Ödülleri aşan yetenekleri ile Renzo Piano

BEYZA ELİF BAYRAM
Abone Ol

İnşaat geleneğini sürdüren bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Renzo Piano; ailesinin iş geleneğiyle ilgili olarak inşaat eğitimi almaktansa mimarlık ve tasarım eğitimi almayı tercih etti. 1964 yılında Milan Politeknik Üniversitesi’nden ‘’Modüler Koordinasyon’’ üzerine yazdığı tezi ile mezun olan Piano; hafif strüktürler ve basit üst örtüler üzerine çalışmaya başladı.

Stavros Niarchos Vakfı Kültür Merkezi, 2016, Yunanistan-Atina.

1965 ve 1970 arasında Mimar Louis Kahn için gerçekleştirdiği çalışmalarının ardından Piano; genç yaşlarına rağmen kariyerinde kişisel başarılara ulaştı. 34 yaşında iken Piano; Richard Rogers ile birlikte Paris’teki Centre Pompidou için düzenlenen tasarım yarışmasını kazandı. Binanın tamamlanmasından sonra Piano; 1981 yılında Pompidou’nun mühendisi Peter Rice ile birlikte dört yıl çalıştı.

Paul Klee Zentrum, 2005, İsviçre-Berne.

1981'de, Paris'teki ofisi “Renzo Piyano Binası Atölyesi” kuran ve sayısız ödül alan mimar; 2004 yılında, mimarlık mesleğini eğitim programları ve faaliyetleri yoluyla tanıtmayı hedefleyen Renzo Piano Vakfı'nı kurdu.

Nemo, Teknoloji ve Bilim Müzesi, 1997, Hollanda-Amsterdam.

Eylül 2013'te İtalya Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano tarafından ömür boyu senatör olarak atanan Renzo Piano; Mayıs 2014'te Columbia Üniversitesi Fahri Derecesini aldı.

Centre Pompidou, 1971, Fransa-Paris.

Centre Pompidou

Pek çok high-tech esere imza atan Renzo Piano’nun tasarımlarının temelinde kendi desenleri vardır. Desenlerini; çok önemsediği yapı unsuruyla harmanlayarak öne çıkarmaktan hoşlanan mimar; eserlerinde yapısal öğelere de fazlasıyla önem veriyor. En önemli eseri olarak bilinen ve ''Kültürel Makine'' olarak da anılan Pompidou Center; Paris’te yer alıyor. Mimar Renzo Piano; sahip olduğu tüm özellikleri ile bir akımın başlamasına öncülük etti.

Centre Pompidou Meydanından Bakış.

Center Pompidou’nun çığır açan başarısı sayesinde ün kazanan Piano; en çok övülen eserlerinden biri olan 1987’de Houston’daki Menil Koleksiyonu da dahil olmak üzere bir çok müze komisyonuna sahip. Renzo Piano günümüzde belki de dünyanın en üretken müze tasarımcısı. Kendi uygulamalarında, Centre Pompidou’nun gösterişli yapısal göstergesinden oldukça farklılaşan mimar; hafif ve kesin detaylara sahip tasarımları ile saygı gördü.

Eskiz çalışması.

Otuz üç yıl önce tamamlanan Fransa'nın Paris kentindeki Pompidou kültür merkezi; sahip olduğu vizyon ve başarısı ile dünya çapında etkiler yarattı. Daha önce mimari dünyada eşi, benzeri görülmemiş olan bina; sistem gerberetleri ve kafeslerle yapılandırılmış bir yüksek teknoloji ürünü.

Doğu cephesi, yerleşim planı ve güneye bakan yapı bölümü.

Müze; kendisini hareket ile tasvir etmesinin yanı sıra tasarımlarında sahip olduğu konsept ile binanın tüm altyapısını ortaya koyuyor. İskeletin binayı dışından saran yapısı sayesinde mekanik ve yapı sistemleri anlaşılır hale geliyor ve aynı zamanda iç mekan en üst düzeye çıkarılarak kesintisiz bir gösterim sağlanıyor.

Zikzak merdiven tüpü kesiti.

Binanın dış tarafında bulunan farklı sistemler; rollerinin ayırt edilmesi amacıyla farklı renklere boyanmış. Merkezin en çok bilinen öğelerinden biri olan "hareket"; batı cephesindeki yürüyen merdiveni ve binanın tepesine kadar zikzak yapan tüp ile ziyaretçilere şehrin şaşırtıcı manzarasını sunuyor.

Sistemler farklı renklerle boyanmış.

Centre Pompidou, Avrupa'nın en büyük modern sanat müzesi olan Musée National d'Art Moderne'ye ev sahipliği yapıyor. Ayrıca bulunduğu düz açık alan; kentsel etkinlikler için sabit bir dış aşama görevi görüyor. 31 Ocak 1977’de açılan merkez; o zamandan beri yüksek teknoloji mimarisini ve şehirciliği, şehirde her gün yaşanan hareket ile birleştirdi.

