Osmanlı ve Türkiye mimarisinde en kalıcı izlerin sahibi: Mimar Kemaleddin

ÖMER TALHA UĞUR
Abone Ol

20. yüzyılın başında geç Osmanlı mimarisi ve erken dönem Cumhuriyet mimarisi üzerinde etkili olmuş olan Mimar Kemaleddin Bey; milli mimarlık fikrinin gelişmesinde önemli bir yeri olan Türk mimardır. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın önde gelen isimlerinden olan mimar; hayatı boyunca Türk mimarlık tarihi ve gelişimi açısından önemli gelişmeler yaratmıştır.

Çağdaş anlamda modern mimarlığa katkı sağlayan ilk Türk mimarlar arasında yer alan Mimar Kemaleddin Bey, 57 yıllık ömrü boyunca gerçekleşen ve gerçekleş(e)meyen yüzlerce tasarım yapmasının yanında Osmanlı coğrafyasında yer alan çok sayıda tarihi eserin restorasyonuyla ilgilenmiştir.

Kemaleddin Bey’in özellikle uluslararası çizimlerde kullandığı antetli kağıt.

Taşa gönülden bir şey koymazsan heykel olmaz; yapıya tarihin içinden bakmazsan eser olmaz.”

1870 yılında Acıbadem’de deniz miralayı Ali Bey ve Sadberk Hanım’ın çocuğu olarak doğan mimar; aynı semtte İbrahim Ağa İbtidai Mektebi’ne giderek ilköğrenimine başlar. 1881 yılında babasının görevi sebebiyle Girit’te öğretim hayatına devam eder ve burada Fransızca ile Arapça dil eğitiminin yanı sıra yüksek eğitimde tercihini matematikten yana kullanır. Bir yıl sonra İstanbul’a döndüklerinde Numune-i Terakki okulunda dönemin önemli alimlerinden dersler alır.

Kemaleddin Bey, 57 yıllık hayatı boyunca sayısız proje tasarlamıştır.

1887 yılında henüz 3 yıllık olan Hendese-i Mülkiye Mektebi‎’ne -günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi- ikinci sınıftan başlar ve 1891’de mühendislik eğitimini tamamlar. Eğitimi boyunca Prof. August Jasmund’un mimarlık derslerine ayrı ilgi gösteren Mimar Kemaleddin; bu dönemde mühendislik ve mimarlık alanına rağbet eden nadir Türklerden olmuş.

Eğitimi devam ederken Prof. Jasmund’a Sirkeci’ye yapılacak yeni gar binasını tasarlama işi verilir. Jasmund’a büyük ün sağlayan garın tasarım ve inşaat süreci boyunca Kemaleddin Bey de hocasının yanında çalışır. Aynı zamanda Kemaleddin Bey, 1888 yılında sanayi madalyası almıştır.

Çamlıca Kız Lisesi binası, Kemaleddin Bey’in erken döneminden ayakta kalan nadir yapılardan olmakla birlikte son ahşap projesidir.

Mezuniyetinin devamında, Prof. Jasmund’un yardımcılığını yapmaya başlar. Bu dönemde harcırahla görevlendirilen mimar; bilgi ve görgüsünü artırmak üzere Budapeşte ve Viyana’ya gönderilir. Aynı dönemde, özel mimarlık bürosunda çalışmaya devam eder ve devletin yüksek kademelerinde görevli kişiler için ağırlıklı olarak ahşap olan çeşitli köşk ve konak inşaatları gerçekleştirir. Kemaleddin Bey’in erken dönem çalışmalarından günümüzde yalnızca Acıbadem’de Hicaz Valisi Ahmet Ratip Paşa için tasarladığı Art Nouveau üslubundaki büyük köşk ayakta duruyor.

Fatih Çapa Fen Lisesi, Mimar Kemaleddin tarafından yapılan bir diğer okul yapısı.

