Geleceğin Mimarisi ve Teknoloji İle Değişen İdeoloji

NUR ÖZDAMAR
Abone Ol

Günümüzde teknolojinin bu denli hayatımızın içinde olması ve neredeyse her problemi makine ile çözdüğümüz bu zaman diliminde, tasarımın ve mimarlığın da makine ile yapılabilir kılınması mümkün mü? Diğer bir deyişle, tasarımcı olmadan da mimari tasarım yapmak mümkün mü?

Sorulan soruların net bir cevabı olmasa da teknolojinin hayatımıza girmeye başladığı ilk dönemlerde de tartışma konusu olması şaşırtıcı değil.

Savaşın ve ekonominin bilim ve teknolojiyi tetiklemesi sonucunda 1950’lerden sonra dünya üzerinde teknoloji üzerine yaşanan gelişmeler, mimarlık çevresinde de çeşitli ideolojiler ortaya attı.

Teknolojinin ortaya çıktığı dönemlerde hız kazanan fordist mantık mimarlıkta da ‘retorik’ kavramını sorgulayan bir yaklaşıma sebep oldu ve çeşitli görüş farklılıkları ortaya çıkardı.Çünkü retorik giz içerir , özneldir ve kişiye göre değişiklik gösterir.

Teknolojinin yayıldığı dönemlerde ortaya çıkan bu görüş hızlı yapılaşma ile birlikte öznel fikrin savunulamayacağını, seri üretimin buna elveriş sağlamadığını destekler nitelikte. Smithson’lara göre ise retorik artık terk edilmesi gereken bir gelenek. Çünkü yeni dünya giz içermemeli, her şey açık ve kendi halinde olmalı.

Alison & Peter Smithson

Teknolojinin yayıldığı dönemlerdeki tasarladıkları Hunstanton Okulunda da malzemenin yalın kullanılması, tesisat hattının bile dışarıdan okunur kılınması oldukça tartışılan bir konu. Teknoloji, öznellik içermeyen seri üretimi desteklese de mimarlıkta bu sonuna kadar savunulacak bir görüş değil, çünkü tasarım ortamı öznellik içerir.

Hunstanton School

Le Corbusier’in eserlerin de ise şiirsel dil en başından beri kendini korumakta ve ‘zamansız mimari’ teması eserlerine yansımaktadır.

50’lerden sonra hızlı üretim ve teknoloji aracılığı ile ideolojinin yerini salt üretim aldı ve bununla birlikte bu ikilikten çıkmayı şiirselliğin kurtulacağını savunan Corbusier, eserlerinde mimarinin şiirsel boyutunu hep korudu. Smithson’ların Hunstanton Okulu ile aynı zaman diliminde tasarladığı Unite d’Habibation, ideolojik olarak bu farklılığı gösterir nitelikte.

Unité D'Habitation

Geçmişten günümüze kendini gösteren bu ideoloji tartışması, geleceğin mimarisinde teknolojinin bir tasarım aracı olarak mı kullanılacak yoksa tasarımcı tasarımda sadece ‘ebe’ rolünü mü oynayacak tartışması için referans alınacak bir konu.

Nicholas Negroponte de makinenin tasarımdaki yerini 3 olası yolla incelemiştir:

Birinci açıklamasında; makineyi gerekli prosedürleri uygularken tasarımcıya zaman kazandıran bir ‘araç’ olarak göstermiş, ikinci açıklamasında ise daha makineye bağlı kalan bir süreci incelemiştir. Bu yöntemde makinenin dahil edildiği süreç; makinenin özelliklerine ve yapısına uyacak şekilde değiştirilmeli, yalnızca makineye uyumlu olduğu düşünülen konular dikkate alınmalıdır.

Son yöntemde ise; tasarım süreci, aynı zamanda evrimsel olarak kabul edilen bir makineye sunulabilir ve karşılıklı gelişme gösterebilir.

Sunulan yöntemler arasında tasarımcının ‘ebe’ olmadığı tek yöntem ilk yöntem olarak değerlendirilebilir fakat yine de ortaya çıkan problemlerin insani ve fiziki yöntemler ile çözülecek olması tasarım süreci açısından tasarımcıya daha fazla değer atfeder nitelikte.

Sonuç olarak makine ile yapılan tasarım eleştirel değildir, matematiksel veriler içerir. Sonuç 1 ile 0 arasında değerlendirilir. Oysa ki temelinde insan olan bir çevre matematiksel verilere bağlı kalınarak gerçekleştirilemez.

Mimarlık eleştirel olmaya başladığı zaman vardır, yoksa mimara gerek yoktur çünkü çevre tek başına kendi kendine üretime katkıda bulunur niteliktedir zaten...