Organik mimarinin kurucusu: Frank Lloyd Wright

FATMA MEHMETOĞLU
Abone Ol

Mesleğini ve yıllar içerisindeki ilerleyişini hayattaki gözlemleriyle şekillendiren mimar, yenilikçi yaklaşımını daima korumasıyla tanınır. Mimariye yeni bir bakış açısı kazandıran, "organik mimari" kavramını ilk defa dile getiren Wright; yanında çalıştığı mimarlardan öğrendiklerinin üzerine kendi deneyimlerini ve gözlemlerini ekleyerek mimariye, farklı bir boyut kazandırır.

Annesi öğretmen, babası rahip ve müzik öğretmeni olan Wright, 1867'de ABD'nin Wisconsin eyaletinde dünyaya gelir. Babasının vaizlik görevinden dolayı çocukluğu, birçok farklı şehre taşınarak geçer. Bu seyahat hali, onun yeni yerler keşfetmesine ve tasarımcı ruhunun oluşmasına katkı sağlar.

Yapıtları bittikten sonra dahi, yeni dokunuşlar eklemekten çekinmez.

1885'te liseden mezun olduktan sonra Wright’ın annesi ve babası ayrılır. O da Frank Lincoln olan adını annesinin soyadını alarak Frank Lloyd olarak değiştirir ve babasının soyadını da ekleyerek Frank Lloyd Wright ismini kullanmaya başlar. Annesi ile yaşamaya başlayan Wright, inşaat mühendisliği okumak için Madison'daki Wisconsin Üniversitesi’ne kaydolur. Bu sırada ek olarak matematik ve teknik resim dersleri alır. Annesinin geçim sıkıntısı yaşamaya başlamasıyla, ailesine destek olmak için okuduğu fakültenin dekanı olan tasarımcı ve mühendis Allan Conover’in yanında yarı zamanlı çalışmaya başlar.

Konut projelerinde, kullanıcının ruhunun yapıya aktarılması gerektiğini savunur.

Bu dönemde ünlü mimar Joseph Silsbee’ye, Birlik Şapeli’nin inşasında yardımcı olurken mimar olmaya karar verir ve mimar Silsbee'nin yanında çalışmak üzere okulu bırakır. 20 yaşında Chicago'ya taşınan Wright, Joseph Silsbee'nin yanında çalıştığı birkaç ay içinde konut mimarlığı hakkında birçok bilgi edinir. Ardından "gökdelenlerin babası" olarak bilinen Louis Sullivan'ı keşfettiği dönemde, iş başvurusunda bulunur ve 7 yıl boyunca Chicago Okulu’nun en ünlü mimarı olan Sullivan'ın yanında çalışır.

Sullivan, Wright’ın örnek aldığı mimarlardan biridir.

Burada çalıştığı sürece boyunca Sullivan'dan, mimarlığın sanat olduğu kadar sosyal bir protesto olduğu fikrini ve bina tasarımının temel işlevine göre yapılması gerektiğini öğrenir. Sullivan, müstakil ev projeleriyle kendisinin ilgilenmesini ister ve Wright, zamanla ev tasarımlarındaki başarısını kanıtlar. Bu durum onu ofisten bağımsız olarak dışarıya iş yapmaya sevk eder. Sullivan’ın durumdan haberdar olmasının ardından Wright, 1893'te Adler-Sullivan ofisinden ayrılmak zorunda kalır ve kendi ofisini kurar.

Sullivan kendisine dargın kalsa da Wright, onu daima saygıyla anmıştır.

1893-94'te, kendi ofisinde tasarladığı Winslow Evi ile adını duyurur. Tasarımlarında betonarme, cam, çelik, sac ve konsol kullanımları ile mimariye yeni bir yaklaşım getirir. Yatay çizgilere ağırlık veren mimar, Sullivan'dan öğrendiği gibi mekanı işlevselliğine göre ele alır ve sembolik, kullanışsız tasarımlara karşı bir duruş sergiler. Form-işlev fikrinden yola çıkıldığında ve kullanılacak malzemenin doğası iyi anlaşıldığında, tasarımın kendiliğinden oluşacağı düşüncesini savunur.

Öğrenci yetiştirmiş olmasa da birçok mimar onun mimari çizgisinden etkilenmiştir.

Hayatı boyunca çok sayıda tasarım yapan Wright, bireyin çevresiyle ilişki içinde olup kendini güncellemesi gerektiğini belirtir ve kendi mimari çizgisinde de yenilikler aramaktan korkmaz. Yapının doğa ile uyum içinde olması gerektiğini savunan mimar, organik mimarinin de kurucusu olarak görülür. Aynı zamanda tasarımlarında bütünlüğe önem vererek mobilya, aydınlatma, halı gibi birçok iç dekorasyon unsurunda da yetkinliğini gösterir.

Frank Lloyd Wright Evi ve Stüdyosu, ABD.

Bilinen 1.141 tasarımından 532'si inşa edilen Frank Lloyd Wright, 92 yaşında 1959'da ABD'nin Arizona eyaletinde hayata veda eder.

