Ayşe Döne

SPOR YAZARI

Oyunun favorisi belli skorun değil

Süper ligin şampiyonluk düğümünü çözen haftalar haricindeki en önemli haftasına geldik. Galatasaray- Fenerbahçe derbisi.  Ligin kaçıncı haftası olursa olsun iki takımın zirveye uzaklığı ya da yakınlığının bir öneminin olmadığı zamanlar bile bu derbi her maçtan önemlidir. Taraftarlar arasındaki atışmalar, futbolcuların motivasyonu, tvlerin derbiyi konuşmaları derbiye özel programların yapılması günler önceden başlar. Fenerbahçeli futbolcu Soldado’nun dünkü basın toplantısında da söylediği gibi“Bu...

Furkan Gençoğlu

HABER YAZARI

Sonra Bir Uyandım / 1

Sonra bir uyandım Malta’dayız. Yaklaşık 6 ay burada kalacağız diye ümit ediyoruz. Endişeli gözlerle etrafı seyrediyoruz. İnternette araştırma yaptığımda bir küçücük adalar ülkesi olarak bahsetmişler bu adadan. Adalar ülkesi diyorum çünkü üç adadan oluşuyor burası. Malta, Gozo, Comino... Sadece Malta ve Gozo’da yerleşim mevcut. Comino’da ise Avrupa’nın en güzel koyu olarak ünlenmiş Blue Lagoon bulunuyor. Bu yüzden yerleşim olmamasına rağmen Malta’yı Malta yapan en büyük etkenlerden biri Comino ad...

Mehmet Ali Söylet

HABER YAZARI

Yabancı sınırlaması mı yerli kıyağı mı?

Futbolda ve basketbolda yabancı sınırlaması Türkiye’de hala bitmeyen, yakın gelecekte bitecek gibi de görünmeyen büyük bir tartışma. Özellikle futbolda yabancı sınırlaması son haftalarda A Milli Futbol Takımı’nın aldığı kötü sonuçlar neticesinde yeniden alevlendi, bazı futbolcuların destekleriyle devam etti, milli takımların “yabancı” teknik direktörü de Dünya Kupası elemelerindeki kritik maçların kaybedilmesiyle konuyu gündeme getirdi ve siyaset de tartışmaya dahil oldu. Peki bu tartışmaların n...

Tunahan Elmas

HABER YAZARI

Yakın Tarihten Bir Utanç Vesikası: 6-7 Eylül

–”Vali Bey İstanbul yakılıp yıkılırken, siz polislerin size sağladığı emniyet içinde nasıl orada gönül rahatlığıyla oturuyorsunuz. Ayıp değil mi? Bu büyük bir felaket, bu milli bir felaket.” -”Efendim yanımda İç İşleri Bakanı Namık Gedik var, dilerseniz ona vereyim.” Namık Gedik; -”Öyle milli felaket falan değil. Bu milli bir isyan. Şu anda yaşadıklarımızın adı milli bir kıyamdır. Gençlik kıyama kalktı. Ortada dram yok.” -”Çok yazık Namık… Yaşanan trajediyi milli bir kıyam olarak nit...

Mehmet Ali Gökalp

HABER YAZARI

Olmayacak Dua: Altın Tahvili ve Sukuk İhracı

Türk insanının yastık altında 100 milyar dolarlık altın rezervi olduğu tahmin ediliyor. Bu altınları ekonomiye kazandırmak için ekonomi yönetimini altın tahvili ve altına dayalı sukuk ihracı başladı. İlk anda kulağa çok hoş gelse de bence aşağıda yazacağım sebeplerden ötürü tahvil talebinin istenen rakamlara ulaşması mümkün olmayacak. Türk ekonomisinin en büyük sorunu olan yetersiz tasarruf oranını arttırmak için ekonomi yönetimi birtakım çalışmalar denedi, ancak çalışmaların altyapı yetersizliğ...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Sınırlandırılan iktidar

