Çoban

HABER YAZARI

Tükettikçe tükeniyoruz!

Sürekli tüketim kültüründen şikayet ediyoruz ancak hepimizi etkisi altına alan bu ekonomik ve ideolojik kuşatmanın gönüllü tutsakları gibiyiz. Aslında yanlış olduğunu bildiğimiz ve çoğu zaman da dile getirdiğimiz bu toplumsal düzene, gidişata karşı koyamıyoruz, değiştiremiyoruz, üstelik suç ortağı olmaya devam ediyoruz. Tüketim üzerinden, satın alma gücüyle kendisini ispat etmeye çalışan, hem saygın hem de narsist olmaya zorlayan sistemin sunduğu eşyalar ile varlığını kanıtlama yarışına gire...

Furkan Gençoğlu

HABER YAZARI

Makul Müslüman, Makul Kürt, Makul Atatürk

Din, lugattaki anlamı itibariyle yol, şeriat, millet, hesap, ceza, adet, itaat, hal ve siyaset gibi anlamlara gelir. Özel anlamı itibariyle ise bir hayat tarzının göstergesidir. 1400 sene önce Hz. Muhammed Mekke toplumu özelinde tüm insanlığa yeni bir hayat tarzı vaad etmiştir. Putlara tapınmayı bırakın ve bir olan Allah’a ibadet edin. Daha sonra vahiy iniş sürecinde alkol ve faiz yasaklanmış, evlilik, miras, velayet işlerinde uygulanacak fıkıh inşa edilmiştir. Yani Mekke toplumu ve İslam’a gire...

Tabutluktan Başbuğ Otağına(1): Asker Türkeş

27 Kasım 2017, Pazartesi

1934 yılında Kuleli Askeri Lisesinden iki öğrenci Nihal Atsız’ı İstanbul’daki evinde ziyaret etti. Öğrencilerden biri Atsız’dan çok etkilenmiş, o günden sonra aralarında yıllarca sürecek bir mektuplaşma ve dostluk serüveni başlamıştı. Kuleli Harp Okulu ve daha sonra subaylığı boyunca Atsız’a düzenli olarak mektup yollayan bu genç subay yıllar sonra yazdığı mektuplar yüzünden başına geleceklerden habersizdi…

Yıl 1944 
Yer Ankara
Konu: Türkçülük Davası 

Mahkeme salonundaki sanıkların bir çoğu Nihal Atsız,Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan gibi Türkçülüğün ülkedeki simge isimleriydi. Tek tek haklarındaki iddialar okunup, cevaplar alınıyordu. Yöneltilen suçlama gizli bir cemiyet kurmak, hükümeti devirmek suretiyle ülkeyi Almanya’nın safında II. Dünya savaşına sokmaya çalışmaktı. Yazar ve düşünürlerden sonra sıra örgüte üye olduğu düşünülen askerlere geldi. Bu askerlerden biri çok sonraları Türkiye tarihine damga vuracak o günlerin genç subayı Alparslan Türkeş’ti.  Türkeş’in Nihal Atsız’a yazdığı mektuplar mahkeme huzurunda okutuldu. 

‘Almanların bu yaz taaruza geçerek harbi kazanacakları muhakkaktır. Türkiye, Almanya’ya iltihak etmiş olsaydı, bizim zümre çoktan harbi kazanmış olacaktı. Ordumuzun malzeme ve her şeyden evvel yüksek bir ırk seviyesine ihtiyacı vardır. Orduda subay, er ve çavuş olarak bir hayli Türk olmayan vardır. Bunların kesinlikle Ordudan atılması ve silah taşıma şerefinden mahrum edilmesi lazımdır. Orduyu, subayları temizlemek icap etmektedir. Kan bakımından Türk subaylarından gayri diğer unsurların gözyaşına bakılmadan uzaklaştırılması lazımdır. Bütün Türkleri bir devlet ve bir millet halinde toplamaya herhalde muvaffak olacağız. Atsız’ın kılıcından keskin kalemi bu işi herhalde muvaffakiyete erdirecektir. Kalem kifayet etmezse, o zaman işi silahlara bırakacağız. Ruhumuz, yüreğimiz, kılıçlarımız seninle beraberdir.’ 

