Dini kozmolojinin inşası

ÖMER TÜRKER
Abone Ol

Taberî'nin nakillerinden çıkan sonuç şudur: Göklerin ve yerin yaratılışı altı günde tamamlanmıştır. Her bir gün, bizim bildiğimiz anlamda bin yıla tekabül eder. Kalemin yaratılmasından itibaren de bin yıl geçtiğine göre yaratılış toplamda yedi bin yılda tamamlanmıştır. Dolayısıyla Âdem'i önceleyen evren tarihi, yedi bin yıldır. Önceki yazıda belirtildiği üzere kıyametin kopmasına kadar yedi bin yıl geçeceğinden insan da dâhil yaratılanların tamamının ömrü on dört bin yıl etmektedir.

Geçen yazıda Taberî'nin genel olarak yaratılış sürecine ve evrenin tarihine ilişkin anlatısını özetlemiştik. Bu yazıda yaratılışın sıralamasına dair anlatısını özetleyerek onun âlem tasavvurunu ortaya koyacağız. Taberî yaratılışın başlangıcı ve sıralaması hakkında oldukça ayrıntılı bir açıklama verir ve birbirinden farklı görüşleri ifade eden rivayetleri sıralar, sonra da kendi usulüne göre sahih olanı veya daha sahih olanı tercih eder. Burada yalnızca onun tercih ettiği görüşlerin oluşturduğu bütünlük sunulacaktır. Taberî'ye göre Allah ilk olarak "kalemi" yaratmış, sonra ona yazmasını emretmiştir. Kalem "Ey Rabbim! Ne yazayım?" diye sormuş, Allah da kaleme "Kaderi yaz." demiştir. Kalem de o vakitten ebediyete kadar olup bitecek şeyleri yazmıştır. Her ne kadar bazı rivayetlerde ilk önce yaratılanın nur ve karanlık olduğu belirtiliyorsa da Taberî en sahih rivayetin, kalemin yaratılanların ilki olduğunu söyleyen rivayetler olduğunu düşünür. Kalem yaratıldıktan sonra Allah su buharını yukarıya çekmiş ve bu buhardan gökleri yarıp almıştır. Diğer deyişle kalemden sonra yaratılan sudur.

Taberî bu bilgiyi meşhur ‘amâ hadisine dayandırır. Rivayete göre bir topluluk, Allah Resulü'ne (sav) gelerek " Bize ver!". dediler. Öyle ki Allah Resulü'nü usandırıncaya kadar bu sözleri tekrarladılar. Onlar Hz. Peygamber'in huzurundan çıktıktan sonra, huzura diğer bir topluluk girdi. Onlar da "Biz, Allah Resulü'ne selâm vermek, dini iyice öğrenmek ve yaratılışın ne vakit başlamış olduğunu sormak üzere geldik" dediler. Hz. Peygamber "Sizden önce yanıma girenlerin kabul etmedikleri müjdeyi, siz kabul ediniz." buyurdu. Onlar da "Kabul ediyoruz." dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dedi: Hiçbir varlık mevcut olmadan önce yüce ve kudretli Allah vardı, arşı suyun üzerinde bulunuyordu. Mevcutlardan hiçbir şeyi yaratmadan önce onların mukadderatını Zikr'de (Levh-i mahfuz) yazdı. Bundan sonra yedi göğü yarattı…" Bu rivayet, kalem hakkındaki rivayetle birleştirildiğinde ilk olarak kalem, ardından su, ardından arşın yaratıldığı anlaşılmaktadır.