Sullivan'ın yanında çalıştığı dönemde, 22 yaşında evlenen Wright; hem stüdyo hem de ev olarak planladığı bu yapıyı, 1889'da ailesi için tasarlar. İlk tasarladığında 2 katlı küçük bir ev olan yapıya, zamanla eklemeler yapar. Projede, saf ve geometrik formları doğal malzemelerle harmanlar.

Yapı, Wright’ın ilk tasarladığı ev olma özelliğini taşıyor.

Geniş ve ferah bir tasarıma sahip iç mekan, alanı adeta özgürleştirir. 1895'te eve, beşik tonozlu bir oyun odası ile yemek odası ekler. Tonoz kemerinin ortasında desenli tavan pencereleri doğal aydınlatmayı sağlar. 1898'de yapıya eklediği 4 odalı alanı ise ofis olarak kullanır.

Tonozlu kemerin ortasındaki desenli pencere, iç mekanın aydınlanmasına yardımcı oluyor.

Asimetrik dış cephe, düzensiz çatı planı ve açık iç mekan planı ile Wright, pitoresk Shingle stilini kullanır. Planda kullanılan sadeliğin aksine dış mekanda üçgensel ve çokgensel geometrik formlar tercih eder.

Yemek bölümü.

Wright, iç mekanda da mobilyalardan halılara, resimlerden objelere kadar tüm dekorasyonu, mekana sıcaklık ve zenginlik katacak nitelikteki ögelerden seçer. Duvarlarda ve tavanlarda bal rengi bir kaplama tercih edilirken; zemin ve şömine kırmızı pişmiş toprak karo ile kaplanır. Şömine üzerinde bulunan duvar resmi, Wright tarafından tasarlanır ve Charles Corwin tarafından yapılır.

Stüdyo girişinde bulunan süslemeler ve heykeller ofise etkileyici bir görünüm katar. Ofisin girişinde müşterilerin bekleyeceği ve proje sahipleriyle çizimleri kontrol edebilecekleri alçak tavanlı bir alan bulunur. Yanında, çalışanlar için tasarlanan ofislere ek olarak, bir kütüphane ve çizim odası yer alır.

Stüdyo bölümündeki çizim odası.

Yapının dışında bulunan heykellerin çoğu, Wright'ın ortağı Amerikalı heykeltıraş Richard Bock tarafından tasarlanır. Yapı, 1974'te Ulusal Tarihi Koruma Vakfı'na devredilir.

Dış cephedeki heykellerden biri.

Imperial Otel.

Otelin girişi.

Imperial Otel, Japonya'daki depremler göz önünde bulundurularak, güçlendirilmiş çelik ile yüzen bir temel üzerine inşa edilir.

250 odadan oluşan otel, 1923'te tamamlanır. Geniş avlunun ortasında bulunan havuz, davetkar bir giriş sergiler. Yapıda modern mimari bir tarz olan Maya Revival'ın izleri görülür. Otel kompleksinde binalar; koridorlar ve köprülerle birbirine bağlanır.

Yemek alanı ve diğer ortak kullanım alanları, galeri boşluğundan lobiye bakıyor.

Betonarme ve tuğlanın yanında, Japon volkanik tüf kayası kullanılır. Ortak kullanım alanı olan lobi, iki katlı balkonlarla çevrelenmiş merkezi bir atriyum olarak tasarlanır.

Kolonlar ve kirişler de dahil olmak üzere tüm duvarlara detaylar işlenir.

Cepheye, manzarayı içine alarak çevreyle bütünlük sağlaması amacıyla uzun, dikey pencereler yerleştirilir. Zanaatkarların yardımıyla duvarlara işlenen desenler, resimlerde de görülür. Geçirdiği depremlerden sağlam çıkan yapı, yerine daha büyük bir otel yapılabilmesi için 1968'de yıkılır.

Larkin Şirketi Yönetim Binası, New York.

Wright, projelerinde sıklıkla kullandığı tavan penceresini bu projesinde de kullanır.

1906'da tamamlanan yapı, Buffalo'daki Larkin Sabun Şirketi için tasarlanır. Kırmızı tuğla ve pembe renkli harç kullanılan 5 katlı yapıda, taşıyıcı eleman olarak çelik strüktürler kullanılır. 61 metre uzunluğa ve 41 metre genişliğe sahip olan binada; klima, gömme masa, asma klozet bölmeleri gibi modern malzemeler tercih edilir. Ses yalıtımı için ise magnezit kullanılır.

Bazı bölümlerde dekorasyon amaçlı da magnezit kullanılır. Wright, bina içindeki mobilyaları özel olarak tasarlar. Tavanda, tüm katlara ışık sağlayan büyük dikdörtgen bir pencere yer alır.

Yıllarca mimari görkemini koruyan bina, 1950'de araziye başka bir yapı inşa edilsin diye yıkılır.

Açık çalışma alanları, ofisler.

Birlik Tapınağı, Unity Temple, ABD.