Türkeş’in 1942 yılında yazdığı bu mektup o günkü düşünce dünyasının bir özetiydi. Alman taraftarı bu ateşli genç subay o günlerde Türkiye’de kendisine taraftar bulmak isteyen Almanların da dikkatini çekmişti. 9 Ekim 1944 tarihli Alman istihbarat raporlarında çıkan belgeye göre Almanlar o günlerde Türkiye’de 3 askerle irtibat kurmuştu. Bu askerler Tekin Arıburun, Sadi Koçaş ve Alparslan Türkeş’ti… 

Türkçülük Davasının savcısı mahkemede Alparslan Türkeş’i ‘genç yaşta Nihal Atsız’ın ağına düşüp ideolojik olarak zehirlenme talihsizliğiyle’ itham edecekti. Bu dava Türkeş’in kişisel tarihinin dönüm noktasıydı. Mahkeme sonunda 9 ay 10 gün hapis cezası aldı. Ancak daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bu ceza ‘delil yetersizliği’ dolayısıyla bozuldu. Alparslan Türkeş gözaltında kaldığı süre boyunca Ankara Sansaryan Hanında işkence görmüş,  tek tek tırnakları çekilmiş ve 39 gün boyunca tabutlukta kalmıştı. Türkeş’in ‘diri diri fırına sokulduk’ dediği tabutluklar Türkiye’deki milliyetçi düşünce için çok sonraları simge haline gelecekti. Yargılandığı dava yüzünden kurmaylığını birkaç sene geç almak zorunda kaldı. Genç Türkeş, yargılanmalarından ve gördükleri işkencelerden sorumlu tuttuğu dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü ise hayatı boyunca hiç affetmedi. Türkeş’in İsmet Paşa’ya duyduğu bu kin onun ileride atacağı birçok adımı da derinden etkileyecekti. Alparslan Türkeş ve İsmet İnönü arasındaki bu husumet Türkçülük davasından tam 16 yıl sonra başka bir alanda yine kendini gösterecekti. 

Alparslan Türkeş 1944’teki davadan sonra tekrar askerliğe döndüğünde bir süre kendini siyasi faaliyetlerin uzağına attı. 1944 yılında yargılandığı dava yüzünden ordudaki çevresinden afoaroz edilmişti. 1948 yılında 15 Türk subayla birlikte Amerika’ya giden ilk Türk subayların içinde yer aldı. Alparslan Türkeş, burada Kansas Kara Harp Okulunda eğitim görecek, komünizmle ilgili düşünceleri iyice şekillenecekti. Türkeş yıllar sonra, Amerika’da gördüğü eğitimi yazar Hulusi Turgut’a anlatırken ‘Amerika gözlerimi kamaştırmıştı’ diyecekti.

Alparslan Türkeş, Amerika’dan döndükten sonra Çankırı’daki gerilla okuluna tayin edildi. Buradaki görevi kendi deyimiyle Türk askerine ‘kontrgerilla savaşı eğitimi’ vermekti. Burada 2.5 yıl görev yaptıktan sonra 1950’li yılların ortasında yolu bir kez daha Amerika’ya düşen Alparslan Türkeş’in yeni görevi Amerikan Silahlı Kuvvetleri’nin beyni sayılan Pentagon’da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğiydi.  Buradaki görevinden döndükten sonra 1959’da Albaylığa yükselen Türkeş siyasi faaliyetlere de geri dönmüştü.

Alparslan Türkeş, yıllar önce gizli bir cemiyet kurup, bu cemiyetle hükümeti devirmeye yönelik faaliyetlere girişmekten yargılanmış ancak suçsuz bulunmuştu. Kaderin cilvesi, o davadan tam 15 yıl sonra Türkeş gerçekten gizli bir cunta cemiyetine üye olmuş ve hükümeti devirmek için harekete geçmişti. Bu cunta cemiyeti 27 Mayıs günü Demokrat Parti hükümetini devirip yerine geçecek 38 kişilik bir subay grubundan oluşuyordu. Bu subay grubunun başını çekenlerden biriyse dönemin genç Albayı Alparslan Türkeş’ti…

27 Mayıs sabahı Albay Türkeş’in tok sesiyle okuduğu bildiri bir dönemi kapatıyordu. Demokrat Parti iktidarı devrilmiş, ülkeyi yönetmek üzere 38 kişilik Milli Birlik Komitesi kurulmuştu. Darbe bildirisini okuyacak kadar ihtilalin çekirdek kadrosu içinde yer alan Alparslan Türkeş Başbakanlık Müsteşarlığına getirildi. Alparslan Türkeş, 27 Mayıs kadroları içinde dönemin ‘kudretli albayı’ olarak anılacaktı.