Osaka Kansai Uluslararası Havaalanı Terminali

Kansai Uluslararası Havalimanı, 1994, Japonya-Osaka.

Renzo Piano, 1988 yılında düzenlenen uluslararası yarışmada elde ettiği başarı ile adeta denizin ortasına imzasını attı. Osaka Körfezi açıklarında, 4 km uzunluğa, 2.5 km genişliğe sahip olan yapay bir ada üzerine inşa edilen havalimanı; dünyanın en uzun (1,7 km) havalimanı olma özelliğini taşıyor.

82.000 adet çelik panelin içeriden görünüşü.

Terminalin, birbiriyle aynı boyutlara ve şekle sahip 82.000 adet çelik panelle kaplanmış olan çatısı; çelik bir iskeletle desteklenmiştir. Tavanın; orta bölgede daha yüksek olan yapısı, kenarlara doğru alçaltılmış; bu sayede hava trafik kontrol kulesinin görüş imkânı artırılmıştır. Yapay bir ada üzerine inşa edilen havaalanının anakara ile bağlantısı; 1990 yılında 3 kilometrelik bir köprü ile sağlanmıştır.

Yapay ada ve anakara ile bağlantı.

Plan ve kesitler.

Japon adalarında sık görülen depremler sebebi ile özel yapı teknikleri kullanıldı. Yapıya toprak hareketlerine uyumlu hidrolik conta monte edildi. Yapımın tamamlanmasının ardından erozyon ve çökmeler başlamış ve yapay adanın her yıl 7 cm suya battığı gözlenmiştir. Ancak bu gözlemler kabul edilebilir değerlerde olduğundan proje onaylanmıştır.

Piano’ya yarışmayı kazandıran eskiz.

Mimar Piano; Mimarlık dünyasının Nobel’i sayılan ve en prestijli ödülü olarak kabul edilen Pritzker Mimarlık Ödülü’nü 1998 yılında bu eseri aday göstererek almıştır.

Panellerin cepheden görünümü.

Mimar Piano'nun Pritzker Mimarlık Ödülü'nde gerçekleştirdiği konuşmasından bir bölüm:

Kendimi biriyle karşılaştırmam gerekirse kaşif Robinson Crusoe'yu tercih ederim. Yabancı ülkelerde hayatta kalabilen Mimarlık bir sanattır.’’

Jean-Marie Tijbaou Kültür Merkezi

Jean Marie Tjibaou Kültür Merkezi, Plan ve Kesit.

1990 yılında Fransız hükümetinin finansmanını üstleneceğini açıkladığı bir kültür merkezi binası için yarışma düzenleniyor. Yarışma sonucunda seçilen projenin; Avustralya’nın doğu kıyısı açıklarında halen Fransız toprağı olarak kabul edilen Yeni Kaledonya, Nouméa’da yapılması planlanıyor. 1989’da öldürülen Yeni Kaledonya siyasal liderinin onuruna inşa edilen ve ismini de buradan alan Jean-Marie Tjibaou Kültür Merkezi; eski ve modern mimariyi bir arada bulundurarak Kanakkültürüne de ev sahipliği yapıyor.

Jean-Marie-Tjibaou-Kültür Merkezi Eskiz Çalışması.

Kanak halkının doğa ile olan derin bağlarından ilham alan proje; iki ana amacı yerine getirmeye çalışmış. Bunlardan biri; Kanak’ın mimari yapılardaki yeteneğini temsil etmek ve diğeri ise modern malzemeleri (cam, alüminyum, çelik ve modern ışık teknolojileri vb.) geleneksel ahşap ve taş ile bir arada kullanmak.

Jean-Marie-Tjibaou-Kültür Merkezi Kesit.

Üç tarafı suyla çevrili Tina Yarımadası’ndaki Tjibaou Kültür Merkezi; kulübeler, küçük pavyonlar ve ağaçların yoğunlaştığı, aralarında “köyler” bulunan patikalar ve yolların geçtiği bir alanda kurulmuş. Bu köylerin bağlamları ile güçlü ilişkiler kuran yapı; kümeler oluşturularak açık ortak alanları tanımlayan yarım bir daire şeklinde kurgulanmış.

Merkezin girişinden bir bakış.

Kanak köylerinin geleneksel büyükallé” planına benzeyen düzen ve yapılar arasındaki ilişki; Jean-Marie Tjibaou Kültür Merkezi’nin tasarımına yön veren referanslardan biri haline gelmiş. Bu sayede yapı; kapalı ve açık alanlar arasında sürekli bir hareket akışı sağlayacak şekilde tasarlanmış.