Geçmişi bugünün değerleriyle yargıladığımızda çoğunlukla yanlışa düşeriz. Örneğin Cumhuriyet rejimi ile yönetilen bizler geçmişe baktığımızda monarşiyi çoğunlukla eleştiririz. Oysa toplumlar gibi devletler de zaman ve mekana göre şekil değiştirirler. Yani bugün içinde yaşadığımız dünya siyasi sistemi ve benimsediğimiz kültürel değerler mutlak iyiye ulaştığımızı kanıtlamaz.  Retrospektif bakış açısı, içerisinde yanlış yargılar çıkmasına sebep olan riskler barındırır. Tarihin sürekli iyiye doğr...

Tunahan Elmas

HABER YAZARI

Kriz, Ambargo ve 21 Amerikan Üssünün Kapatılması

‘İktidarını kaybetmiş bir şekilde, zorunlu ikamet kararıyla getirildiği Çanakkale’nin Lapseki ilçesine bağlı Zincirbozan’daki askeri tesiste geceyi geçiriyordu. Yeni dönemin neler getireceği sorusu kafasını kurcalarken, bulunduğu üssün eski bir Amerikan radar üssü olduğunu öğrendi. Bu tesis yaklaşık beş sene önce bizzat onun emriyle kapatılan 21 Amerikan tesisinden biriydi. Tesisin girişinde dalgalanan Türk Bayrağına baktı ve gülümsedi. Kaderin cilvesi miydi bilinmez yıllar önce kapattırdığı Ame...

Tuncay Güneş

HABER YAZARI

Güçlü Sermaye Piyasası için neler yapmalı

Sermaye piyasasında yapılan yatırımlar ülkemizin büyümesi ve dünya ile rekabet edebilmesi için son derece önemlidir. Ülkemizin sermaye piyasasındaki oyuncuları 1- Aracı Kurumlar 2-Portföy Yönetim şirketleridir. Ve bu şirketler fon yönetimi ile faaliyet göstermektedir. Bu fonlar kendi içinde Konvansiyonel fonlar ve Serbest fon (Hedge fon) olarak 2’ye ayrılmaktadır. Borsa İstanbul’da yatırımcı sayısı 200 bin civarındadır. Ve bunların 80 bini 50.000 TL’nin üstünde yatırım yapmaktadır. Ülke ge...

Tunahan Elmas

HABER YAZARI

Tarihe geçen bir sözün anlattıkları

Bir hayal kırıklığı hikayesi; tarihe geçen bir sözden arda kalanlar 12 Eylül yargılamaları devam ederken ülkücüler davasında söylenen bir söz tarihe geçti. 12 Eylül öncesi MHP ve ülkücü siyasetin ideologlarından Agah Oktay Güner’in mahkemede söylediği ‘fikirlerimiz iktidarda, biz zindandayız’ sözü, 80 öncesi ülkücülerin 12 Eylül’de yaşadığı hayal kırıklığını tarif ediyordu. Bu söz yıllarca tartışılacak, 12 Eylül’e milliyetçi bir çizgi yükleyerek karşıtlığını bunun üzerinden kurmak isteyen Tür...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Emrah Serbes ile Raskolnikov arasındaki farklar

Edebiyatta bir damar yakalayabilmenin yolu, Dostoyevski’yi defaatle okumuş olmaktan geçer.Popüler edebiyat dergilerindeki kullanılışıyla Dostoyevski bugün iyice sulandırılmış olsa da, 80 kuşağının kendi dilini bulmasında büyük emeği vardır. Dostoyevski’nin vicdanı ve ahlakı, dini imanı para olmuş dünyada İsmet Özel’in deyimi ile tam düşerken tutunduğumuz tuğlalar olarak baş ucumuzda duruyor. Kendimize Rabb da bellemedik onları. Şeksiz şüphesiz iman etmedik. Çünkü şüphe de imandandır, b...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Tek taş üstüne beş taş hayat