27 Mayıs’ın kudretli albayı Türkeş’in başını çektiği MBK içindeki grup 14’ler olarak anılıyordu. 14’lere göre Demokrat Partililer yargılanmadan yurt dışına sürgün edilmeli, seçim sandığı hemen kurulmamalıydı, Milli Birlik Komitesinin kuracağı Milli Birlik Partisiyle seçimlere gidilmesi gerekiyordu. Bu düşünce Milli Birlik Komitesi içinde çatlaklara sebep oldu. Türkeş ve arkadaşlarının yönetimi sivillere devretmek istemeyişinden rahatsız olan Cemal Madanoğlu ve onu destekleyen subaylar, Türkeş’in ikinci bir darbeyle Türkiye’nin Abdulnasır’ı olmak istediğini ileri sürüyordu. Türkeş, demokrasiye dönüşün, 1944’te yargılandığı davadan sonra hiç affetmediği İsmet İnönü’ye iktidarı altın tepside sunmak anlamına geldiğini özel toplantılarda dile getiriyor ve seçimlerin karşısında bir tutum sergiliyordu. Ona göre 27 Mayıs devam ettirilmeli ve Mustafa Kemal’in 1938’de ölümüyle yarım kalan Atatürk Devrimleri tamamlanmalıydı. Milli Birlik Komitesi içindeki bu çatlak kısa süre içinde büyük bir tasfiyenin yolunu açacaktı.

MBK içinde 14’lerek karşı olan grubun başını çeken Madanoğlu ve darbenin görünüşteki lideri Cemal Gürsel’in Kasım 1960’da Çankaya’da yaptığı toplantıdan tasfiye kararı çıktı. Çok gizli yürütülecek operasyonla 13 Kasım 1960 sabahı Hava Kuvvetleri subayları tarafından Türkeş ve arkadaşları bir gece yarısı baskınıyla evlerinde tutsak edildi. Evlerinden dışarı çıkmalarına izin verilmeyen bu isimlere Cemal Gürsel’in gönderdiği mektup okundu.

"Komite içindeki çatışmalar yüzünden normal çalışma düzeni kurmaya imkan kalmamıştır. Bu sebeple milli birlik komitesini feshettim. Milli birlik komitesi üyeliğinden affedildiniz ve emekliye sevk olundunuz. Şerefinizle mütenasip bir dış göreve atanmak üzere evinizde bekleyiniz. İmza: Cemal Gürsel"

Devrim, bir kez daha kendi çocuklarını yemişti. Türkeş ve arkadaşları birkaç gün evlerinde tutsak kaldıktan sonra beraberindeki askerlerin nezaretiyle havaalanına götürüldü ve dünyanın çeşitli yerlerine diplomatik görev bahanesiyle gönderildi. Tasfiye edilen isimlerin içinde Alparslan Türkeş’le birlikte sonraları MHP’nin kurucu çekirdek kadrosunu oluşturacak Dündar Taşer, Rıfat Baykal, Numan Esin, Muzaffer Özdağ gibi isimler de yer alıyordu. Ancak 14’ler içindeki tüm subaylar milliyetçi fikirlere sahip değildi. Seçimlere gitmek yerine, bir süre daha iktidarda kalmak dışında pek ortak siyasi görüşü olmayan bu subaylar içinde Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı ve İrfan Solmazer Türkiye’ye döndükten sonra 1965’te CHP’den seçimlere katılacak, Muzaffer Karan Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) milletvekili olacaktı.

Yeni Delhi’ye sürgün edilen Alparslan Türkeş’in kişisel tarihi şimdi bir kırılma noktası daha yaşıyordu. Subay Türkeş’in son görevi buydu. Ona asıl şöhretini getirecek ve Türkiye tarihine damga vurmasını sağlayacak kırılma noktasıysa bu sürgünden sonra Türkiye’ye dönmesiyle gerçekleşecekti. Türkiye’ye dönüp siyasete atılacak Alparslan Türkeş’i zorlu mücadelelerle geçecek yeni bir dönem bekliyordu.