2018'de ne oldu?

HABER MASASI
Abone Ol

2018 yılını kültür ve sanat faaliyetleri açısından değerledirmeyi amaçladığımız bu soruşturma dosyamızda; kültür sanat dünyasından belli yazar, şair, müzisyen, sinema eleştirmeni, yönetmen ve yayıncılara, bu yıl içinde akıllarında kalan kitapları, filmleri, kültürel faaliyetleri ve yılın kültür-sanat açısından eksik kalan yönlerini sorduk. Onlar da Cins için not ettiler…

Adnan Özer - Şair

Kalıcı etkinlikler önemli. Bunu ilkin söylüyorum çünkü kültür alanındaki en temel sıkıntımız kalıcılıktır. İşte kalıcılardan biri Nilüfer Belediyesi’nin yıllık anma sempozyumları.

Nasrettin Hoca’nın dediği gibi, izleyenler Allah için söylesin! Bilmem az mı etkinlik izledim, ama ne yapayım, bu yıl vaktim ancak bunlara el verdi.


Bugünlerde Sevgi Soysal anılıyor. Bu, basit bir anmanın ötesinde etraflıca bir sempozyumdur ve Sevgi Soysal adına verilen öykü ödülleri, yapılan resim ve fotoğraf sergileri genç kuşakları edebiyata çekiyor. Bir önceki Orhan Kemal’di. O da bu yılın önemli etkinliklerine girer. Demem o ki, bu işler böyle yapılır. “Geldi müsteşar gitti müsteşar”la olmaz bu işler. Sapanca Şiir Akşamları beğendiğim ikinci etkinlik. Gittikçe de güzelleşiyor. Şiir, müzik, okul ziyaretleri, halkın katılımı bakımından örnek bir organizasyondur. Yeniyüzyıl Üniversitesi’nde Anar Rıazev onuruna düzenlenen gün de parlak bir gündü. Üniversiteyi, düzenleyenleri buradan kutluyorum. İstanbul Kara Hafta’yı birinciliğe koyuyorum, çünkü ben organize ediyorum. Nasrettin Hoca’nın dediği gibi, izleyenler Allah için söylesin! Bilmem az mı etkinlik izledim, ama ne yapayım, bu yıl vaktim ancak bunlara el verdi.

Celil Civan

Celil Civan - Hayal Perdesi dergisi genel yayın yönetmeni, sinema eleştirmeni

Sinema açısından verimli bir yıl olduğunu söylemem mümkün. Hem sanat sineması hem de ticari sinemada pek çok film seyrettik. Ayrıca dijital platformların da gitgide önem kazandığını gördük. 2018 yılı için benim açımdan en önemli sinema hadiselerinden biri Nuri Bilge Ceylan’ın Ahlat Ağacı filmiydi. Filme dair eleştirel şerhlerim olsa da, Nuri Bilge Ceylan’ın yeni filmini seyretmek kıymetliydi. İstanbul Film Festivali de bu sene önemli filmleri getirdi. Lars von Trier’in seyirciyi sarsan son filmi Jack’in Yaptığı Ev, önemli İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin son filmi Herkes Biliyor, Paolo Sorrentino’nun tartışmalı filmi Loro gibi yapımları festivalde seyretme şansına sahip oldum. Keza Cannes’da Altın Palmiye alan Koreeda filmi Arakçılar ile Büyük Jüri ödülünü alan Karanlıkla Karşı Karşı’ya filmleri de festivalde gösterildi. Özellikle Spike Lee’nin filmi Karanlıkla Karşı Karşıya, Amerika’daki Trump yönetimi bağlamında dikkate değer bir film sayılabilir. Elbette artık sinemayla adı eşdeğer olan Jean Luc Godard’ın İmgeler ve Sözcükler filmi de festivalde yer aldı.

  • Başta söylediğim gibi dijital platformların da gitgide sinemanın bir parçası olduğunu söylebilirim. Her ne kadar Cannes, Netflix filmlerini yarışma kapsamına almasa da önemli yönetmenlerin Netflix’e film veya dizi yapması sinemanın ve seyircinin dönüşümünü gösterir nitelikte.

