Daha uzağa gidemedim, babamın botlarını giyiyorum*

RIDVAN TULUM
Abone Ol

Kalabalığın artık kendini yormadığı, onların ruhundan yarattığın bir sesin vardı. Şimdi korktuğun şey başına gelmedi. Çünkü korktuğun şeyleri, oluşun seyri, kalabalığın rengi, toplamın sesi sana unutturdu. Bulunduğun yerden vazgeçişin de tam burada başladı aslında.

Kaçan her an nerede bulunur?

Her şeyi farklı kılmak için gereken planın sende olduğunu düşünürken, günden güne “şimdi” denen bir denizde boğuluyorsun. Oysa şimdinin sana yüzmeyi öğretmesi, geleceğin de yüzmeyi unutturmak için topla tüfekle sana saldırması gerekirdi. Değişikliğin seninle başlayacağı hissi seni terk etmeyi düşünüyor, bunu hissediyorsun. Tetikte duran bir niyetin vardı, artık onun hedefte olduğunu fark etmeye başladığın bir an gelip kapını çaldı. Çünkü alışıyorsun; her girdiğin kalabalığın, okuduğun kitapların, kaygıların, çelişkilerin ve başkalarının seni bir sofraya oturtup karnını tıka basa doyurmasına müsaade ediyorsun. Kaç öğündür “bunları neden çağırmadık ve bunlar neden var” diye sormak için oturduğun sofrada sesin çıkmıyor? Vazgeçiyorsun. Bu vazgeçiş söylemek istediğin şarkının sözlerini değiştiriyor. Önce söylemene müsaade ediliyor bu şarkıyı, daha doğrusu mırıldanmana… Sonra bu şarkı, mırıltı olmaktan sıkılıp gerçek bir ses olmaya niyet ettiğinde ve daha gür bir sesle söylendiğinde birilerinin sözlerini senin yazdığın ve bestelediğin şarkının altyapısıyla oynadığını hissediyorsun. Bu değişiklik dikkatini çekse de, şarkının sözleri nasıl olsa aynı şeyleri söylüyor dediğin için sesini çıkartmıyorsun.

Fark etmediğin ya da geç fark ettiğin şey ise şu: Şarkı aynı sözlere sahip fakat artık aynı şeyi söylemiyor. Senin şarkının değişikliğe uğramış hali her yerde karşına çıkıyor. Zamanla zihninin bir köşesinde saklı kalmış bir şeylerin olduğunu ve şarkının ilk halinin bu olmadığını düşünüyorsun. Bunu ne zaman fark ettiğini kendine sorduğun bir an geldiğinde de şarkının ilk halini, sana ait halini hatırlamadığını fark ediyorsun. Çünkü seni saran çevre, zaman seni şu aşamalardan geçirdi: İlk önce “şarkının altyapısı değişse de şarkı aynı sözlere sahip” dedin. Sonra bir şeyler olmaya devam etti, sen söylediklerini biriktirmeye devam ettin. Doğruların birikerek ilerlediğine inanıyordun çünkü. Yanlışların nasıl ilerlediğine kafa yormayı tam burada unutmuş bulundun. Sonra şarkının bazı kelimelerinin yerine eş anlamlı gibi duran sözcükler konulmaya başlandı. Çevren, yaşadıkların, değişmeliyiz ya da bu böyle olmamalı dediğin her ne varsa bu yeni kelimeye kol kanat gerdi. Herkesin ısrarına karşı çıkamayan hafızan ilk başlarda dirense de bu kalabalık yanılıyor olamaz diye düşündün. Gönül değil kalp demeye başladın.

Günler geçti, doğrularının biriktiği yerden birkaçının kaçmakta olduğunu fark etmiş bulundun ama yine aynı şeyleri birileri söyledi sana. Ya da kendi yarattığın bir ses vardı artık. Kalabalığın artık kendini yormadığı, onların ruhundan yarattığın bir sesin vardı. Şimdi korktuğun şey başına gelmedi. Çünkü korktuğun şeyleri, oluşun seyri, kalabalığın rengi, toplamın sesi sana unutturdu. Bulunduğun yerden vazgeçişin de tam burada başladı aslında. Hiç olmadığın yerde geride bıraktıklarını düşünmeye başlaman da bu sürecin sonunda, zorunluluktan ortaya çıktı. Bütün bu sürecin sana söylediği şey şuydu: İnsanlar doğruyu söylerken çevresinin onları yalnız bırakmasından değil, bir değişim kararı almalarından korkuyor. Değişikliğin neler getireceğini aklının kestiremiyor oluşu seni korkutunca, doğrular biriktiği yerden kaçmaya çalıştı. Yanlışların nasıl ilerliyor olduğunu şimdi öğrendin