1899 tarihli hapishane tasarımı, Avrupa’daki örneklerde olduğu gibi merkezde birleşen hücre kollu plana sahip. Merkez kısmı kubbeyle örtülmüş.

1895 yılında Prof. Jasmund’un önerisi, padişahın buyruğu ve devletin desteğiyle mimarlık eğitimi için Almanya’ya gönderilen Mimar Kemaleddin; iki yıl Berlin’de Charlottenburg Technische Hochschule’de -günümüzde Berlin Teknik Üniversitesi- eğitim alır. Sonrasında iki buçuk yıl çeşitli devlet mimarlık bürolarında çalışır. Berlin’de bulunduğu dönemde Osmanlı Devlet Mimarı ünvanı ile Sultan Abdülhamid adına bir hastane binası ve İstanbul için bir hapishane tasarımı üzerinde çalışır.

Osman Gazi Paşa Türbesi.

Mimar, 1899 yılında İstanbul’a döner ve Hendese-i Mülkiye Mektebi‎’nde, öğretim görevlisi olarak kurumdan ayrılan hocası Prof. Jasmund’un yerine geçerek dersler vermeye başlar. Derslerinde fikirlerini öğrencilerine aktararak milli mimari konusunda yetişmelerini hedefler.

Filibe Tren Garı.

1901 yılında Harbiye Nezâreti’nde askeri yapılar mimarlığına atanır. Bu sırada gerçekleştirdiği Ahmed Cevad ile Gazi Osman Paşa türbe tasarımlarında ulusal mimarlık düşüncesinin etkisi görülür. Aynı yıllarda Bakırköy’de kendisi için bir ahşap ev yapmış olsa da yapı günümüze ulaşamamıştır.

Bab-ı Seraskeri Binası projesi, uygulanmamış.

Devlet topraklarında doğu-batı bağlantısını sağlayan demiryollarının İstanbul-Edirne-Filibe hattındaki Filibe istasyonunun yetersiz kalması sonucunda yeni bir gar inşa edilmesine karar verilir. 1907 yılında Filibe’de inşa edilecek olan yeni gar binası tasarımı için Şark Demiryolları Şirketi tarafından Sirkeci Garı’nda A. Jasmund’un yardımcılığını yapan öğrencisi Mimar Kemaleddin Bey uygun görülür.

Bebek Camii, öncesinde Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılan caminin yerine inşa edilmiş.

Kemaleddin Bey ulusal düşüncenin iyice arttığı dönemde, 1908 yılına gelindiğinde Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti adıyla Türkiye’deki ilk meslek odasını kurar. Her ne kadar mimar ve mühendisleri ortak çalışmalara teşvik ettiyse de cemiyet 1912’de faaliyetini durdurmuş ve 1919’da tekrar açılmış.

Bakırköy Amine Hatun Camii.

Mimar; 2. Meşrutiyet’in ardından 1909 yılında Evkaf-ı Hümayun Nezareti’nin baş mimarlığına getirilmesinin yanı sıra vakıf yapılarının onarımıyla ilgilenilmesi için kurulan İnşaat ve Tamirat Müdürlüğü’nün de başına atanır. Bizzat dahil olduğu onarım çalışmaları, Osmanlı mimarlığı hakkında doğrudan incelemeler yaparak bilgi edinmesini ve ulusal mimarlık düşüncesinin gelişmesini sağlar.

Mahmud Şevket Paşa Türbesi.

Onarım çalışmaları Kemaleddin Bey’in yapı tasarım fikirleri konusunda referans almasına imkan verir. Görevi sırasında yaptığı restorasyon çalışmaları: Fatih, Ayasofya, Sultanahmet Külliyeleriyle birlikte Yeni Cami Hünkar Mahfili ile Hünkar Tabhanesi, Nuruosmaniye ve Arap Camiileri olarak biliniyor.

Medresetül Kudat, günümüzde İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi olarak kullanılıyor.