Tamara Jenkins’in Private Life filmi Netflix yapımıydı. Keza yılın son aylarında Coen Kardeşler’in sürprizi olan The Ballad of Buster Scruggs ile Netfix son hamlesini yaptı. Coenlerin son işi hem epizodik yapısı hem de bir film olmasıyla sinema-dijital platform ilişkisine yeni bir bakış getirdi. Türk popüler sineması ekseninde cevap verecek olursam Arif V 216 ile Müslüm’ü sayabilirim. Teknik ve bütçe açısından fena olmasalar da başarılı bulduğumu söyleyemem. Bir anlamda tekniğin, bütçenin filmlerin önüne geçtiğini, seyrettiğimiz yapımların film olmasını göz ardı ettikleri söylenebilir. Dağınıklıkları bir yana, biri uzun bir skeçler toplamı iken diğerini de uzun bir video klip saymak mümkün. Uzun derken “bitmek bilmeyen” anlamında… Öte yandan, Aida Begiç’in Bırakma Beni filminin yeterince ilgi görmediğini düşünüyorum. Belki dağıtım stratejisi ve teknik sebeplerin de bunda payı vardır. Kültür hayatımızın bir parçası olan sinema dergilerinin yavaş yavaş kapandığını görmek de üzücü tabii.

Seyid Çolak

Seyid Çolak, yönetmen

Bir röportajında Vincent Cassel’ın “Yargılamakta acele etmeyin. Film hakkında önemli olan şu an düşündüğünüz değil, gördükten sonra sizinle kalandır.” cümlesine binaen sene içinde seyredip de bende kalan filmler ve zihnimi meşgul eden yapımları not ediyorum soruşturmanız için… Bu listeyi tutarken de yeni ya da eski ayrımı gözetmiyorum. Bu sene listemde yer alan filmler şu şekilde sıralandı: Beden ve Ruh (2017), Köpek Adam (2018), Ahlat Ağacı (2018), Geliş (2016), Rüzgarın Mirası (1960), Üç Bilbord Ebbining Çıkışı, Missiori (2017), Buğday (2017), Yağmuru Bile (2010), Kırışıklıklar (2011) Duman (1995)…

Bir de 2018’de sinema adına iki büyük kayıp yaşandı. Maalesef Hayal Perdesi ve Rabarba sinema dergileri matbu yayınını durdurma kararı aldı. Her iki dergiyi de takip ediyordum. Dosyaları, röportajları ve eleştiri yazılarıyla bende epey iz bıraktılar. Umarım tekrardan yayın hayatlarına geri dönerler. Edebiyat dergilerinin uzun soluklu olmalarını önemsiyorum. Rize’de hazırlanan ve yayın hayatına 2 aylık olarak devam eden Mavi –Yeşil Dergisi’nin 19. yılında 114. sayısına ulaşmasını başarı olarak görüyorum. Umarım yılmadan devam ederler. Takipçileriyim.

Çalışırken müzik dinlemeyi çok seviyorum. Bu sene de Arzu Görücü – Dam Üstüne Çul Serer, Selda Bağcan – Katip Arzuhalım, Grup Abdal – Bir Ay Doğar türküleri eşlik ettiler. Tavsiyem olmuş olsun. Japon Haiku şiirleri bende 2018’de de farklı kapılar aralamaya devam etti.

  • “Soğuk yüzünden
  • Bakamam yarım aya
  • Başım göğsümde”
  • Mukai Kyorai

Cemal Şakar

Cemal Şakar - Öykücü, yazar

2018’in beni en çok heyecanlandıran kültürel etkinliklerinin başında tabii ki Muhayyel’in yayın hayatına başlaması oldu. Derginin öncesinde Güray Süngü ve Aykut Ertuğrul’la birlikte İz yayınları arasında başlattığımız Muhayyel dizisinin bu dergiyi doğurduğunu söyleyebiliriz. Aslında genellikle önce dergi, sonra kitap yayını şeklinde işleyen süreç Muhayyel dergisinde tersten işledi. Olsun. Bence güzel oldu. Ketebe, Vakıf Kültür, Pruva başta olmak üzere yeni yayınevleri faaliyete başladı. Albaraka’nın da adım attığını duyduk, ama yayınları galiba başlamadı. Ayrıca Turkuaz yeniden sahalara döndü. Özellikle muhafazakar kesimde sanat/edebiyat yayıncılığını yıllardır birkaç yayınevi yüklenmişti. Şimdi hem onların yükleri hafifleyecek hem de yeni yayınevleri kendi çevrelerini de oluşturacaktır.