Betonarme olarak inşa edilen yapı 1908'de tamamlanır. Mimarlar tarafından dünyanın ilk modern binası olarak kabul edilen yapı, 2019'da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınır. Wright tapınak ve toplanma alanını, ortadan geçen bir sundurma ile ikiye böler.

Giriş kapısından sonraki karşılama alanı.

Böylece dini tören salonu ve etkinliklerin yapıldığı alan ayrılmış olur. Wright, tapınak alanındaki pencereleri, cephenin girintili kısımlarına yerleştirerek caddeden gelen gürültüyü absorbe eder. Bu alandaki asıl aydınlatma, tavan pencereleriyle sağlanır.

Tören alanı da tavan pencereleriyle aydınlatılır.

İbadet alanı üzerindeki tavan, kubbeyi anımsatıyor.

Wright'ın görmeye alışılan yatay çizgi vurgusu, burada kendini hacme bırakır. Kilisenin ihtiyaçları göz önüne bulundurularak, yatay çizgilerden çok hacimsel alan işlevselliğinin daha verimli olacağına karar verilir. Sokak seviyesinden yukarıya yerleştirilen pencereler, cemaatin dış dünya ve doğa ile bağlantısını keser. Bu sebeple iç mekanda yeşil, sarı ve kahverengi tonları kullanılarak kullanıcılara, doğanın içinde olma hissi verilmek istenir.

Şelale Evi.

Evin bazı kapıları, şelaleye açılır.

Şelale evi, Wright’ın organik mimariye olan bakış açısını en iyi anlattığı örneklerinden biridir. Şelale üzerine inşa edilen evin şömineleri, mevcut kayalardan oluşur.

Arazide bulunan bazı kayalar ise olduğu gibi bırakılıp döşemenin bir parçası haline getirilir. Mevcut taşlar kullanılarak yapılan duvarlar ve konsol çıkan teraslar, doğayla bir ahenk oluşturur. Bu konsol teraslar, şelalenin akışkanlığıyla yarışır nitelikte yapıya bir dinamizm katar.

Şelalenin sesi, evin her yerinden duyulabilmektedir.

Wright, hacimsel alanı dikey aks yerine yatay aks üzerinden oluşturur. İç mekanda kullandığı serbest plan ve sadelik, mekana esneklik kazandırır. Mekanı duvarlarla bölmek yerine alanı özgür bırakarak işlevsel farklılıklar oluşturur. Böylece alana farklı kullanım imkanları sunar.

Taliesin West.

Yapı, doğayla iç içe olan bir arazide yer alıyor.

Arizona Çölü'nde tasarlanan yapı hem kışlık evi olarak hem de çıraklar için okul olarak tasarlanır. Arazide bulunan çöl kayaları değerlendirilerek yapıda kullanılmış ve çöl duvarcılığı diye bilinen yöntemle inşa edilmiştir.

Tasarım stüdyosu.

Stüdyo derslerinden bir görsel.

Dinlenme alanı.

Dış mekanda kullanılan bitki seçimleri, çölün ortasındaki yapıda bir vaha hissi uyandırıyor.

İç içe geçmiş esnek kullanım alanları, okulda ya da bir ofiste olma hissinin yerini rahat bir çalışma ortamına bırakıyor.

Wright yapının ışıklandırması için çatıda yarı saydam kanvaslar kullanır. Yıllar içinde yapıya eklemeler yapar ve çizim stüdyosu, yemek tesisleri, tiyatro, atölye, ofis ve özel yaşam alanlarından oluşan kompleks bir mekan ortaya çıkar.

Bağlantı koridoru.

Yemek salonu.

Binalar; yürüyüş yolu, teras, havuz ve bahçeyle birbirine bağlanır.

Solomon R. Guggenheim Müzesi.

1943-1959 yılları arasında inşa edilen yapı, New York'ta bulunuyor. Müze, katı geometrik formlardan farklı olarak organik ve kıvrımlı bir tasarıma sahip.

Yapının tasarımında farklı geometrik formlar kullanılmıştır.

Beyaz betonarme silindir, dikey düzlemde kıvrılarak yükselir. Yapının girişinde, 28 metre uzunluğunda ferah bir galeri boşluğu yer alır.

Rampa, ziyaretçileri zeminden alıp en üst kata kadar ulaştırır.

Galeri boşluğunun üzeri, çelik taşıyıcıya sahip cam bir kubbe ile örtülür. Üst katlara ulaştıran rampa, düşey düzlemdeki akışkanlığı sağlar. Ziyaretçiler yol boyunca sergilenen resimleri rahatlıkla izleyebilmektedir.

Bina tasarımı kendi başına sergilenecek düzeyde olduğu için sanatsal olarak müzedeki eserlerle yarışır niteliktedir. Müze, New York'taki en büyük sergi alanlarından biri olma özelliğini halen koruyor.

Kubbeden alınan ışık, galeri boşluğundan zemine kadar ulaşır.

Üretkenliğin ve çalışkanlığın simgesi haline gelen bir mimar, Frank Lloyd Wright.