İttihat ve Terakki Cemiyetinin ileri gelenlerinden Ürgüplü Hayri Efendi’nin Evkaf Nâzırlığı’na atanmasının ardından Kemaleddin Bey’in önerisiyle 1910 yılında İnşaat ve Tamirat Heyet-i Fenniyesi içindeki kadrolar arttırılır ve kurumun büyük çaplı bir mimarlık ve inşaat bürosu olarak çalışması hedeflenir. Kurum sayesinde Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminde etkili olacak ve milli mimarlık fikrini uygulayacak çok sayıda mimar, mühendis ve yapı ustasının yetişmesi sağlanır. Bu sebepten dolayı Evkaf Nezareti, İnşaat ve Tamirat Heyet-i Fenniyesi, “Kemaleddin Okulu” olarak da anılır ve Birinci Ulusal Mimarlık akımının merkez noktası olur. Cemiyet içerisinde yer alan diğer mimarlar Kemaleddin Bey’in vefatından sonra da ulusal akımı devam ettirir.

Sultan Reşad Türbesi ve solunda Reşadiye Okulu.

1910-11 yıllarında en verimli çağını yaşayan Kemaleddin Bey; Evkaf Nezareti’nce yaptırılması planlanan yedi büyük vakıf hanı olan; Bakırköy, Bebek ve Bostancı Camileri; Ayazma, Bostancı ve Reşadiye okulları ve Sultan Reşad Türbesi olmak üzere birçok yapıya imzasını atar. Mimarın aynı zamanda ülkenin çeşitli yerlerinde kullanılmak üzere okul, cami, tip şeklinde hapishane projeleri ve birçok restorasyon yaptığı biliniyor.

Edirne Garı, gümüzde Trakya Üniversitesi yerleşkesi olarak kullanılıyor.

1911 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ndeki derslerine son verilmesinin ardından Mühendis Mektebi’nde fenn-i mimari dersleri vermeye başlar. 1912’de Medreset'ül Kudat’ı, bir yıl sonra Mahmut Şevket Paşa’nın Şişli’de yer alan türbesini tasarlayan Kemaleddin Bey’e aynı yıl Şark Demiryolları Şirketince daha önce tasarladığı Filibe Garı’nın beğenilmesi üzerine Selanik ve Edirne Garlarını da tasarlama görevi verilir. Selanik Garının Balkan Savaşları sebebiyle yalnızca temelleri atılabilmiş, Edirne Garı inşaatı ise savaş sebebiyle 1930’da açılabilmiştir.

Edirne Garı arka cephesi. Sirkeci Garıyla benzer plan sistemine sahip olan yapının cephesi tamamen farklı dili konuşuyor.

Edirne Garı, Mimar Kemaleddin Bey’in olgunlaştığı dönemde yalın ama görkemli tasarımıyla ulusal mimarlık akımının ilk büyük yapıtlarından biri olarak dikkat çeker. Sivri Osmanlı kemerler, silindir kulelerin klasik sivri kubbeler, gösterişli bezemelerden arındırılmış ağırbaşlı cepheler ve sivil Osmanlı mimarisinden esinlenen geniş ahşap saçaklar yapının başlıca özellikleri. Her ne kadar planlarda ve kütle yerleşimlerinde Filibe ve Sirkeci garları arasında benzerlikler bulunsa da Sirkeci Garı’nın oryantalist gösterişli cephe tasarımı Filibe Garı’nın bezeli cephelerinden farklı ve özgün bir vakurluğa sahip.

Dördüncü Vakıf Han, yapılan yedi vakıf han yapıları arasında en bilinenidir.

Kemaleddin Bey, Dünya Savaşı yıllarında mektep ve medreseler başta olmak üzere çeşitli kamu yapılarının projelerini üstlense de maddi olanaksızlıklar sebebiyle inşaatlar gerçekleştirilemez. Savaş öncesinde başlayan Yeşilköy ve Bakırköy Camileri ve Dördüncü Vakıf Hanı inşaatları ise ancak Cumhuriyet döneminde bitirilebilir.