Derya Türkan: Dede Efendi'yi dinlemeyebilirsin ama bilmek zorundasın
Cins

2018 Necip Fazıl hikaye ödülünün kardeşim Aykut Ertuğrul’a verilmiş olması; neredeyse yirmi yıl sonra Hüseyin Su’nun İçkanama adlı öykü kitabını yayımlaması benim için ayrı bir sevinç kaynağıdır. Edebiyat dergiciliğindeki ve yayıncılığındaki nicel artış, gençlerin kendilerini ifade etme alanını genişletiyor. Bence bu genişleme önemsenmelidir, zira zamanın bir ruhu varsa bu ruhu yakalamaya ve onu ifade biçimine en yakın kesim onlardır. Gençler daha fazla cesaretlendirilmelidir. Ah! Keşke biraz da deneme, inceleme ve eleştiri de yazsalar. Değerli olan, kendinden değerlidir. Her türlü takdire layıktır, ancak takdir beklemez, takdir edilmese de değerlidir. O yüzden değerli eserler ortaya koyabilenler her yıl olduğu gibi yolunu aça aça ilerlerler. Bu açıdan 2018 de verimli bir yıldı, muhtemelen sonrası da öyle olacaktır. Ben zamanın kötüye gittiğine, her yeni günün beraberinde çürümeyi arttırdığına inanmam; gelecek güzel günlere inanırım. Zamanın sahibi Allah’tır ve her zaman son sözü O söyler.

Derya Türkan

Derya Türkan - Müzisyen, klasik kemençe sanatçısı

Son yıllarda Türkiye’de yapılan sanat etkinlikleri gün geçtikçe artarak devam ederken 2018 yılı da bu anlamda çok verimli oldu. öncelikler konserler ve sergiler önemliydi . Renaud Garcia-Fons “World String Octet” projesinin dünya prömiyeri ile CRR’de yer aldı . Daha sonra her sene beklenen İstanbul Müzik Festivalin de bu senin konusu “aile bağları” idi .Bu kapsamda heyecan verici bir konserde MAISKY ailesi harika bir konseri oldu .Bu konserde MISCHA MAISKY viyolonsel, SASCHA MAISKY keman, LILY MAISKY piyanodaydı.

Esra Bezen Bilgin ve Haluk Bilginer’in birlikte oynadıkları “Pencere” adlı oyun bu yıl İstanbul’un en değerli sanat etkinlikleri arasında.


Ayrıca 46. İstanbul Müzik Festivali’nin ödülleri Prof. Yekta Kara ve cellist Mischa Maisky’ye sunuldu. Cross Currents Trio: Dave Holland, Zakir Hussain, Chris Potter İstanbul Caz Festivali’nde en heyecan veren etkinlikler arasındaydı. Fazıl Say’ın Truva Sonatı dünya prömiyeri Çanakkale’de yapıldı ve bu, belkide piyano eserleri arasında en önemli yere sahip oldu. Eczacıbaşı Topluluğu’nun sponsorluğunda gerçekleşen ve Merih Akoğul’un küratörlüğünde düzenlenen “Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı”, sanatçının doğa, soyut, manzara, portre, yaşam, Anadolu, İstanbul, yurt dışı gibi farklı konularda ilk defa sergilenecek siyah beyaz fotoğraflarını sanatseverlere sundu. Esra Bezen Bilgin ve Haluk Bilginer’in birlikte oynadıkları “Pencere” adlı oyun bu yıl İstanbul’un en değerli sanat etkinlikleri arasında.

Ayşe Olgun

Ayşe Olgun - Yenişafak Kitap ve Yenişafak Pazar'ın yayın yönetmeni

2018 yılı hiç şüphesiz okurun yılıydı. Özellikle gençlerin okumak ve ders çalışmak için buluştuğu kıraathanelerin sayılarındaki artış, 24 saat hizmet veren kütüphanelere yeni adreslerin eklenmesi bu yılın sevindirici haberleriydi. 2018’in yazar ve okur için doyurucu bir yıl olduğunu söyleyebilirim. Albayrak Medya bünyesinde faaliyete geçen Ketebe Yayınları başta olmak üzere birçok yayınevi kuruldu. Ketebe Yayınları özelikle Balkan Edebiyatı’ndan yaptığı çevirilerle okurdan iyi not aldı. Yine uzun yıllardır kitapları piyasada olmayan düşünce dünyamızın önemli isimlerinden Erol Güngör’ün kitaplarının YerSu Yayınları arasında yeniden okurla buluşması sevindirici bir başka haberdi.

