Tarihi binalara çağdaş eklentiler: Parazit yapılar

ÖMER TALHA UĞUR
Abone Ol

Biyolojide kendisini bir başka canlıya bağlayıp onun üzerinden beslenen parazitler; mimaride rolleri tam tersine çeviriyor. Parazit mimari; mevcut yapıyı besleyip formu yeniden inşa eden, esnek ve geçici şekilde tasarlanabilen yapıları ifade ediyor.

Paraziti taşıyan diğer canlı taşıyıcı konumunda yaşar. Diğer bir deyişle parazit bir başka canlıya eklemlenerek var olur. Parazit tasarım ise; inşa edilmiş formu tekrar şekillendirir ve dönüştürür. Mevcut altyapılar ile çalışarak bunları kendi amaçları için kullanır. İnşa edilmiş bir yapıyı yeniden tanımlaması ve yapılandırması halka yeni bir bakış açısı sağlar ve potansiyel yeni bir alan meydana getirir.

Parazitik mimari, günümüzde dünya çapında büyüyen bir trend. Şehirler yoğunlaştıkça, tasarımcılar eski binaların üzerine yeni yapılar ekleyerek bir binanın izdüşümünü güncellemenin yeni yollarını buluyorlar.

Royal Ontario Müzesi.

Dikkat çekici formlarıyla bilinen parazit yapılar; hem malzeme hem de biçim olarak mevcut binalardan ayrışan uzantılar olarak karşımıza çıkıyor. Kimisi mevcuda uyumlu bir şekilde yerleşirken kimisi varlıklarını gösterme konusunda oldukça iddialı. Parazit tasarımların dünya genelinde de birçok örneği bulunuyor.

Royal Ontario Müzesi olarak bilinen yapı Daniel Libeskind’in tasarladığı parazit eki ile birlikte Michael Lee-Chin Crystal olarak anılmaya başladı. Müzenin ilk hali 1912 yılında tamamlandı. Kanada'nın en büyük müzesi olan yapı; Toronto şehir merkezindeki en önemli kavşaklardan birinde yer alıyor. Libeskind müze kompleksine, organik olarak birbirine geçmiş prizmatik formlardan oluşan bir yapı ekliyor. Bu tasarımın eklenmesi ile yapı adeta, ışık saçan bir fenere dönüşüyor.

2007 yılında tamamlanan prizma; eski tarihi binayı yenisinden ayıran büyük bir giriş atriyumu görevi görüyor. Yapı, tarihi binaların restore edilmiş cepheleriyle birlikte neredeyse eksiksiz bir görüntü sunuyor. Yenilemeyle birlikte çeşitli fonksiyonlar kazanan Michael Lee-Chin Crystal; ilk yılında gelen ziyaretçi sayısında % 44'lük bir artış gösteriyor.

Dresden Askeri Tarih Müzesi.

Alman Silahlı Kuvvetlerinin resmi müzesi olan Dresden Askeri Tarih Müzesi tarih boyunca farklı ve çelişkili kimlikler üstleniyor. 2001 yılında yapıyı yeniden tasarlamak için üzere düzenlenen uluslararası yarışmayı kazanan Daniel Libeskind; tasarımı ile orijinal binanın klasik simetrisini cesur bir tavır ile bozuyor.

14.500 tonluk cam, beton ve çelikten oluşan devasa beş katlı kama; eski cephaneliğin klasik düzenini kesiyor. 2. Dünya Savaşı sırasında Dresden'de bombardımanın başladığı alana dönük olan kama; etkili bir manzara da sunuyor.

Green Exhibition House.

Green Exhibition House, 2001 yılında eski Las Palmas deposunun asansör boşluğunun tepesine kuruluyor. Yapı, Rotterdam'ın Avrupa Kültür Başkenti olduğu yıl boyunca ana binaya göre geniş görünen üç boyutlu bir logoya hizmet ediyor. Yapının büyük endüstriyel alanları geçici olarak sergiler için kullanılıyor. Jasper Kerkhofs ve Christian Dörschug tasarımı olan yapı; kullanılmayan kentsel alanlara yönelik küçük ölçekli nesnelerin tasarımlarını sunuyor. Aynı zamanda mevcut depoyla da parazit şeklinde bütünleşiyor.

The Niemeyer Sphere.

Niemeyer Sphere, Plagwitz sanayi bölgesindeki eski bir kazan dairesine eklemlenen küçük bir küre. Bir restoran ve bara ev sahipliği yapan bina; Oscar Niemeyer'in vefat etmeden önce tasarladığı son yapı. Demiryolu vinçleri üreten Kirow şirketinin yöneticisi Ludwig Koehne; 2011 yılında Niemeyer’e dünya standartlarında yemekler ve küçük partiler için özel bir mekan talebinde bulunuyor. Niemeyer tasarıma başlasa da tamamlayamadan aramızdan ayrılıyor. Yapı, 2020 yılında Niemeyer stüdyosunun ofis yöneticisi Jair Valera’ın, Harald Kern ile yaptığı işbirliği sonucunda tamamlanıyor.