3 tarafı denizlerle çevrilidir.

Geleneksel mimariden esinlenilerek oluşturulan kültür merkezinde; kulübeyi andıran strüktürlerin her biri bir patika ile birbirine bağlanmış. Yükseklikleri 20 ile 28 metre arasında değişen, üç farklı boydaki 10 adet kulübe, çeşitli fonksiyonlara hizmet ediyor. Yapılar; geleneksel Kanak yapılarına benzeyen kavisli bir şekle sahip ancak malzeme olarak geleneksel dokuma bitkisel lifler denziyade ahşap kaburga ve latalar kullanılmış. Kültür merkezinin cepheleri ise modern teknolojiden yüksek oranda faydalanarak tasarlanmış geleneksel cephelerden oluşuyor.

Cephe detayı.

Proje için; az bakım isteyen ve termite dayanıklı olan iroko ağacı ahşabı seçilmiş. Binalar mekanik iklimlendirme ihtiyacını ortadan kaldıran yüksek verimli pasif havalandırma sistemine sahip. Hava; yapılarda bulunan çift katmanlı dış cephe sayesinde, ahşabın katmanları arasında serbestçe dolaşabiliyor. Dış cephenin açıklıklarının yönelimi, denizden gelen muson rüzgarlarını ve hakim rüzgarları kullanmak için tasarlanmış. Hava akışı ise rüzgârın hafif olduğu zamanlarda taze havanın alınmasına izin vererek açılan ve rüzgar hızı arttığında kapanan, ayarlanabilir örtücü yüzeyler tarafından düzenleniyor.

Deniz tarafından cepheye bakış.

Merkezin tamamlanmasından bu yana Yeni Kaledonya; kendisine uluslararası mimaride yer aldı. Binanın sahip olduğu ikonik kabukların zarif, geçici tasarımı adaya ve Piano’nun şirketine tanınırlık getirdi.

Pasifik kıyı şeridinde baskın bir varlık sergileyen yapılar; iç kısımlarında ve aralarında bulunan müze alanları ile ziyaretçileri iç mekan ve çevresindeki ada peyzajı arasında bir yolculuğa çıkarıyor.

Kaliforniya Bilimler Akademisi

İlk eskiz çalışmalarından.

Renzo Piano tarafından tasarlanan akademinin müze binası; önceden var olan, yaklaşık 28 metre yüksekliğinde ve her biri cam kubbeye sahip iki binanın bir araya gelmesi ile oluşuyor.

Vaziyet planı.

Kaliforniya Bilim Akademisi Müzesi bünyesinde bulundurduğu planetaryum, akvaryum, sergi alanları ve geniş yeşil çatısı ile dikkat çekiyor. Yeşil çatının altında yer alan bu mekanların kütlesel kurgusu, çatıya şeklini veriyor. 3,500 metrekarelik kompleks, yerden kopartılarak 10 metre yükseltilmiş bir parkı andırıyor. Yapının yeşil çatısı ise üzerinde 1.7 milyon doğal bitki bulunduran doğal bir topografya gibi hareket ediyor.

Müzenin iki ana kubbesinden alınan kesit.

Yapının köşelerine doğru bir düzlük gibi davranan çatı; kompleksin ortalarına doğru yükselerek müzenin ana iki kubbesini oluşturuyor. Biri planetaryumun, diğeri ise yağmur ormanı sergi alanının üzerinde bulunan bu kubbeler; doğal tepecikleri andırıyor. Kubbelerin üzerinde bulunan yuvarlak tavan pencereleri ise açılıp kapanarak müzenin içinde doğal hava sirkülasyonunu sağlıyor.

Doğal iklimlendime diyagramı.

Projenin en temel özelliklerinden biri de sahip olduğu sürdürülebilir mimari. Piano, bu tasarımı ile LEED tarafından verilen en iyi tasarım ödülüne layık görülmüş. Yeşil çatının altında yer alan doğal toprak tabakasının çok etkili bir yalıtım katmanı olarak görev yapmasının yanı sıra çatının transparan kanopisine yerleştirilmiş olan fotovoltaik paneller ile güneş enerjisi elektrik enerjisine dönüştürülüyor. Müzenin elektrik ihtiyacının %5’inden fazlası bu şekilde sağlanıyor.

Doğal ışık kullanımı.

Materyal tercihi, geri dönüşüm stratejileri, doğal ışık kullanımı, su kullanımı, yağmur suyu toplama sistemleri ve enerji kullanımı gibi unsurlar da bir bütün olarak Kaliforniya Bilim Akademisi Müzesi’nin sürdürülebilir bir müze binası olmasına katkı sağlıyor.

Kaliforniya Bilim Akademisi Müzesi.