Gazzâlî de Cins’te yazıyor
Cins

Kitap dünyası dediğimizde aklımıza hemen kitap fuarları geliyor değil mi? Ancak CNR Uluslararası Kitap Fuarı ve Sultanahmet’te Ramazan ayında hizmet veren kitap fuarlarının yayıncılar açısından doyurucu olduğunu söylemek biraz zor. Yılsonundaki 37. TÜYAP Uluslararası Kitap Fuarı ise bu yıl da ilgi odağıydı. İstanbul’da yüz güldüren bir başka fuar ise Arapça Kitap Fuarı’ydı. Her ne kadar bu fuara (hatta iki defa yapıldı) genellikle ülkemizde yaşayan Araplar ilgi gösterse de çağdaş Arap edebiyatına Türk okurlarından da ilgi fazla. Üstelik Arap edebiyatı sadece bizde değil Batı dünyasında da yükselişte. Kitap demişken Beyoğlu, Beşiktaş, Beylikdüzü ve Taksim’de açılan sahaf festivallerini de unutmayalım.

2018 yılında öne çıkan yazarlar kimler dersek doğrusu genç yazar ve şairleri işaret edeceğim. Çünkü 2018 yılında ilk kitaplarını yayımlayan ve gelecekte adını sık sık anacağımız pek çok genç şair ve hikâyecinin ayak sesini duyup sevindik. Eskilerden kimleri yad ettik dersek de aklıma dört isim geliyor: Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra, İlhan Berk ve Yahya Kemal. Yılın üzücü haber ise bana göre son hikâye kitabı Sevincini Bulmak’ı yayımlayan Mustafa Kutlu’nun artık hikâye yazmayacağını duyurmasıydı. Suna o köyden geri dönecek mi? diye gözüm yollarda bir yılı kapatmaya okur olarak hazır olmadığımı söylemeliyim. Özetle 2018 yılında sağımız solumuz kitaptı. Okura sobe!

Mustafa Kirenci

Mustafa Kirenci - Büyüyen Ay yayınları genel yayın yönetmeni

Gözlemlerime dayanarak ve sonuçlarını dikkate alarak söyleyecek olursam 2018 yılı içinde kültür-sanat adına gerçekleştirilen tüm bu etkinliklerin ortak bir özelliği var ki, geleceğe doğru taze filizler verecek bir zihniyet dünyasının teşekkül etmesini sağlayamamaları. Kültür ve sanatın, insanın davranış kalıplarını, bakış açılarını, düşünme biçimleri en çok etkilemesi, daha iyiye doğru ve daha ileri davranış modelleriyle, düşünme biçimleriyle tanıştırması ve nihayet onları şekillendirmesi gerekirken bunların hiçbiri gerçekleşmiyor. Örneğin farklı farklı şekillerde de olsa şu soruları sormak istiyorum: Zihniyet dünyamızda kitabın yeri ne? Kitabı nasıl görüyoruz? Bir kitaptan ne bekliyoruz? Aydın ya da yazar bir toplum için ne anlam ifade eder? Kültür ve sanatın en başat kurucu ve geliştirici ögesi olarak kitap, bizzat onu üretenler, ortaya çıkaranlar tarafından olması gerektiği gibi bir değer taşıyor mu?”

Yani kitap ve onunla ilişkilendirilebilecek bütün süreçler yazarından, yayıncısından okuruna kadar ülkemizde bir değerler dünyası inşa etme ya da mevcut değerler dünyasını harekete geçirme, geliştirme kapasitesine sahip mi?

Kitap bir bilgi edinme aracı olarak mı görülüyor yoksa insanın tutum ve davranışlarını, zihniyet dünyasını besleyen, insanın kavrayış kapasitesini geliştiren bir değer olarak mı görülüyor? Bu sorulara vereceğimiz cevaplar bize hem yapılan ve yapılagelen kültür-sanat etkinliklerini temelden değerlendirme imkânı hem de ortaya kitap ve ondan doğacak kültür evreni için bir zihniyet haritası ve fotoğrafı sunacaktır.

