Deha ayıp ve kutsal

HÜSEYİN ATLANSOY
Abone Ol

Saflık ile zekâ arasındaki bağıntıya ise hep inandım. Saflığı korumak bir bakıma zekânızı da korumaktır. Necip Fazıl’ın beni çocuklar bile kandırabilir sözü aklımıza gelsin.

Deha genellikle zekâ ve kişilik ile ilişkilendirilen bir kavram. Zekâ ne? Olaylar olgular ve durumlar ile nesneler arasında hızlı ilişki kurma becerisi diyorlar. Peki diyelim şimdilik kabul edelim. Kimi sanatçı ya da komutanların dehalarından dolayı rakiplerine ya da düşmanlarına karşı kurduğu üstünlüklerden bahsediliyor. Dostluk ve dost mu? Dostlarınıza karşı nesnel olunuz diyorlar. İki kere yanlış. Bir: dosta karşı olunmaz. İki; dost nesne değildir. Deha denilirken öncelikle dahi diye adlandırılanın özellikleri ön plana çıkarılarak ilahi olanla insanlığın serüveninin bir bağının olmadığı özellikle vurgulanmak isteniyor. İşin ilginç tarafı dahi diye adlandırılanların büyük çoğunluğunun kutsal olan ile bağının olması. Bu noktayı ustalıkla görmezden gelmeyi başarıyorlar. Bütün büyüleri dünyanın ve evrenin büyüsünün bozulması üzerine kurulu sanki. Bir kere bu elde edilirse hiç bir şeyin istekleri dışında isimlendirilemeyeceğini evet biliyorlar. Deha ve dâhiliğin kutsal olanın yerine ikame edilmesi işlerini kolaylaştırıyor denilebilir.

Pablo Picasso’nun dehasından bahsediliyor. Guernica tablosu sanatının muhteşem örneklerinden biridir deniliyor. Bu söylem Guernica tablosundaki resme sebep olanların ayıplarını bir şekilde perdelemiş oluyor. Aynı şekilde bir komutanın bir ordunun ya da bir ulusun deha ve üstünlüğünün öne çıkarılması rakip ya da düşmanların ya ayıplarını örtmelerini ya da kabul edip sinmelerini beraberinde getirebilir. Örneklerdirirsek; 15 Temmuz’da gösterilen direniş gösterilmemiş olsaydı dış güçlerin yüzyıllık plan hazırlama ve uygulama dehalarından bahsedilecekti. Daha önceki darbe teşebbüslerindeki başarılarına bu da eklenecek ne kadar mankafa ve sümüklü oldukları ortaya çıkmayacaktı.

Bir kişinin yüceltilerek dahi katına çıkarma işlemini gerçekleştirenlerinin ortak bir özelliğinden bahsedilebiliriz. Hangi ideoloji ya da inanç vagonunda olurlarsa olsunlar birçoğunun zihnen vatansızlık fikrine sahip olduğu söylenebilir. Durumun ilginç yani bu insanların dünya-vatan kavramı içinde kümelendirildiklerinin farkında olmamaları.

‘Tolstoy’un Savaş ve Barış’ında belirttiği gibi dâhilik ve büyüklük algılamalarının iyi, kötü ve doğru ölçütlerinden geçirilmesi gerekiyor. Bu ölçütlerden geçemeyenlerin alçaklık ve küçüklükleri ortaya çıkacaktır. Einstein ve Napoleon - Ruslar Buonoparte diyorlar- bu duruma örnek gösterilebilir.

Büyüklük ve deha kavramları güneşin ve tuzun yakıcılığından sakınmak için kullanışlı şemsiyelerdir. Bense gençliğimden beri tuzdan ve güneşten sakınmadım. Bu sakınımsızlığın ortaya çıkardığı enerji fena değildi.

Saflık ile zekâ arasındaki bağıntıya ise hep inandım. Saflığı korumak bir bakıma zekânızı da korumaktır. Keloğlanınızı ve karagözünüzü hep diri tutmak gibi.

Sinemanın, müziğin ya da resmin “dahi çocuğu” ifadelerini birileri için kullanılırken sık sık duyarız. Deha ile saflığın bir araya getirilmesindeki kurnazlık gözden kaçırılmamalıdır. Zekâ ile saflık arasında kurulabilecek bağıntı yanlış değildir. Necip Fazıl’ın beni çocuklar bile kandırabilir sözü aklımıza gelsin.

...Sonrası sessizlik. Susulacak sessizlik kalmayıncaya kadar susulduğunda insanı sağır eden sessizlik. Uzun bir bekleyişteki Meryem orucuna benzer sessizlik. Dostlarımızın sessizliği. Sükût u hayal ne güzel bir tamlamadır değil mi? Güzellikle kalın.