Vakıf Han günümüzde otel olarak kullanılıyor.

Dördüncü Vakıf Han, yıkılan devletin son görkemli yapısı olmakla birlikte dönemin mimari yaklaşımını en iyi şekilde yansıtan eserlerden biri. Yapı; birinci ve beşinci katlarının üzerinde uzanan silmelerle dikeyde üçe ayrılıyor. Üç bölüm de kendi içinde bütün olarak birbirlerinden farklı tasarımlara sahip. İki ana giriş üzerinde yer alan çıkmalar, kabartma Osmanlı motifleriyle bezeli taş desteklerle taşınıyor. Bu kabartma motifler aynı zamanda üçüncü kattaki sivri kemerlerde de yer alıyor. Altıncı kat pencereleri ise turkuaz çinilerle süslenmiş halde. Kısacası bina; cephesinde yer alan yöresel bezemeler ve yapı ögeleriyle Türk ulusçuluğu özellikleri taşıyor.

Vakıf Hanın iç mekanı.

Savaşın kaybedilmesiyle başlayan işgal döneminde 1919 yılında mimarın vakıflardaki görevlerine son verilir. Yine de toplumda büyük bir tanınırlık elde etmiş olan Kemaleddin Bey işlerine devam eder. 1922’de, 1918 yılında yangın sonucu evsiz kalan insanlara yönelik tasarladığı Tayyare Apartmanları tamamlanır. Sosyal konut projesi, Osmanlı Devleti’nde yapılan ilk betonarme iskelet sistemine sahip yapı olma özelliğini taşır. Ayrıca dört bloktan oluşan ve toplamda 134 daire bulunan proje, apartmanlaşmaya da öncülük eder.

Tayyare Apartmanları veya ilk ismiyle Harikzedegân Apartmanları.

1922 yılında Kudüs Müftüsünün çağrısına uyarak Kudüs’e giden Kemaleddin Bey, burada Mescid-i Aksa restorasyonu için birkaç yıl boyunca kalır. Zaman zaman İstanbul’a gelen Kemaleddin Bey 1923 yılında Evkaf Nezâreti’ndeki görevine tekrardan getirilse de Kudüs’teki çalışmaları bitmediği için görevine başlamaz.

Kudüs'te bir yapıya ait süsleme çizimlerinin önünde Cemal Bey, Hüsnü Bey, Mehmet Nihat Nigizberk ve Mimar Kemaleddin Bey.

Mimar Kemaleddin; restorasyon çalışmalarının tamamlandığı 1925 yılında Mescid-i Aksa ve Ömer Cami çalışmalarında gösterdiği başarıdan dolayı İngiliz Kraliyet Mimarlar Akademisi’ne (RIBA) şeref üyesi olarak seçilir. Restorasyon çalışması sırasında radikal projeler sunsa da Mescid-i Aksa’da önemli değişiklikler yapılmaz ve son durumundaki hali korunur. Restorasyon çalışmaları sırasında yaptığı çizimler, belgelendirmeler ve çalışmaların Mescid-i Aksa’nın tarihi boyunca yapılan ilk bilinçli ve detaylı çalışmalar olduğu biliniyor.

Kemaleddin Bey’in Mescid-i Aksa’ya ait Plan rölevesi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni başkenti Ankara’da inşası planlanan yapıların tasarımı Mimar Vedat Tek’e verilse de sonradan anlaşma bozulur. Bunu üzerine Ankara’ya davet edilen Kemaleddin Bey, Kudüs’te restorasyon çalışmalarını yardımcılarına bırakarak 1925’te Ankara’ya gelir. Bu sırada İstanbul’da kalan eşine yazdığı mektuplarda ulusal mimarlık düşüncesini uygulamak için en elverişli ortam olan Ankara’da bulunduğundan coşkuyla bahseder.