Bazıları istediği hayatı yaşar. Bazıları kendi hayatını idealize eder ve ‘bak, benimki çok güzel’ diye kendi idealini kafanıza kakar. Bundan sebep bazılarımız da vay benim güngörmemişliğim diye sızlanır durur. Ben şimdi ne idealize etmiş ne kafaya kakmış ne de sızlanmış olmamak için yazmayı tercih ediyorum. Yazının sonunda yol hangisine çıkarsa siz ilk sapaktan gerisin geri dönün. Hepimizin hayattaki varoluş kaygısı farklı. Hatta bazılarımız böyle bir kaygının var...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Çocuk yetiştirmek de sahne sanatlarına dahil

Doğumun gerçekleşeceği tarihe aylar kala banka hesabına yüklü miktarda para yatır ve Amerikan vizesine başvur. Vize çıkarsa kalacağın yeri bul ve doğumdan sonra da bir süre orada kalacağın için kendini bu duruma göre ayarla. Doğmamış çocuğa biçtiğin donun astarının, yüzünden pahalıya geleceğini bil ve doğmamış çocuğun rızkını yine bunun için harca. Tamam mı, doğdu mu, evladın artık çifte vatandaş. Senin gibi geleceği öngörüp daha bugünden evladiyelik planlar yapan bir annesi old...

Asya Karagül

HABER YAZARI

Modern Ortaçağ ve Türkofobi

İnsanoğlu yaratıldığından beri bir takım endişe ve korkular içerisindedir. Eski çağlarda bu korku, bir hayvandan veya bir olaydan ötürüdür. Modern zamanlara gelindiğindeyse insan, kendisine farklı gelen her türlü ayrıntıdan kaçınır. Avrupai deyişle bu "fobiler" gündelik yaşamı etkilediği kadar devlet yönetimlerine, uluslararası politikaya dahî yön vermiştir. Her devletin, milletin ve medeniyetin tarihsel deneyimine bağlı olarak bir takım devlet, millet ve medeniyetlere karşı ön yargısı ve bu ön ...

Mehmet Ali Gökalp

HABER YAZARI

Doların Ekonomimize Olan Etkisini Azaltmak İçin Ne Yapmalı

Gerçekten millet olarak Amerikan para birimi olan dolardan bıktık.İşçisini,patronunu,politikacısını,çiftçisini,köylüsünü,kentlisini,bekarını,evleneceklerini,finansçısını,esnafını, alacaklısını,  borçlusunu kısaca  80 milyonu canından bezdirdi. Dolar kurunun inmesi bir dert, çıkması başka bir dert.  Dolar kuru indiği zaman ihracatçıyı yurtdışındaki üreticiyle fiyat rekabeti yapamadığı için vuruyor, iç piyasaya üretim yapan sanayiciyi ithal etmesi üretmekten daha ucuza geldiği için vuruyor ve r...

Şeyma Özin

HABER YAZARI

Gülmeseydim iyiydi

Evren dedik olmadı, karma dedik bu sefer de farklı bir anlama meyyal olmadı, iyi enerji dediğimiz güneş enerjisinin yanına yaklaşamadı. Çok satan Amerikan menşeili olumlama kitaplarını aldık gizli gizli, kimsecikler yokken okuduk. Varsa yoksa ayna diyordu bu kitaplar. "Bre deyyuslar şimdi Lacan’dan ne farkınız kaldı? " demedik dikkate aldık.  Bir kere olsun kendimizi görmek için bakmadığımız, hep başkalarındaki aksimizi yokladığımız aynaların karşısına geçtik. Derin bir nefes alıp gür ...

Yolda yürürken iki annenin sohbetine şahit oldum. Yanlarında 3-4 yaşlarındaki kızları vardı. Biri diğerine kuralları sürekli kendisinin koymak zorunda kaldığından ve çocuğunun da onu hep “kötü” olarak algıladığından dert yanıyordu.

