Amerika bizim sömürgemizdir rahat olun!

BÜLENT AKYÜREK
Abone Ol

Müslüman, küçük günahlardan, küçük uzlaşmalardan kaçınmalıdır. Demokrasinin bizedayattığı uzlaşma kültürü modern insanın yenilgisi demektir ama bunun kibarcasıdır.Müslüman uzlaşmaz. Onun değerleri ilahidir ve o değerlerin karşılığı bu dünyada değildir.Bizim takas edecek şeyimiz yok!

Adamlar bizi konu edinmeden kendilerine başkan seçemiyorlar Milyar dolar harcayıp film veya albüm yapıyorlar biz korsanını çıkartıp köşe oluyoruz. Mars’a gidiyorlar biz fotoğraflarına bakıyoruz. İnanılmaz laboratuvarlarda hastalıklara çare buluyorlar biz hasta oluyoruz. İyi ki varlar. Amerika’yı seviyoruz.

KISA SAMSUNG CEP TELEFONU TAŞIYAN DERVİŞLER

Hatırlıyorum; yirmi yıl önce Türkiye’ye cep telefonları girdiğinde çok pahalıydı, kullanmak için zengin olmak gerekiyordu, bu yüzden abes karşılanır, kıskançlık vesilesi olur ve hoş görülmezdi. “Ben, cep telefonu kullanmıyorum kardeşim” demenin bir havası vardı ama şimdi ortalama bütçeye sahip insanlar da kullanabiliyor. Hani derler ya; ayağa düştü…

Ben de yıllarca cep telefonunu eleştirdim, konuşmalar yaptım, kitaplarımda bahsettim fakat şu an cep telefonu taşımayan adamlara uyuz oluyorum çünkü onları kibirli, karizma yapmaya çalışan, gizlenerek değerini arttıran romantikler olarak görüyorum.

(İnternet bağlantısız tuşlu Kısa Samsung kullanıyorum.)

Ayağa düşmek, aranılınca bulunan basit insanlar olmak istemiyorlar galiba! Makamca daha yüksek adamları gece yarısı arayıp ulaşabileceksin ama beyefendiye bir türlü ulaşamayacaksın! Sizin ananız, babanız, aileniz yok mu? Onlar size nasıl ulaşabiliyor? Demek ki yalan söylüyorsunuz? Demek ki sizler birkaç kişiden başka kimse tarafından rahatsız edilmek istemiyorsunuz, bencilsiniz, cemaat bilinciniz yok…

Eskiden bir adam üç vakit camiye, kahveye gelmediği zaman, cemaatten birileri “Bu adam öldü mü, hasta mı, başında bir iş mi var?” diyerek onu arayıp bulurlardı. Şimdi bir kişi telefona çıkmıyor, üç gündür tweet atmamış, facebook’ta yorum yapmamış, bir video paylaşmamışsa panik oluyoruz, merak ediyoruz. Ya da durup dururken aniden camide gördüğümüz adam kıllandırıyor bizi: “Hayırdır Cemal Abi; hasta mı var, cenaze mi, battın mı yoksa?” diyecek duruma düşüyoruz. Gördüğünüz gibi modern insanın nabzı artık başka yerlerde atıyor! Cep tel, Twitter, Facebook… Sanalda yoksan gerçekte de yoksun!

Ulaşılır olmak sünnettir.

Peygamber efendimizi gece-gündüz rahat bırakmaz, uyutmazlardı. Bir gün bile kimseye “Yeter” demedi. Cep telefonu olsaydı, Hz. Ömer kullanırdı. Fırat kenarında koyununu kaybeden her çoban ona ulaşsın diye. Siz kim oluyorsunuz da cep telefonu kullanmıyorsunuz? Sizi arayan nasıl, nerede bulacak?

Cep telefonu taşıyan dervişler olmalıyız. Ölünce hattımızı, Twitter ve Facebook hesabımızı kapatıp, eşyalarımızı dağıtır nasıl olsa birileri ama yaşıyorsak sinyal vereceğiz kardeşim. Yaşıyorsak online durumdayız demektir bu. Niçin ulaşılır değiliz söyler misiniz?

  • NOT: Bütün bunları söylerken, hatırlatmadan edemeyeceğim: Çok hayati bir mesele olmadan gece yarısı laf olsun diye aramamak gerekir. Veya “Öylesine aradım, daha daha nasılsın?” demek de gereksiz. Değil mi yanee…

Dervişin hali nicedir?

YİĞİT SEVDİĞİNE KARŞI ZAYIFTIR!

