Bir kitaba tesadüf ettiren emek ve meraktır

MEHMET ZANA ÖNGENÇ
Abone Ol

Kitaplara dair ilginç hikâyelerin yer aldiği dergâh yayinları etiketiyle çıkan ‘ki̇tap sevenler cemi̇yeti̇ / kütüphaneler, aşklar ve tesadüfler’ isimli kitabın yazarı Halil Solak ile kitap üzerine konuştuk.

Halil Solak

Kitap Sevenler Cemiyeti’nin ilk bölümündeki yazının başlığına (“Aşk Tesadüfleri Sever” ya da Aramakla Bulunmaz Bir Kitabın Acayip Hikâyesi) atıfta bulunarak sormak istiyorum: bir kitabı bulduran merak ve soru, ona tesadüf ettiren aşk nedir?

O aşkın kelimenin tam anlamıyla çalışmak, emek vermek olduğuna inanıyorum. O tesadüf bir anda, kendiliğinden olmaz. O muazzam karşılaşmalar, o müthiş tesadüfler hep bir şeylerin peşinden koşarken karşımıza çıkar. ‘Aşk Tesadüfleri Sever’ yazısındaki hikâye de tam olarak öyle. Benim karşılaştığım başka hikayelerde de bu böyle oldu. Emek ve aramak. Aramayı hiç bırakmamak. Bence bunlar çok büyük önem taşıyor. Yoksa bir sabah uyanıp bir şey öyle kendiliğinde bulunmaz, bir şeye rastlanmaz. Siz o şeyin peşinden her sabah belki yüzlerce, binlerce sabah, onu bulmak üzere çalışıyor, bir hedefe doğru gidiyorsunuz. O şey, girdiğiniz yolda karşınıza çıkıveriyor. Çoğu zaman beklemediğiniz bir anda. Aslında bu anlamda tesadüf sayılmaz. Emeğinizin karşılığını almış oluyorsunuz. Ya uzun vadede ya kısa vadede ama bir şekilde alıyorsunuz. O tesadüf sizi buluyor.

Kitapları için bir ev kiralamayı bile düşünen biri olarak sizin için en acayip tesadüf, ‘aramakla bulunmayan’ kitap hangisiydi?

İlgimiz, merakımız ya da şahsi uğraşlarımız çerçevesinde bir kitabı görmek, tanımak biraz karıştırmak bizi mutlu eder.

O yazıyı 2015’te yazmıştım sanırım. O yıllarda kitaplarım için ev kiralamayı düşündüm. O zamanda da sonraki süreçte de bunu yapamadım. Hele ki şu an malum piyasada kitaplar için ev kiralamayı düşünmek bile istemiyorum. İmkânsız yani. Ama halen imrendiğim bir şey o. Sadece kitapları için bir ofis tutan tanıdığım insanlar var. Ev hikayesi böyle. Benim için aramakla bulunmayan bir kitap yok aslında. Ama şu olabiliyor, bir yerde bir şey okuyorsunuz, oradaki bir dipnot sizi başka bir kitaba, metne yönlendiriyor. İlginizi cezbetmişse hayretler içinde kalıyorsunuz. Okumam lazım diyerek sahaf sahaf gezmeye başlıyorsunuz ya da internetten araştırıyorsunuz. Bir şekilde şartları zorlayıp ona erişiyorsunuz. Bu arayış, macera beni çok mutlu ediyor.

Çalışmanızın girişinde üzerinde durduğunuz bir ev ‘mekân’ kavramı var. Ev ile kitap arasındaki rabıta sizin için ne ifade ediyor?

Bir yere sığmamayı ifade ediyor, tam anlamıyla bu. Ailesiyle beraber yaşayan birisi olarak söylüyorum, bana ait alan doğal olarak çok sınırlı. O sınırlı, küçücük alanın içerisinde kitaplarımla sıkışıyoruz. Orada onlarla beraber yaşıyoruz kısaca. Oraya sığmayınca da başka alanlara da sızmaya başlıyorsunuz ister istemez. Evle kitap arasındaki rabıta benim için şu anlık sığmamayı ifade ediyor sonuç olarak. Kitaplarım için bir ev bulabildiğim zaman belki bir gönül ferahlığını ifade ediyor olacak.

Bazen bir kitabı henüz okumadan ilk gördüğümüzde kendisine dair tarifi olmayan bir aşinalık hissediyoruz. Nedeni nedir sizce?

İlgiler, meraklar, şahsi uğraşlar diyebilirim. Ne kadar çok meseleyi merak ediyorsanız o nispette okumaların sayısı artıyor. Bütün kitapları okumak diye bir şey söz konusu değilken yani bir alanda bile bir literatürün tamamını okumak belki imkansızken merakımız, ilgimiz ya da şahsi uğraşlarımız dolayısıyla tamamını olmasa da büyük bir çoğunluğunu okuyoruz. Bazen o kitabı görmek, tanımak biraz karıştırmak, alamasak bile bizi mutlu ediyor. Bence o heyecanı sağlayan biraz bizim merakımız oluyor yani. Bir kitaba dair bir iz, bir atıf, biz bir başka kitapta, bir başka makalede karşımıza çıkınca biraz merak ve ilgi de varsa yolumuzu o kitaba, metne çıkarıyor. Diyelim ki şu masanın üstünde hem maddi anlamda hem de manevi anlamda paha biçilmez on yedi kitaplık Müteferrika baskıları olsun. Sizin ona dair bir ilginiz, merakınız ve bilginiz yoksa o bir anlam ifade etmez.