Eminin bu konuşma birçok anne için oldukça tanıdık… Çünkü haklılar. Günümüz annelerinin yükü oldukça fazla. Hem evin ihtiyaçları, hem eşin ve çocukların ihtiyaçları bir de bunun üstüne eve geç gelmek zorunda kalan babalarla beraber çocukların oyun-ödev ihtiyaçları da eklenince bir noktadan sonra taşıyorlar. Böyle olunca da önce kendileri sonra çevresindekiler için işler daha da zorlaşıyor.

Sonuç; tüm gün koşturup hiçbir işe yetişemediğini hisseden yorgun, yetersiz, öfkeli anneler, eve geldiklerinde karşılaştıkları tablodan rahatsız, isteksiz, gergin babalar ve bir türlü tatmin olmamış, mutsuz, huysuz çocuklar…

Şimdi durup filmi baştan oynatırsak ve her şeyin başladığı yere dönersek, yani hani şu toz bulutuna, ne görürüz?

Bir çift birbirlerini severler ve evlenirler. Sonra biraz daha büyük bir aile olmak isterler, nasip olur bir çocukları dünyaya gelir. Ama o çocuk sadece anneyle ya da sadece babayla olmaz. Bu iş için her iki kişinin de birbirine ihtiyacı vardır. Çocuklar dünyaya geldikten sonra büyürken de hem anneye hem de babaya ihtiyaç duyarak büyümeye devam ederler.

Bir çocuk için annenin de babanın da farklı işlevi vardır. Anne, çocuğun daha çok sevgi, şefkat ve merhamet tarafını destekler. Baba ise kural, çerçeve, disiplin, otorite tarafını… Çocuk anneyle daha çok koşulsuz sevildiğini, kucaklandığını, hata yapsa da kabul edildiğini hissetmek ister. Babayla ise sınırları, nereye kadar gidip nereden sonra durması gerektiğini, disiplini görmek ister.

Bu sınırlar birbirlerinden bıçakla kesilmiş kadar keskin değildir elbette. Yani bir çocuk için anne de zaman zaman disiplinli ya da baba da zaman zaman sevecen olmalıdır şüphesiz. Ama teraziye koyduğumuzda hangi ebeveyn için hangi halin daha ağır basması gerektiği yukarıda anlatılan gibi olmalıdır.

Fakat bazen bu durumda roller değişilir. Bazen anne çocuğuyla ilgili bütün ihtiyaçları tek başına üstlenmek ister çünkü eşinin ya da başkasının müdahalelerini doğru bulmaz, beğenmez ya da kendini kadar o yalnız hisseder ki buna mecbur kalır. Bazen de baba, birlikte geçirdiği zamanda çocuğuyla sadece eğlenmek ister, çocuğunun onunla mutlu olması, isteklerinin karşılanıyor olması onun için yeterlidir. İlişkilerini kızmalarla, cezalarla boğmak istemez. Yani anne kuralcı, disiplinli olur baba ise sevecen merhametli. Anne evde esen fırtına olur baba ise sığınılacak liman…

Çocuklar anne ve babalarından gördüklerini, kendi içsel parçaları haline getirirler. Yani onlardan gördükleri, bir süre sonra hem kendilerine hem de başkalarına davranma biçimleri haline gelir.

Annedeki sıcaklık ve sevecenlik, kendilik algısındaki değeri, hatalarını kabul edişini ve her şeye rağmen yeniden başlama cesaretini içselleştirmesini sağlar. Babadaki güç, özgüveni, kendini güvende hissetmesini ve gerek kişisel gerekse toplumsal kurallara uygun bir şekilde yaşaması gerektiği bilincini içselleştirmesini sağlar.

Roller değişince çocuğun iç dünyasında da dengeler şaşar. Çünkü sevgisine, sevecenliğine ihtiyaç duyduğu annesinin öfkesi, onu çaresizleştirir ama bunu ifade edebilmek o kadar da kolay olmaz… Ya daha da “yaramaz”laşır ya da “uyumlu” gibi görünür. Gücünü hissetmeye ihtiyaç duyduğu babasını parmağında oynatabileceğini gördüğü zaman kendini güvende hissetmez… Özgüveni de bu bağlamda yeterince güçlü olmaz, çok korkan ve/veya korkutan bir çocuk haline dönüşür.