Parasite Office.

Moskova’da geleneksel olarak düzenlenen mimari bienal ATRCH Moskova sırasında Za Bor Architects; pratik iş alanları tasarlama amacıyla yerleşik alanların etkin kullanımına dair bir fikir sunuyor. Parasite Office, avluya erişimi engellemeyen orijinal ve ekonomik ofislerin oluşturulması için Moskova’da binalar arasındaki atıl alanların kullanılmasını sağlıyor. Proje kapsamında; modüler zemin panelleri ile bölünmüş, erişilebilir bir çatı alanına sahip üç katlı bir hacim tasarlanıyor. Onu şekillendiren çerçeve ise, evlerin kör cepheleri arasına sıkıştırılmış parazit yapıda bir birim oluşturuyor.

The Rucksack House.

Rucksack House; 2004'te Leipzig'e kurulduktan sonra 2005'te Köln'e ve ardından 2011'de Bamberg'e taşındı. Stefan Eberstadt tasarımı olan oda; mevcut binanın çatısına ve cephesine tutturulmuş çelik kablolara asılı. Girişi bir pencereden sağlanan oda; aldığı doğal ışık sayesinde küçük boyutuna rağmen ferah bir atmosfer sunuyor. Projede insanlar için kullanışlı, ferah ve bol ışık alan bir oda oluşturulması amaçlanıyor.

paraSITE.

Michael Rakowitz’in 1998 yılında tasarladığı paraSITE, bir binanın ısıtma, havalandırma ve klima sisteminin dış hava çıkış menfezlerine bağlanıyor. Evsizler için tasarlanmış özel yapım, şişirilebilir bir barınak görevi görüyor. Binadan çıkan sıcak hava, eş zamanlı olarak çift membranlı yapıyı şişirerek ısıtıyor. Tasarım; Boston, Cambridge, Massachusetts ve New York City'de 30'dan fazla evsiz insan için inşa edilerek dağıtılmış durumda.

Terk edilmiş bir itfaiye istasyonunun yeniden tasarlanması ile oluşturulan Antwerp Port House; liman için yeni bir merkez haline geliyor ve daha önce farklı binalarda çalışan 500 liman personelini bir araya getiriyor.

Antwerp Port House.

Genişleyen limana hizmet vermek için gerekli tesislere sahip yeni bir itfaiye istasyonu inşa ediliyor. Bunun ardından atıl kalan yapıyı canlandırmak için kullanımda değişikliğe gidiliyor. Zaha Hadid tarafından tasarlanan bina, 2016'da açıldı. İtfaiye istasyon kullanımı; tasarımı sayesinde binaya entegre ediliyor. Mevut binanın üzerine oturan çağdaş yapı; zeminden tek bir sütunla destekleniyor.

Elbphilharmonie Hamburg.

Elbphilharmonie Hamburg, Herzog & de Meuron tasarımı olan bir diğer parazit yapı. 1963 tarihinde inşa edilmiş olan Kaispeicher Aisimlituğla deponun üzerine tasarlanan cam yapı, 2016 yılında tamamlanmış bir konser salonu. Eski yapının kat planından taşmayan parazit yapı; deponun sakin ve yalın şeklinden farklı bir tutum sergiliyor. Çatının dalgalı eğimi, alt taraftaki doğu ucundan yukarıya doğru 108 metre yükseliyor.

Bir kısmı oyulmuş ve kısmen kıvrımlı panellerden oluşancam cephesi ile tasarım, eski binanın üzerine kurulmuş bir parazit yapı. Gökyüzünün yansımalarını yakaladıkça görünüm değiştiren devasa yüzeyler, devasa bir kristali andırıyor. Konser salonu ise, dünyanın en büyük ve akustik açıdan en iyi salonları arasında yer alıyor.

Zeitz MOCAA.

Heatherwick Studio tarafından tasarlanan Zeitz Afrika Çağdaş Sanat Müzesi (Zeitz MOCAA); 2017'de Afrika ve diasporasından çağdaş sanata adanan dünyanın en büyük müzesi olarak açıldı. Tahıl Silosu Kompleksi'nin anıtsal yapısından oyularak oluşturulan iç mekanlara çeşitli eklemeler yapıldı. Cephesine şişmiş balonu andıran camlar yerleştirilen ve 1990’dan beri kullanılmayan yapı, parazit tasarımı sayesinde Cape Town'un endüstriyel geçmişinin anıtı olarak kabul ediliyor.

Bombay Sapphire Distillery.