Bir ayette geçen ifade arştan sonrasını tamamlamaktadır: "Allah altı günde gökleri ve yeri yarattı, o zaman Tanrı'nın arşı su üzerinde bulunuyordu". Taberî'ye göre ayetin manası şudur: Allah, diğer mahlûkları yaratmadan önce üzerinde arş bulunan sudan başka hiçbir şey mevcut değildi, yüce Allah da arşın üzerinde idi. Nitekim Hz. Peygamber'e "Allah mahlûkatı yaratmadan önce nerede bulunuyordu?" diye sorulduğunda o "Üstünde ve altında hava olan yüksek bir bulut içinde bulunuyordu, bundan sonra arşını suyun üzerinde yarattı." şeklinde cevap vermiştir. Taberî, su yaratılmadan önce, suyun üzerinde diğer bir varlığı yaratmak imkânsız olduğundan suyun arştan önce yaratıldığını düşünür. Bazı rivayetlerde arş yaratıldığında suyun rüzgârın sırtında bulunduğu söylenmektedir. Taberî bunun da muhtemel olduğunu düşünerek rivayet doğru olduğu takdirde sadece suyun değil, havanın da arştan önce yaratılmış olacağını belirtir.

Bu aşamaya kadar yaratılanlar sıralamasını kalem, levh-i mahfuz, su, hava ve arş şeklinde belirleyen Taberî, hem yaratılan bu mevcutlar arasındaki süreyi hem de bir bütün olarak yaratılanların var oluş süresini açıklayan rivayetlere yer verir. Daha önceki yazıda Taberî'nin hudûs teorisini savunduğunu söylemiştik. Hudûs teorisini savunan kelâmcılar, yaratılışın zamansal olduğunu düşünür. Diğer deyişle onlara göre âlemin başlangıcından sonuna varlığı zamansaldır, dolayısıyla ölçülebilir. Bir bütün olarak kelâm geleneği, âlemin zamansal olduğunu düşünmüşse de istidlâl yoluyla onun zamanını takdir etmenin yolu olmadığını düşünür. Onlar daha ziyade Allah'ın ezelî ve ebedî, dolayısıyla zamansız olmasına karşılık âlemin zamana tâbi olduğunu belirlemekle yetinirler. Fakat Taberî rivayet yöntemini kullandığından sadece yaratılışın zamansal olduğunu tespit etmekle kalmaz, bunun yanı sıra zaman aralıklarını ifade eden rivayetleri de bir araya getirir.

Buna göre Allah'ın kalemi yaratması ile diğer mahlûkları yaratması arasında bin yıl geçmiştir. Bu bin yıllık sürede Kalem'in yazdığı kitap, Allah'ı takdis edip yüceltmiştir. Bin yılın ardından önce günler yaratılmış ve her bir güne ayrı ayrı adlar verilmiştir. Günlerin adları hususunda Taberî'nin naklettiği ilginç bir rivayet, ebced hesabında kullanılan harf gruplarıyla günlerin adlandırılmasıdır.

Fakat Taberî bu rivayetin sıhhatine dair bir şahitlikte bulunmaz. Onun ilgisi, günlerin adlandırılmasından çok, sayısı ve her bir günde yaratılan mevcutlardır. Günlerin altı yahut yedi olduğuna dair rivayetleri aktaran Taberî günlerin sayısının yedi olduğunun ittifakla kabul edildiğini belirtir ve farklı rivayetleri uzlaştırır. Buna göre Dahhâk ile Ata altı gün olduğunu söylemiştir. Bu görüş, Allah'ın gökleri, yeri ve onlarda bulunan mahlûkları yarattığı altı günü ifade etmektedir. Nitekim Kurân'da da "Gökleri ve yeri altı günde yaratan odur." buyrulmuştur. Vehb bin Münebbih'ten gelen yedi gün rivayeti ise haftanın yedi günü hakkındadır.