San Francisco’da Golden Gate Park’ta bulunan müze; aynı zamanda dünyanın en büyük doğa tarihi müzeleri arasında yer alıyor. Yapının bir diğer dikkat çekici noktası ise iki binanın ortasında yer alan tamamen cam kaplı meydanı. 22 metreye 30 metre genişliğindeki bu meydan; üzerinde hafif bir açıyla yükselen cam bir tavan parçası da barındırıyor.

Müze 10 metre yüksekliğinde doğal bir topoğrafya gibi davranıyor.

Üçgen cam panellerin oluşturduğu bu cam tavan; çelik kirişler ve kirişlere bağlı yatay destek elemanları ile taşınıyor. Beton yeşil çatı ise kimi noktalarda eğimli üretilmiş olan çelik kiriş kolon sistemi ile taşınıyor. Bu strüktürel sistem ile müzenin bazı noktalarında 29 metreye varan açıklıklar geçilmiş.

Müzenin giriş cephesinden bir görüntü.

Piano, yapı hakkında şu açıklamayı yapıyor:

Bina, dünya ve bilim araştırmaları şeklindeki işleviyle uyumlu hale gelebilmek adına, bence, yeşil olmak zorundaydı. Burası aynı zamanda çok olağandışı bir mekan, dünyanın en güzel parklarından birinde konumlanıyor. Neredeyse hiç bir zaman böylesi bir şansa sahip olamadığımız için, binanın şeffaf olması gerektiğine inandım; binanın içinden nerede olduğu görülebilmeliydi. Normalde bir bilim müzesi tiyatro gibi şekillendirilir, böylelikle içeride sergileri barındırabilirsiniz. Tüm müzeler bir karanlıklar krallığı gibi opak ve kapalıdır; içinde hapsedilirsiniz. Fakat bu alanda doğa ile iletişim kurulabilmeliydi; dolayısıyla binanın neredeyse tamamı şeffaf olarak düşünüldü."

Renzo Piano; bu eseri ile AIA Altın Madalya ödülünün sahibi olmuştur.

Shard Gökdeleni, 2012, İngiltere-Londra.

ÖDÜLLER

AIA Altın Madalyası

Piano'nun başarıları; Houston'daki Menil Koleksiyonundan, Chicago'nun modern kanadında bulunan Sanat Enstitüsüne ve yakın zamanda tamamlanan New York Times Genel Merkezine kadar uzanıyor. Washington DC merkezli enstitü; Piano’nun yapılarını 'heykelsi, güzel, teknik olarak başarılı ve sürdürülebilir’’ kelimelerini ile övüyor. Madalyanın önceki kazananları arasında Frank Lloyd Wright, IM Pei ve Santiago Calatrava yer alıyor.

Menil Collection, 1986, ABD- Texas,Houston.

Kyoto Ödülleri

Renzo Piano’nun mimarisi; 20. yüzyılın son yarısındaki çağdaş mimarlık tarihi üzerinde belirgin bir ayak izi bırakıyor. En insancıl ve en dikkat çekici mimari eserleri ortaya koymaya devam eden Piano, aynı zamanda 1990 Yaratıcı Sanatlar ve Ahlak Bilimleri Kyoto Ödülü için de en uygun mimar olarak görülüyor ve ödüllendiriliyor.

The New York Times Binası, 2007, ABD-New York.

Sonning Ödülleri

Piano’nun Sonning Prize’a layık görülmesi üzerine yazılan metinlerde; mimarisi ile Avrupa kıtasında vermiş olduğu örneklerden; Paris’teki Centre Georges Pompidou, Berlin Potsdam Meydanı Masterplanı, Bern’deki Paul Klee Müzesi, Roma’daki Parco Della Musica Müzik Oditoryumu ve son dönem işlerinden Londra’daki Shard Gökdelenine değiniliyor.

Parco Della Müzik Oditoryumu, 2002, İtalya-Roma.

Valletta City Parlementosu, 2015, Malta-Valetta.

Kimbell Sanat Müzesi Ek Binası, 2013, ABD-Teksas, Fort Worth.

Diğer Ödüller

1989, Kraliyet Altın Madalya

1990, Cavaliere di Gran Croce Ordine ark Merito della Repubblica Italiana

1994, 28 Mart, Kültür ve Sanat Merit İtalyan

1995, Erasmus Ödülü

1995, Praemium Imperiale

1998, Pritzker Mimarlık Ödülü .

2002, Uluslararası Birliği Mimarlar , UIA Altın Madalya

2004, Fahri doktora Columbia Üniversitesi , New York

2006 İtalyan Mimarlık Altın Madalya , Milano

2013 seçiminin Tasarım National Academy of yılında New York

2017, Şövalye Grand Cross Alfonso X Sivil Düzeni, Wise