Ankara Palas.

Kemaleddin Bey, Evkaf Müdüriyyet-i Umûmiyyesi İnşaat ve Tamirat müdürlüğüne atanır ve özellikle genç Cumhuriyetin yeni başkenti Ankara’da çalışmalarına yoğunlaşır. İlk olarak Vedat Tek’in yarım bıraktığı Ankara Palas’ın tamamlanma çalışmalarında yer alan mimar; bu sırada bir yandan başkentte yer alacak diğer yapı tasarımlarını gerçekleştirir.

Evkaf Apartmanı.

Kısa süre içerisinde Ankara Vakıf Evleri, Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü ve üç tane vakıf apartmanı başta olmak üzere çeşitli kamu binalarını tamamlar. Birinci Ulusal Mimarlık Akımının son yapıları olarak bilinen Gazi İlk ve Orta Muallim Mektebi binası ise 1930 yılında ölümünden sonra tamamlanır.

Gazi İlk ve Orta Muallim Mektebi, günümüzde Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası olarak kullanılıyor.

Mimar Kemaleddin; 13 Temmuz 1927’de Ankara Palas şantiyesindeki çalışma odasında beyin kanaması sonucu vefat eder. İstanbul’a getirilen cenazesi, Karacaahmet mezarlığına gömülür. Uzun yıllar boyunca hizmet ettiği Vakıf Müdürlüğünce ihmal edilen kabri’nin; yol açım çalışması sonucu kaybolduğu düşünülse de, dönemin mezarlıklar müdürü Fazıl Ayanoğlu tarafından izinsiz şekilde Beyazıt Camii haziresine taşındığı öğrenilir. İzinsiz taşındığı için baş taşı olmayan kabrin sorunları çözülür ve 2007 yılında, vefatının 80. yıldönümünde kabri düzenlenerek ve mezar taşı yenilenerek açılır.

Kemaleddin Bey’in Beyazıt Camii Haziresinde yer alan kabri.

Mimar Kemaleddin; 1917 tarihli ‘Türk Mimarlığı’ yazısında bir ulusun özgünlüğünü temellendirirken Türk mimarlığının sahip olduğu değerden bahseder ve şu ifadeleri kullanır:

Birinci Vakıf Han.

Mimarlık, bir ulusun, ülkesinde bulunan yapı malzemelerini beceri ve yetenekle kullanarak kendi dehasını ortaya koymasıyla başlar. Türkler, kendi uygarlıklarına uygun, özenli, engin ve yüce bir mimarlık anlayışına sahiptirler. Çünkü Türklerin vatanı bütün saflığıyla ve gücüyle, Türk ruhundan, müslüman uygarlığından doğmuştur.

Mimar Kemaleddin Bey, hayatı boyunca dünyanın çehresinin hızlı değişimine tanık olmuştur. Doğumundan neredeyse bir asır önce 1789’da gerçekleşen Fransız İhtilali sonucu fitili ateşlenen ulusçuluk; yaşadığı devirde artık tamamen olgunlaşır ve dünyada ciddi sonuçlar oluşturmaya başlar. Dünyada yaşanan olaylar onun yaşamını yakından etkiler. Milliyetçilik etrafından birleşen çeşitli Avrupa devletlerinin Osmanlı üzerindeki baskılarının, Kemaleddin Bey’in ulusçu mimarlık anlayışını benimsemesi konusundaki etkisi yok sayılamaz.

İstanbul Evkaf Nezareti için tasarladığı yapı projesi, gerçekleştirilmemiş.

Osmanlı döneminden yapı ve sanat ögelerini de sıklıkla kullanan mimar; kemer formlara, çini kaplamalara, mukarnaslara ve geniş saçaklara yapılarının özellikle cephe tasarımında yer verir. Ayrıca kubbeler, kuleler ve cephelerdeki büyük sivri kemerler yapılarının ana unsurlarını oluşturur.