Günlerle alakalı açıklamaların temel meselesi, yaratılanların günlere taksimidir. Taberî, Allah'ın gökleri ve yeri hangi günde yaratmaya başlamış olduğu hakkındaki görüşlerin birbirine uymadığına dikkat çeker. Bazıları, yaratılışın pazar günü, bazıları ise cumartesi başladığını söyler. Yahudiler, Allah'ın pazar günü yaratmaya başladığına, Hristiyanlar ise pazartesi günü yaratmaya başladığına inanır. Hz. Peygamber'den gelen bazı rivayetler Allah'ın mahlukatı cumartesi günü yaratmaya başladığını ifade eder. Fakat Taberî'ye göre yaratılışın başlangıç günü hakkındaki rivayetlerden kabule şayan olanı, Allah'ın gökleri ve yeri pazar günü yaratmaya başladığına dair olan haberdir. Önceki âlimler de pazar gününün başlangıç olduğunu bildiren haberi kabul etmiştir.

Bir bütün olarak kelâm geleneği, âlemin zamansal olduğunu düşünmüşse de istidlâl yoluyla onun zamanını takdir etmenin bir yolu olmadığını düşünür. Onlar daha ziyade âlemin zamana tâbi olduğunu söylerler.

Taberî günlere ilişkin görüşlerini esas itibarıyla yerlerin ve göklerin yaratılışını anlatan şu iki ayetin bir yorumu olarak takdim eder: "Gökleri ve yeri ve bunların arasındaki varlıkları altı günde yaratan odur. O, bunları yarattıktan sonra arşı üzerine çıktı. Sizin için ondan başka dost ve şefaatçi yoktur." (Secde 32/4).

"De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir. O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti. Bunları dört günde yaptı. Sonra duman hâlinde olan göğe yöneldi, ona ve yere ‘İsteyerek veya istemeyerek, gelin!' dedi. İkisi de ‘İsteyerek geldik.' dediler. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti." (Fussilet 41/9-12).

Taberî'ye göre ikinci ayette sözü edilen iki günün, birinci ayette zikredilen altı güne dâhil olduğu hakkında âlimler arasında ihtilâf yoktur. Zira göklerin ve yerin ve bunlar arasındaki varlıkların altı günde yaratıldığı bilinmektedir. Hz. Peygamber'in hadislerinde yaratılışın cuma gününün son saatinde Âdem ile son bulduğu belirtilmiştir. Âdem'in yaratılmasıyla yaratılışın tamamlandığı cuma günü de Kurân'da ifade edilen altı güne dâhildir. Şu hâlde Allah yeri, gökleri ve bu ikisi arasındakileri pazar günü yaratmaya başlamış ve cuma günü Âdem'i yaratarak yaratma sürecini altı gün içinde tamamlamıştır. Daha sonra Taberî her bir günde hangi mevcutların yaratıldığına ilişkin ayrıntıya girer. Allah, kalem, su ve arştan sonra mahlûkları yaratmak istediğinde sudan dumanı çıkarmıştır. Duman, su üzerinde yükselmiş ve bu yükselen mevcuda yükseklik anlamına gelen "semâ" adını vermiştir.

Fakat yeri yaratmadan önce, göğü düz ve düzgün bir hâlde yaratmış, ardından yeri yaratmıştır. Daha sonra suyu kurutarak yeri tek parça hâline getirmiş, sonra da yeri yedi parçaya ayırmıştır. Bütün bunlar, pazar ve pazartesi olmak üzere iki gün içinde tamamlanmıştır. Buna göre Allah yeri pazar günü yaratmış ve Kalem suresinde geçen "Nûn" üzerine yerleştirmiş ve toprakla örtmüştür. Yeri, başlangıçta yaymadan ve döşemeden yaratmış, ardından gökleri yaratmış, onları düzgün bir hâle getirmiştir. Sonra yeri döşemiş, yerden sular akıtmış, otlaklar vücuda getirmiş, dağları muhkem ve sabit kılmıştır. Taberî mevcut rivayetlerden en sahihinin bu bilgileri içeren rivayetler olduğunu düşünür. Ona göre döşemek, yaratmak anlamına gelmediğinden bir şeyin yaratılması, onun döşenmesini ifade etmez. Dolayısıyla yerin yaratılması ile döşenmesi farklı şeylerdir. Bu bağlamda önce gök yedi sema olarak düzenlenmiş, ardından sudan oluşan yer, kurutulmuş, döşenmiş, yayılmış ve yediye bölünmüştür.