Kitap Sevenler Cemiyeti’ndeki hikâyelerin tamamı çok etkileyici. Muhtemelen ilk karşılaştığınızda o hikâyelerle siz de aynı heyecanı yaşadınız. Sizi en çok etkileyen hikâyeyi ve serüveninizi merak ediyorum…

Kitap Sevenler Cemiyeti, Dergâh Yayınları.

Kütüphanelerde çalışmayı çok seviyorum. En sevdiğim kütüphanelerden biri de Bağlarbaşı’ndaki İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) Kütüphanesi. Özenle seçilmiş kitaplar, farklı insanların bağışladığı çok önemli kitaplar var orada. Çalışırken sıkılıp o rafların arasında gezinmeye başlıyor insan. Kitaplar, risaleler, dergiler, dergilerin özel sayıları çıkıyor kendiliğinden karşıma. Aynı şekilde bir gün böyle raflar arasında gezinirken incecik, risale gibi bir kitap gözüme ilişti. Nedir bu diye merak ettim baktım birtakım belgelerin not edildiği minik bir katalog. Osmanlı’nın önemli tarihçilerinden İsmail Hakkı Uzunçarşılı tarafından hazırlanan bir katalog. Başında da bazı belgelerin hikâyelerinin anlatıldığı Ruşen Eşref Ünaydın’ın yazdığı bir yazı var. Kitapta da yer verdim buna. Ruşen Eşref Ünaydın Atina’ya büyükelçi olarak atanıyor. Benaki Müzesinin yöneticisi eski bir arkadaşı. Bir akşam bir yemekte, kendisine bir bavul Osmanlıca belge gösteriyor. Yurtdışına çıkmış evrak bir şekilde. Anlatıyorum ayrıntılarını kitapta. Evraklar büyükelçilikler dolaşılarak satılıyor. Ruşen Eşref Ünaydın hem çok üzülüyor bu duruma hem de çok şaşırıyor. Ankara’ya hemen bildiriyor ama bir cevap alamıyor. Bu evrakları kendisi satın alıyor ve Ziraat Bankası’nda bir kasada tutuyor uzun yıllar. Hatta ağır hastalık dönemlerinde eşini, kendisine bir şey olursa bu evrakları mutlaka Topkapı Sarayı’na teslim edilmesi yönünde hatırlatmalarda dahi bulunuyor. Henüz hayattayken kendisi bağışlıyor Topkapı Sarayı Müzesi’ne neyse ki. Bu hikâye beni en çok etkileyen hikayelerden bir tanesidir. Bir devlet adamının ülkesinin kültürel mirasına dair hassasiyeti takdire şayan.

“Kitapların sadece okunmak için değil, aynı zamanda birlikte yaşamak için var olduğunu” vurguluyorsunuz kitapta. Bu çağda ve hatta gelecekte kitap hem okumak için hem de birlikte yaşamak için o özel yerini koruyabilecek mi?

Koruyor bence hala, ileride de koruyacak ama biraz daha hobi nesnesine dönüşebilir. Çünkü kitaplar, dergiler vs. dijital ortama taşındı. Özellikle dergiler hayatımızın ayrılmaz parçalarından biri. Her ne kadar dijital ortama taşınsa bile dergiler, kitaplar; kâğıda basılı mürekkep, sayfayı çevirmek hissi, kapağı tutmak vs. hep hayatımızda olacak. Belki daha özel bir nesneye dönüşecek herhalde kısa bir süre sonra. Bir kitap ya da dergi binlerce basılmayacak da daha özel bir sayıda basılacak bence.

Kitaptaki ikinci bölümün adı, Kitabı Sevmek. Çalışmanızın sonunda gerçekten de 1930’larda kurulmuş bir cemiyetin varlığından bahsediyorsunuz. Kitap nasıl sevilir?

Herkesin kendisine göre bir sevme biçimi vardır sanırım. Bu kitabı biraz da bu soruya cevap olarak yazdığımı söyleyebilirim. O yüzden “Bir kitap nasıl sevilir”in çok farklı cevapları Kitap Sevenler Cemiyeti’nin her bir sayfasına dağılmış durumda diyebilirim.

Son olarak bu kitaptakiler gibi hikâyesi olan başka el yazmaları ve kitaplar var mı? Bunlara dair çalışmalarınız olacak mı?

Evet hem kitapların hem de el yazmalarının çok hikâyesi var. Bu hikâyelerin tamamı tek kitaba sığmadı. Zaten ilk baskısı tükendi kitap sevenlerin büyük teveccühüyle. Çok fazla olumlu geri dönüşler alıyorum. Kendiliğinden bir Kitap Sevenler Cemiyeti oluştu diyebilirim. Yeni yılda yeni bir kitap gelebilir. Ya nasip…