Ankara Türk Ocağı Merkezi projesi. Yapı tasarımı sonrasında başkasına verilir.

Mimarın yapılarının planları kimilerince cephe tasarımlarının yanında yetersiz görülüyor olsa da İlhan Tekeli ve Selim İlkin’in mimarın çeşitli yazılarından anladığına göre Kemaleddin Bey yapılarında; cephe tasarımı kadar ve hatta ondan önce bir binanın inşai özelliklerini düşünüyor. Süslemelerinde ise yapının planından bağımsız değil aksine plandan yola çıkarak tasarladığının altını çiziyor.

Üçüncü Vakıf Han.

Yapılarında klasik Türk mimarisine ait motifleri sadece cephelerde kullandığına dair bir görüşe karşın; kullandığı kemerler, çiniler, sütunlar, mukarnaslar onun sayesinde tarihin uzak geçmişinden çıkarak tekrar gündeme gelerek toplum tarafından bilinir olmuş ve yaşamış. Mimaride Türk üslubunu yaşatmak için hayatını vakfeden Kemaleddin Bey yüzyıllar sonra bu yolda ilerlemeyi tercih etmiş ve ulusal bir amaç oluşturmuş.

20₺’nin arka yüzünde Mimar Kemaleddin’in portresi ve Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası yer alıyor.

Özellikle Ankara’da bulunduğu dönemde Kemaleddin Bey’in ulusal mimari arayışına karşı çıkanlar da olmuş. Yapılan üslup çalışmalarını; yalnızca eski mimari ögeleri uygulamak gibi basit bir iş olarak gören insanlara göre bu şekilde bir üslup yaratmak mümkün değildi. Ayrıca bu alıntılar masrafı da arttırıyordu. Kemaleddin Bey’e göre geçmişten kopmanın imkanı yoktu ve gelecek geçmişteydi.

Kamer Hatun Camii, Yavuz Sultan Selim tarafından süt annesi Kamer Hatun adına 1514’te yaptırılan orjinal cami harap olunca yeniden inşa edilmiş.

Kemaleddin Bey, 1913 tarihli yazısında Türk sanatı yerine tercih edilen Batı sanatıyla kaybolunan değerlerden ve 1917 tarihli bir diğer yazısında ise eski Türk eserlerindeki ruhu hissederek modern yaşantıya ve malzemelere uygun yeni yapıların gerekliliğinden bahsetmiştir:

Yeşilköy Camii.

3. Selim’den sonra eski Türk sanatının incelik ve temizliği ile ve bütün milliliğiyle ortaya konan eserler takdir edilmeden Frenk etkisi, garba bakış kabalaşmış hislerle görülmeye başlandı. Asırlardan beri olgunlaşarak süslemelerin en ilerlemiş, en tarihi, kıymetli eserleri bırakan koca bir sanat, nefis bir marifet çirkin görülmeye başlandı. Bunun yerine alafranga kalemler; duygusuzluklar tercih olundu. Yükselmenin en yüksek derecesi mazhar olmuş o Türk çinicilik sanatı öldürüldü. O suretle ki bugün ihyâsı mümkün olamamaktadır. Gerek maliyeti gerek marifet ve sanatı itibârıyle başlı başına milli bir sanat olmuş neler kaybettik.

Osmanlı Devleti’nin son, Türkiye Cumhuriyeti’nin ise ilk yıllarına tanıklık eden ve her iki döneme etki eden yapılara sahip Mimar Kemaleddin Bey; verdiği eğitimle mimarlar yetiştirmiş, coğrafyanın dört bir yanında tarihi yapılar üzerinde tespitler ve belgelendirmeler yapmış, onarım işlemini gerçekleştirmiş ve yine coğrafyanın birçok yerinde etkileyici yapılar tasarlamış olup döneminin mimarlarını ve mühendislerini örgütleyerek ulusal bir mimarlık düşüncesi yaratmıştır.