Tarihi şehirlerde doku değişikliği ile boşluğa düşen/anlamsızlaşan tarihi yapı biçimlenişi: Edirne Örnekleri

ARKİTEKT
Abone Ol

Mimarinin en önemli ve de en netameli konularından biri; var olan yapılı çevreye yapı tasarlamak ya da inşa etmek olsa gerek. Tarihi tecrübelerden arta kalanlar bize gösteriyor ki bu meselenin şehirlerin biçimlenmesinde, mimarlar ve yapıcılar yeni yapacakları/ekleyecekleri yapının konturlarını belirlemede eskiden beri bağımsız olamamışlar. Bu bağlamı, Edirne örnekleriyle ele alan Y. Mimar Ahmet Yılmaz’ın makalesi sizlerle…

Kendinden önce var olan yapılar, izler ve talepler tasarımda hep belirleyici olmuş; belki de bu izler ve yapılar mimarın tasarımını anlamlı hale getirmiş. Bazen bu sınırlar, tasarımcının ürünüyle/tasarımıyla verdiği mücadeleyi, savaşı anlamlı kılmış.

Bu biçimlenmeyi oluşturan birçok faktör olabilir. Mesela mülkiyet, topografya, manzara, var olan yapılı çevre, alan kazanma kaygısı vs. gibi. Aslında bu koşulların/sınırlamaların tamamını dikkate alarak tasarlanmış yapı, tasarımcının da kabiliyetinin göstergesi olmaktadır.

İşte bu saiklerle inşa edilmiş yapı veya çevre zamanla değiştiğinde veya sınırlandırıcı yapılar yok olduğunda, tasarlanan veya inşa edilen yapı boşluğa düşmekte, anlamsızlaşmaktadır. Buna benzer yapılara tarihi çevrelerde çokça rastlanıldığı bir gerçektir.

Ben de bu konuya 2010 yılında, "Edirne Selimiye Çevresi Kentsel Tasarım Projesi Yarışması" kapsamında çevre analizi ve incelemeleri sırasında odaklanma fırsatı buldum. Uzun zamandır gündemimi meşgul eden bu konuya, doku ve hafıza bağlamında değinmeye çalıştım. Ancak doğrudan yapı biçimlenmesinde etkili olan önceki fiziki çevrenin önemini anlatan örnekleri, bir dizi çalışma ile şehir şehir ele almak niyetindeyim. Bu bağlamda ilk çalışmayı Edirne merkez alanında yer alan örnekler üzerinden yapmak istiyorum.

Örnek 1: Rüstem Paşa Kervansarayı

Bu kervansaray planını gören her mimar gibi benim de dikkatimi çekmişti. Ancak biz özellikle tarihi yapılara, kitaplarda genellikle çevresinden kopuk planı ve kesitleri ile karşılaştığımızdan, onu var eden kısıtları pek fark edemiyoruz. Rüstem Paşa Hanı planına dikkatli bakıldığında yapının, yol cephesinin başka bir yapı ile itelendiği izlenimi vermektedir.

Edirne Bedesteni hava fotoğrafı (soldaki görsel). Edirne Rüstem Paşa Bedesteni, Mimar Sinan (A. Kuran) (sağdaki görsel).

Bugün bakıldığında anlamsız gibi görülen yapı biçimlenişi, geçmişle ilgili belgeler incelendiğinde anlam kazanmaktadır. Kendisinden önce yapılmış olan iki kapılı han yapısı, yol aksına uygun biçimlenmeyi zorunlu kılmıştır. Bulunduğu aksın çok değerli bir ticari aks olması, dolayısı ile her bir metrekarenin değerlendirilmesi çok farklı açı, aks ve karmaşık geometrilerin oluşmasına yol açmıştır. Osmanlı’da vakfiye ile tanımlanan ve vakfiyeye bağlı giderler için akar oluşturacak ticari yapılarda maksimum miktarda mekan elde etmeyi vazife haline getirmiştir. Bu vakıf kültürü aynı zamanda dokunulmazlığı da beraberinde getirdiğinden ebede kadar dokunulmazlık sağlamaktadır.

Edirne Pervititch Haritası (soldaki görsel). 1918 tarihli haritalarda, Rüstem Paşa Hanı’ndan önce yapılan ve halihazırda yok olan iki kapılı hanı gösteren haritalar (sağdaki görsel).

Renklendirilmiş Edirne fotoğrafı. Bedesten arkasında halihazırda yok olan iki kapılı han.

Tüm bu veriler ortadan kaldırıldığında yapı, boşluğa düşmekte ve keyfi biçimler yığınına dönüşmektedir.

Örnek 2: Bedesten

Bilindiği üzere, Osmanlı şehir yapılanmasında bedesten yapıları ticaretin merkezinde konumlanır. Dolayısı ile şehrinde merkezini oluşturur.

Bedestenden dört tarafa uzanan ana ticari akslar.

Bedesten yapısı.

Bugün bedesten ve çevresini saran ticari yapılarla birlikte bedestenden dört tarafa uzanan ana ticari aksların tamamen yok olması/temizlenmesi, bedesten kapı akslarını ve bedestenin şehir merkezinin kurucu unsuru olma vasfını anlamsızlaştırmaktadır. Oysaki kuyumcular çarşısına dahi verilmeyen payeyi, dönemin şartları gereği belirleyici ticari meta olan, ipek ticaretinin merkezi olan bedestene verildiğinin en belirleyici göstergesi olarak fiziki çevreyi biçimlendirmesinden anlıyoruz.