İşler bu şekilde devam ettikçe evdeki kaos ortamı da her geçen gün biraz daha artmaya başlar. Sonunda ev yine kızgın, yetersiz anneli, yorgun, isteksiz babalı, mutsuz huysuz çocuklu bir aile ortamına dönüşür.

Peki disiplin demek illa da anne ya da babanın “kötü” olarak algılanması mı demek?

Bir çocuğun durması gereken yerleri söylemek ya da yaptığı davranışın onaylanamaz olduğunu göstermek, “kötü” olmayı da beraberinde getirmek zorunda mıdır?

Elbette hayır!

Ne yapmak gerekir?

- Önce herkes kendi rolüne sahip çıkmalı. Eğer rollerde bir karışma varsa anne, anne rolüne, baba ise baba rolüne geçmeli.

- Babanın güçlü olması, önce annenin gözünde güçlü olmayı gerektirir. Yani eğer anne, babanın gücünü saymıyorsa, “Baban öyle diyor ama boşver ben ikna ederim böyle yap.” derse, baba, çocuk gözünde de değerini kaybeder. Annenin de eşini evde otorite figürü olarak görmesi ve ona saygı duyması gerekir. Arka planda anne ve baba, evdeki ya da dışardaki kurallar üzerinde konuşup tartışabilir ama çocuk nazarında son söz babaya ait olmalıdır.

- Babanın çalışma saatleri uzun olabilir, evden erken çıkıp eve geç geliyor olabilir ama bu durum, aileden tamamen uzakta kalacağı anlamına gelmez. Babayı sembolik olarak da olsa evin içinde tutmak gerekir. Mesela sofrada babanın yerini gelse de gelmese de sabit tutmak, izin ya da onay alınacaksa mutlaka babaya sormak gerektiğini hatırlatmak gibi…

- Anne evdeki kuralcı tavrını bir kenara koyup, çocuğuyla daha eğlenceli vakit geçirebileceği aktiviteler üzerine yoğunlaşabilir. Etrafın dağılmasına ya da kirlenmesine aldırmadan resim yapmak, kek yapmak ya da çocuğun istediği herhangi bir etkinliği yapmak gibi...

- Baba ise evdeki kuralların uygulanmasındaki son söze sahip olan kişi olmalıdır. Mesela yatma vakti geldiğinde baba; “Hadi bakalım herkes yatağına” dediğinde, bütün çocukların yatağında olmasını sağlayacak kadar güçlü ama bunu kızarak ya da aşağılayarak yapmayacak şekilde de sevecen olmalıdır.

- Bazı kurallar oldukça net olmalı ve bu konuda taviz verilmemelidir. Mesela anne/babaya ya da kardeşe vurmak asla kabul edilebilir bir davranış olmamalıdır. Böyle bir durumda oldukça net bir ses tonuyla “Oldukça kızgın görünüyorsun ama Bana/Kardeşine vurmana izin veremem. Çünkü canım/canı acıyor. İstersen şuradaki mindere vurabilirsin.” demek yeterli olur.

- Disiplinin özü ceza vermek yerine çocuğa davranışı karşısında alternatif yollar önerebilmekten geçer. Çünkü bir anne ya da baba çocuğuna kızdığında, çocuk da ona kızar. Öfke, düşünmenin ötesine geçer ve bu durumda çocuk, ebeveynlerini dinlemez. Mesela arkadaşıyla yaşadığı tartışmayı annesine anlatan bir çocuk, annesinden aldığı “ama sen de öyle yapmasaydın” gibi bir cevapla daha da öfkelenir ve sonunda, yaptığı davranışa ve etkilerine odaklanmaktan ziyade arkadaşına ve annesine duyduğu öfkeyle uğraşır.