Bombay Sapphire İçki Fabrikası, halkın ziyaretine açık olan şirket binasının ilk şirket içi üretim tesisi. Yapı, tarihi fabrika üzerinde birtakım eklemeler yapılarak açılıyor. Eskiden kağıt fabrikası olan yapı; Heatherwick Studio’nun ana planının bir parçası olarak yeniden düzenleniyor ve restore ediliyor. Damıtma işleminde kullanılan 10 egzotik bitki türünün örneklerini yetiştirmek için iki yeni sera tasarlanıyor. Biri nemli tropikal, diğeri kuru ılıman Akdeniz iklimi içeren bu seralar; genişleyen nehrin suları içine yerleştirilmek üzere kuzeydeki tarihi evden uzantı sağlayarak yayılıyor.

Irving Street Brewery.

Tzannes Associates’in tasarladığı parazit çinko kaplı üç kule; Sidney'deki eski bir bira fabrikasının çatısında bir enerji santrali oluşturuyor. 2.200'den fazla daireye sıcak - soğuk su ve elektrik enerjisi sağlıyor. Metalik trijenerasyon kuleleri, 2005 yılında kapanan bira fabrikasının eski kırmızı tuğla işçiliğiyle kontrast oluşturuyor.

Sheffield Kültür Endüstrileri Bölgesi Koruma Alanı'nın yanında yer alan 192 Shoreham Street; Viktorya dönemine ait, tescillenmemiş ancak yerel öneme sahip endüstriyel bir tuğla yapı. Tamamlanan geliştirme ile bir zamanlar atıl olan binayı rehabilite etmek ve endüstriyel mirası korumak amaçlanıyor. Project Orange tasarımı olan ve 2012 yılında tamamlanan çağdaş uzantı; şehrin bu bölümüne hakim olan endüstriyel çatı manzaralarına da çağrışımda bulunuyor.

Shoreham Street.

2012 yılında Brooklyn'li sanatçı Mark Reigelman ve San Francisco'lu mimar Jenny Chapman; şehirde alışılmadık bir konuma, ahşap bir kulübe kurdu. San Francisco otelinin yan tarafında kuş evi gibi asılı olan parazit "Manifest Destiny!" (Tezahür/Aşikar Kader); kent kaşiflerinin bir şehri ev yapması için, boş bir alan parçasının onlara yeterli olduğunu gözler önüne seriyor.

Manifest Destiny.

The Sharp Centre.

Will Aslop tarafından 2004 yılında tasarlanan tarihi yapı;Ontario Sanat ve Tasarım Koleji tarafından kullanılıyor. Kolejde yaşanan yer sıkıntısının sonucu olarak tarihi binaya eklemlenen parazit The Sharp Centre; 12 adet renkli ayağı ile karışık Viktorya dönemi ve modern sokak manzarasının 26 metre yukarısına inşa ediliyor. Binanın yerden yüksek inşa edilmesi ile hemen altında oluşan yeni açık kamusal alan; Butterfield Park olarak isimlendiriliyor ve bölgedeki yaya dolaşımını iyileştiriyor. İki katlı stüdyo ve öğretim alanlarından oluşan parazit yapı; bir asansör ve merdiven ile mevcut yapıya bağlanıyor.

Kanada Doğa Müzesi.

Kanada Doğa Müzesi, Kanada’nın ülke mirası olarak belirlenmiş en önemli üçüncü binası olma özelliğine sahip. Ottawa'da bulunan ve Beaux-Arts planlama ilkeleri kullanılarak Tudor-Gotik tarzında tasarlan orijinal binaya, 2010 yılında yenileme projesi uygulanıyor. KPMB Architects tarafından yapılan parazit tasarım olan cam atriyum; müzenin girişinin üzerinde yer alıyor.

Coast Path Staircase.

2013’te Gillespie Yunnie Architects tarafından tasarlanan dirsekli merdivenler;Plymouth'taki Royal William Yard'ı yukarıdaki halka açık parka bağlıyor ve Güneybatı Sahil yolundaki gezginlerin ilk kez 19. yüzyıl avlusundan geçmesine izin veriyor. Tarihi yapıda aşılmaz olan duvarları kesen parazit merdiven sayesinde insanlar; tarihi donanma ikmal avlusundan da geçebiliyorlar.

Convent de Sant Francesc.

İspanya’nın Santpedor kasabasında bulunan Sant Francesc manastırının kilisesine yapılan müdahale; binanın kültürel bir tesise dönüştürülmesini sağlıyor. Uygulanan iki aşama sayesinde bina, oditoryum ve çok amaçlı kültür merkezi olarak kullanılabiliyor. 18. yüzyılda inşa edilen ancak zamanla büyük kısmı yıkılan yapı; 2011 yılında tamamlanan parazit tasarım sayesinde ayakta duruyor. Neredeyse hiç doğal ışık almayan kilisenin içi; yeni tasarımın içeriye aldığı ışık sayesinde görkemli bir atmosfer sunuyor. Müdahale sırasında bu eski manastıra, çağdaş bir form veren yeni değerlerin eklenmesinin yanı sıra binanın tarihi mirası da korunmaya çalışılıyor.