Haritalar.

Örnek 3: Selimiye Arasta Köşeleri

Hava fotoğrafı 2014, Selimiye külliyesinin bir parçası olan arastanın batı köşesi ve kıblenin güney tarafında yer alan medrese köşesi, bugün için bize anlamlandıramayacağımız pahla bitirilmiş durumdadır.

Oysaki bu köşeler, yapıldığı dönemde muhtemel sokaklar ve yapılarla biçim kazanmaktaydı. Selimiye Külliyesi’nden önce var olan Yemiş Kapanı binasının doğu cephesindeki sokak, arastayı biçimlendiren önemli bir aks olarak sınır teşkil ediyor olmalıydı. Aynı şekilde kıble yönünde, kuzey güney yönünde uzanan ana ticari aks da, zamanla genişletilerek medrese köşesini zorlayan veri olma niteliğini kaybetmiş ve bugünkü durum ortaya çıkmıştır. 2010 yılında yarışma kapsamında verilen hava fotoğrafında Yemiş Kapanı’na dair herhangi bir ize rastlanmazken, 2019 tarihli hava fotoğrafında Yemiş Kapanı’na ait izlerin çevre düzenleme sırasında ortaya çıktığı görülmektedir. Tarihi çevreden çeşitli nedenlerle kaldırılmış yapılar, günümüz koşullarında kabul gören kültürel bilincin gereği olarak ve birbirini etkileyerek toplamda oluşan (kendisinin silüet değeri olmasa bile) şehrin ana strüktürünün, asli silüet değerlerine ulaşması için tekrar inşa edilmelidir.

Pervititch Haritası ve 1918 tarihli haritalarında, Yemiş Kapanı ve Selimiye Külliyesi’ni sınırlayan yol aksları görülmektedir.

Selimiye Arastası ve Medrese Planı, Ali Saim Ülgen.

Hava fotoğrafında kazı sonrası temelleri çıkarılan Yemiş Kapanı 2019 (soldaki görsel). Eski fotoğraflarda Yemiş Kapanı (sağdaki görsel).

Örnek 4: Selimiye

Sonuç olarak 16. yüzyıla gelindiğinde Edirne, Osmanlı’nın olgun yapı kimliğinin bütün unsurlarını taşıyor. Şehir donatı fonksiyonları olarak da dönemin yoğun ticaret, eğitim, farklı kimlik ve nüfus yoğunluğuna sahip, şehir kimliği ve dokusu tamamlanmış bir şehir, Sinan ve Selimiye öncesi Edirne. Dolayısı ile Selimiye var olan şehir dokusu içerisinde kendisine yer arıyor. Çevre yapılaşması, kendisinden önce önemli yapılarla dolmuş bir şehir merkezine sahip Edirne. Şehir merkezlerini oluşturan özellikle ticari yapılar ve hanlar, vakfiye ile devredilmiş vakıf mülkleri olduğu için mülkiyete müdahale dondurulmuş oluyor. Dolayısıyla merkezde mülkiyete ve fonksiyona rahatlıkla müdahale mümkün değil. Sonuç olarak Selimiye’yi tasarlayan Sinan, var olan doku içerisinde şehrin silüetine önemli bir ekleme yapıyor. Zaten tepede olan ve şehir silüetinde egemen bir unsur olan yapıyı, kademelerle sokak aralarından insan ölçeğine indiriyor.

Ben Edirne’ye ilk gittiğimde Selimiye’nin şehir ölçeğinde bende bıraktığı etki şuydu; bu yapı nispeti şehre üç gömlek fazla. Evet, yapı şehre göre büyük duruyordu. Ancak bu durum bugün yapının tasarlandığı çevrenin tamamen kaldırılması ile oluşmuştu. Yapının etrafında var olan ticari yapılar ve hanların yanı sıra kuzey ve doğu yönünde mevcut mahallenin kaldırılması ile yapı açıkta kalmış ve boşluğa düşmüştür. Özellikle yapının batısında yer alan hanlar ve dokunun yıkılması, zaten eğimden dolayı oluşan kot farkı hissini daha da artırarak Selimiye’yi kidesi ile ortaya çıkarmış ve yapım dönemindeki fiziki çevrenin tasarıma yönelik etkileri tamamen ortadan kaldırılarak yapı açığa çıkarılarak boşluğa düşürülmüştür.

1918 tarihli Edirne Haritası (soldaki görsel). Eski Edirne imar planı, Mimar Senem Arı (sağdaki görsel).

Selimiye’nin yakın plan fotoğrafında, kide kotunu örten yapıların varlığı yapıyı, yakınındaki yapıların ölçeğine indirilmektedir (soldaki görsel). Selimiye, gövdesine kadar yükselen yapılar ve yeşil ile şehir ölçeğine indirilmektedir. Fotoğraflar: Süleymaniye Kütüphanesi arşivi.

*Hava fotoğrafları dışındaki harita ve fotoğraf görsellerinin bir kısmı "Selimiye Cami Çevresi Ulusal Kentsel Tasarım Proje Yarışması" şartname dokümanlarından alınmıştır.