- Kriz durumlarında –bir kitapta okuduğum ve çok hoşuma giden bir terimi sizinle de paylaşacağım- duygusal müdahale yapmak gerekir. Bunun anlamı, çocuk çok üzgün ya da çok öfkeli olduğunda önce onun duygusunu aynalamak gerektiğidir. Mesela bir mağazaya girdiniz ve çocuğunuz gördüğü bir oyuncağı almanızı istiyor. Ama siz bunu uygun bulmuyorsunuz. Böyle bir durumda çocuğunuza “Bu oyuncağı çok beğendiğini görüyorum, onu almak istiyorsun. Keşke alabilseydim ama yapamam. Bunun yerine bir balon ya da dondurma alabiliriz hangisini seçersin?” demek gibi…

- Anne ya da baba olarak “Hayır!” demeden önce durup düşünmek gerekir. Neden Hayır diyorum? Bazen evin düzeninin bozulmaması için, bazen çocuğunuza “Burada patron benim”i göstermek için bazen de çocuğunuz için en doğrusunun bu olduğunu düşündüğünüz için olabilir. Peki, durum gerçekten Hayır demeyi gerektiriyor mudur? Hem çocuğun ihtiyacını karşılayacak hem de bunun uygun bir yolla yapılabileceği alternatif bir çözüm yolu bulunamaz mı? Mesela duvarları boyayan çocuğunuza “Duvarları boyamana izin veremem çünkü duvarlar boyanmak için değildir. Ama istersen bu büyük kâğıtları duvara yapıştırabiliriz ve sen de bunları boyayabilirsin.” diyebilir misiniz? Bazı davranışlar kabul edilemez ama alternatif yolları bulunabilir.

- Yaramazlık yapmanın karşılığı ceza olduğunda, bu durum önleyici olmaz. Hatta tam tersine tetikleyici bir unsur haline de gelebilir. Ama aynı zamanda çocuğun yaptığı davranışın sonucuna katlanması gerekeceğini de görmesi gerekir. Böyle durumlarda çocuğa “….. seçersen …… seçmiş olursun” kalıbı kullanılabilir. Mesela “Odanı toplamamayı seçersen, yemekten önce çizgi film izlememeyi seçmiş olursun. Karar senin.” demek gibi… Seçimin ona ait olması, çocuğun “ceza aldım” duygusunu yaşamasının önüne geçer.

- Kuralların çocuk tarafından anlaşılır ve net olması çok önemlidir. Bir yere giderken “Bak sakın yaramazlık yapma” gibi bir ifade çocuk için yeterli olmaz. Bunun yerine “Bak gittiğimizde dolapları izin almadan açmanı istemiyorum tamam mı?” demek ne istediğinizi, çocuğunuzun da anlamasını kolaylaştırır.

- Kuralları koyarken çocuğun gelişimsel sürecini takip etmek önemlidir. Mesela 2 yaşındaki bir çocuk oyuncaklarını arkadaşlarıyla paylaşmaz. Onun elindeki ona aittir. Dolayısıyla bu nedenle çocuğa kızmak yerine problem durumunda dikkatini dağıtmak daha doğru olur.

- Çocukların hareketleri mümkün mertebe durdurulmamalıdır. Çocuklar koşmak, zıplamak tırmanmak isterler. Koşma, rahat otur, her yerden atlama diyerek sürecin engellenmesi, çocukta saldırganlık gibi bir geri dönüşe sebep olabilir. Ev bunun için uygun bir yer değilse, çocuğun bu ihtiyacının karşılanacağı alternatif mekânlara gitmek gerekebilir.

- Diyelim ki çocuğunuz koyduğunuz bir kurala uymadı. Bu durumda ebeveynin sevecen ama kararlı tutumu, süreç için en etkili yol olur. Yani çocukla bu davranışı neden yaptığı –ki çoğu zaman cevap da alınamaz zaten- ya da neden yapmaması gerektiğiyle ilgili uzun konuşmalar yapmaya gerek yoktur. “İnsanlara vurulmaz” dendikten sonra neden vurduğunu sormak ya da neden vurmaması gerektiğiyle ilgili uzun açıklamalar yapmak gereksizdir. Ayrıca çocuğun yaptığı bu davranış karşısında ebeveynin sevecen tutumu, kendisine yöneleceğini düşündüğü misillemeden de korur. Böylece çocuk yaptığı davranışın uygun olmadığını daha güvenli bir duygusal çerçevede fark etmiş olur.