Battal Gazi Destanı 8. Yüzyıllarda geçer. Anadolu’ya ait ilk Türk destanıdır dersek yalan olmaz. O gün bugündür onun kahramanlık hikâyeleri anlatılır. Atıyla dünyayı turlamış, yumruğuyla kaleler yıkmış, tek başına ordular yenip ejderhalar öldürmüş bu yiğit bakın son nefesini nasıl vermiş:

Battal Gazi, tek başına Kayser’e kök söktürürken, Kayser; İstanbul’dan bin asker daha gelmesini ister. İşte o sırada kendisiyle savaşmak için gelen bin gâvuru daha beklerken biraz uyumak üzere bir kayayı kendisine yastık yapar. Meğer o sırada kalenin burçlarında Kayser’in kızı dururmuş. Kayser’in kızı Battal’a âşık. Gelen bin asker Battal’ı uykuda öldürmesinler diye yukarıdan nohut büyüklüğünde bir taş fırlatır kız. Çakıl taşı uyumakta olan gazinin sinesine değince kılıçların kesemediği, okların saplanmadığı namlı yiğit Battal Gazi oracıkta ruhunu rabbine teslim eder.

Battal ki boynuna lenger bıraktılar ölmedi, denizlere attılar selametle çıktı, kuyulardan kurtuldu, ejderhalarla boğuştu amma ne zaman ki onu seven kendisine çakıl taşı attı o zaman dünyaya gözlerini kapattı. Net! Bu işler böyle Facebook âşıkları, ya nassı?

ÇEKİRDEK SARAYI VE İSRAİL!

Sonra ne mi oluyor?

Simit Sarayı, Ayakkabı Dünyası, Halı Sarayı işletmeleri görüyoruz her gün. Bildiğiniz gibi Türkiye’deki her kriz, çaresizlikten kıvranan insanımızı hür teşebbüsçü yaptı.

Son günlerde toplum içinde dillenen ve eksikliğini gördüğümüz bir projeden bahsetmek istiyorum: Çekirdek Sarayı… Büyük şehirlerin işlek semtlerinde büyük Çekirdek Sarayları açılsın istiyoruz. Sevgililer, alt gelir grubundan kardeşlerimiz, fukara aileler buralara gelip çekirdek çitlesinler. Ha, bu arada zenginler için önceden kabukları çitlenmiş çekirdekler de olsun…

Dükkânları açıyoruz, içini tabure ile döşüyoruz, vatandaş tuzlu veya tuzsuz çekirdeklerini çitleyip yere atıyor. Süpürmek yok… Akşamları onları arabalarla götürüp yakacak olarak kullanıyoruz.

Eğer; dükkânın bahçesi varsa içine bir metre yüksekliğinde duvarlar örüyoruz, bazıları da duvar diplerine çömelip çitliyor. Eğer projemizi gerçekleştirecek birini bulamazsak, konuyu dosyalayıp Avrupa Birliği Projesi olarak sunacağım haberiniz olsun!

KÜÇÜK BÜYÜKTÜR BÜYÜKTEN!

Deniz savaşlarındaki en büyük kayıplar, topa tutarken etrafa sıçrayan kıymıklardan oluşuyormuş.

Muhafazakâr, muhafaza ettikleriyle kârlı çıkacaktır… Bir şeyin bir anda, göz göre göre yok olması felâkettir.

Felâket anında kendi tavrımız olmasa bile reflekslerimiz vardır. Refleks: “Fabrika ayarlarına geri dönmektir.” Son birkaç yüzyılın önemle vurguladığı akıl, işi karıştırdı.

Oysa erozyon ya da rüzgâr aşındırmalarında bir çiçeğin açışını izleyemediğimiz gibi kendi değerlerimizi kaybederiz. Böyle anlarda cephe yoktur. Düşmanımızın kim olduğunu bile öğrenemeyiz!

Müslüman, küçük günahlardan, küçük uzlaşmalardan kaçınmalıdır. Demokrasinin bize dayattığı uzlaşma kültürü modern insanın yenilgisi demektir ama bunun kibarcasıdır. Müslüman uzlaşmaz. Onun değerleri ilahidir ve o değerlerin karşılığı bu dünyada değildir. Bizim takas edecek şeyimiz yok!

Maddeyi bölüyorlar, bölüyorlar atoma ulaşıyorlar… Sonra çekirdeğine iniyorlar… Bölüyorlar tekrar: Küçük ama tek bir parça kalıyor…

Küçük atomlardan kitlesel imha bombaları icat ettiler, büyük devletler buluşlarını küçültmeye odaklandırdı. Japonlar bu işi ilk algılayan millet. Biz halen uyanmış değiliz! İnsan, kaslarla örüldüğü için, gücü büyüklük ve irilikle algılar. Büyük hayvanların hantallığını düşünmüyoruz nedense! Oysa düşman tarafından görünmeyecek kadar küçüldüğümüzde kazanan biz olacağız.

Kulluğumuzla kibrimizi küçülteceğiz ki ahiretteki mekânımız ve Allah’ın nazarındaki itibarımız büyüsün…

Bu küçük dua hepimizi kurtarır inşallah…

Küçük büyüktür arkadaşlar! Küçük, büyüktür büyükten… Benim matematiğim zayıftır, sizler daha iyi anlayacaksınız ne demek istediğimi.