Bir yayıncı olarak sıkça karşılaştığım bir durumu, paylaşmak istiyorum. Lise ve dengi okullardan, akademisyenlerden, bazı insanlardan o kadar çok bağış kitap isteği geliyor ki bazıları bu isteğini klişe şeklinde matbu hâle bile getirmiş. En başta yazarından, tasarımına, kâğıdına ve matbaasına kadar bir sürü zorlu süreci tamamlayarak meydana gelen ürüne, nasıl bir zihniyetle, ücretsiz sahip olmak isteyebiliyorlar. Bırakın bir kitabı okumayı, kitabın vadettiği dünyayla tanışmayı daha kitabı edinme konusunda bile çok yaygın olarak bir zihniyet problemiyle karşılaşıyoruz. Bu zihniyet sebebiyle yazar, dolayısıyla onun ortaya koyduğu şey, değersiz, kültür sanat çalışmaları ise karşılığı olmayan birer faaliyetler silsilesi olarak atıl bir hâlde kalıyor.

Bir başka problemimiz de dil konusunda. Heidegger’in cümlesiyle söyleyecek olursak; kültürün, sanatın ve düşüncenin evi olarak dil. Özellikle yayıncılar insanlar anlamaz diyerek adeta 100-200 kelime çeşidinden meydana gelen metinlere teveccüh gösteriyorlar. Oysa kültür hele onun taşıyıcısı olan kitap bir irtifa yükseltme aracıdır, düşürme değil. İnsanlar anlamaz diyerek dili basitleştirmek insana yapılabilecek en ciddi hakaret olarak kabul edilmelidir.

  • Son olarak okuma ve okutma faaliyetlerimizin daha derinlikli olarak gözden geçirilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum.

Kişiye uygun okuma evreninin belirlenip takip edilmesinin okuyucuyu geliştireceği, okumaktan murad edilen şeye okuyucuyu kavuşturacağı düşüncesindeyim. Bir de her yaşın kitabı vardır, yaşa göre kitap seçimi yapılması gereklidir diye düşünüyorum. Çünkü zaman az okunacak kitap ise çok. En son olarak içselleştirerek kabul etmemiz gereken şeyin “kitapların insanlar için değil, insanın kitap için” olduğunu düşünüyorum. Bunlar benim temennilerimden birkaçı.

Münir Üstün

Münir Üstün - Profil Kitap genel yayın yönetmeni

Şahsım adına, 2018 yılı içindeki önemli olayları sıralayacak olursam, birincisi Mayıs ayı içerisinde yapılan 6. Ulusal Yayıncılık Kongresi bu sene yaşadığımız en önemli gelişmelerden oldu. Bu kongrede alınan kararların uygulamaya koyulması en büyük dileğimiz. İkincisi 2018 yılında 412 milyon adet bandrollü (2018 yıl sonu tahminimiz), 150 milyon adet bandrol taşıması zorunlu olmayan ve MEB’in ücretsiz öğrencilerin sıralarına gönderdiği 200 milyon kitabın üretildiği bir ülkede yaşıyor olmamız… Üçüncüsü Profil Kitap adına Tarık Tufan’ın muhteşem kaleminden Düşerken isimli romanı yayımlamamız. Umarım ülkemizde kitap okurları iyi edebiyattan yana tavrını belirler ve kötü kitapları kovarlar.

Öte yandan, kitap kâğıdının tamamını ithal eden bir ülkeyiz. Ülkemizde şu zamanlarda yayıncılar kur artışları nedeniyle ayakta kalma savaşı veriyor. Ülkemizde sadece birinci hamur kâğıt üretiliyor. Bu üretimin hemen hemen tamamı devlet tarafından satın alınıyor. Türkiye’nin ilk kâğıt fabrikası SEKA İzmit’in özelleştirme kapsamına alınması ve 2005 yılında kapatılmasından sonra, yayıncılık sektörü kitap kâğıdında yurtdışına bağımlı kaldı. Aslında o zamanlarda üretilen kâğıt çok kaliteli değildi, ancak teknolojik gelişmelerden faydalanılarak kâğıt kalitesini iyileştirmeye gidebilirdik. Yine de Türkiye’de üretilecek olan kâğıt miktarı yayıncıların taleplerini ne kadarını karşılardı bu sorunun cevabını bilemiyoruz. Ama ne olursa olsun yerli üretim teşvik edilmeli…