- Bazı durumlarda bazı çocuklar cezayı, ebeveynleriyle kurdukları iletişimin bir parçası haline getirirler. “Dayak arsızı” olarak da anılan bu çocuklar adeta birileri onlara kızsın diye özellikle davetkâr davranışlarda bulunurlar. Aslında bu çocuklar büyük oranda ne kadar “kabul edildiklerini” görmek isteyen, ne olursa olsun yine de sevilip sevilmediğini test etme ihtiyacı duyan çocuklardır. Yaramaz olmayı kimlik haline getirmiş, ebeveynleri ya da diğer insanlar tarafından yaramazlık yaptıkça görüldüğünü düşünen çocuklardır. Kızmak, iç dünyalarında sevmenin yerine geçmiştir. Bu durumun hayatı etkileyen bir hal almış olması durumunda mutlaka bir uzman yardımı almak gereklidir.

- Koyduğunuz kurallar karşısında kararlı ve tutarlı olmak çok önemlidir. Mesela parkta oynama süreniz doldu ve bunu çocuğunuza hatırlattınız. Buna rağmen gelmemekte direnen çocuğunuzu elinden tutarak ya da kucağınıza alarak parktan götürebilirsiniz. Çocuğunuzun buna karşı çıkıyor olması sizi sevmediği anlamına gelmez ya da bu sebepten ağlıyor olması sizi sevmediği anlamına gelmez. Tam tersi, verdiği sözü tutan bir ebeveyne sahip olduğunu bilmek ağlasa da bir yandan onu rahatlatacaktır.

- Kurallarda bazı özel durumlarda taşınma, boşanma, hasta olma, tatile gitme… gibi, esnemeler olabilir. Ama çocuk, bu esnemelerin özel durumlardan kaynaklandığını, aslında bundan çok da hoşnut olmadığınızı bilmelidir.

- Koyduğunuz bir kurala çocuğunuzun karşı çıkabilme hakkı mutlaka olmalıdır. Yasaklara karşı çıkması, beraberinde yeni yasaklar getirmemelidir. Duygusunu ifade edebileceği özgür bir alanının olması oldukça önemlidir.

- Elbette kızabilir, sinirlenebilir, sesinizi yükseltebilirsiniz. Ama bu durumda olabildiğince kendi duygularınızdan bahsetmenizde fayda vardır. “Şu anda çok öfkeliyim, Bu yaptığına çok kızıyorum…” gibi… “Beni çok yoruyorsun, Yeter artık bıktım senden” gibi ifadeler çocuğun kendini çok daha suçlu hissetmesine sebep olur.

Çocuklar sınırları kontrol etmeyi severler. Ne kadar ileri gidebileceklerini, nerde durmaları gerekeceğini denerler. Ama karşılaşmayı bekledikleri mutlak şey, ebeveynlerinin güçlü, kararlı ve net olan çerçeveleridir. Aksi durumda her istediğini yapabilen çocuk için sahip olduğu bu güç, oldukça tehdit edici ve korkutucudur. Her istediği yapılan çocuk, kaybetmeyi öğrenemez. Kaybetmeyi tecrübe edemeyen çocuk, yetişkin oldukça hayat içinde karşılaşacağı başka türlü kayıplarla baş edemez.

Çocuklar duygularını ifade etmeyi, anne babalar da yetişkin rollerini ve bu rollerin sınırlarını öğrendikçe cezalara duyulan ihtiyaç da azalır. Öz disipline sahip çocuklar yetiştirebilmek için karşılıklı saygı en temel gerekliliktir.