Sonra Allah yeryüzünde gıda ve yiyecek maddelerini tâyin ve takdir etmiş, yerden suyu ve otlakları çıkarmış, ayetlerde belirtildiği gibi dağları sabit ve muhkem kılmıştır. İki günde yani salı ve çarşamba günlerinde yeryüzünde gıda ve yiyecek maddelerini, ağaçları ve yer için gereken başka şeyleri yaratmıştır. Yukarıda alıntılanan Fussilet suresi ayetleri Taberî'ye göre tam da bu süreci ifade eder. Ayette göğün başlangıçta dumandan ibaret olduğu ifade edilmektedir. Taberî dumanın suyun teneffüsünden meydana geldiğini, Allah'ın göğü başlangıçta tek bir gök olarak yaratıp, sonra yedi gök hâline getirdiğini düşünür. Ona göre Allah ırmak ve ağaçlar ile nuru Çarşamba günü yaratmıştır. Yeryüzündeki kuşları, yabani hayvanları, haşeratı ve yırtıcı hayvanları Perşembe günü yaratmıştır. Gökleri, güneşi, ayı ve melekleri perşembe ve cuma günleri yaratmış ve bunları yaratmayı cuma gününün sona ermesine üç saat kala tamamlamıştır.

Gece gündüzden önce yaratılmıştır. Zira gündüz güneşin aydınlığından ibarettir. Güneş ise yer yayıldıktan ve döşendikten sonra yaratılmış ve gökte seyrettirilmiştir. Bundan önce göğün tavanı yükseltilerek gece karanlık bir hâle getirildiğinden gecenin yaratılışı gündüzden öncedir. Bunların ardından ise cumanın son saatinde Âdem'i yaratılmasıyla yaratılış süreci tamamlanmıştır. Cuma gününün son üç saatinden ilkinde insanların hayat ve ölüm saatlerini takdir etmiştir. İkinci saatinde insanların faydalandıkları her şeyin maruz kalacağı âfetleri yaratmıştır. Üçüncü saatinde Âdem'i yaratıp onu cennette yerleştirmiştir, İblis'e Âdem'e secde etmesini emretmiş, emri yerine getirmediği için onu cennetten sürüp çıkarmıştır. Özetle Taberî'nin nakillerinden çıkan sonuç şudur: Göklerin ve yerin yaratılışı altı günde tamamlanmıştır. Her bir gün, bizim bildiğimiz anlamda bin yıla tekabül eder.

Kalemin yaratılmasından itibaren de bin yıl geçtiğine göre yaratılış toplamda yedi bin yılda tamamlanmıştır. Dolayısıyla Âdem'i önceleyen evren tarihi, yedi bin yıldır. Önceki yazıda belirtildiği üzere kıyametin kopmasına kadar yedi bin yıl geçeceğinden insan da dâhil yaratılanların tamamının ömrü on dört bin yıl etmektedir. Kuşkusuz bu bilgiler, Taberî'nin de zihninde aksi alınması imkânsız kesinlikte bilgiler değildir. O sadece yöntem bakımından iki ilkeye riayet etmektedir. Birincisi, söz konusu meselelerin istidlâle elverişli olmadığıdır. Bu ilke nedeniyle Taberî yaratılışın ancak ilahî bir vahiyle bildirilebileceğini düşünmekte ve ilgili rivayetleri bir araya getirmektedir. İkincisi ise ulaşılan rivayetlerden en sahihinin tercih edilmesidir. Bu ilke, Taberî'nin rivayetleri tasnif ve tercih etmesini sağlayan esaslarıyla ilgilidir. Bu sebeple naklettiği haber ve bilgilerin, Hz. Peygamber'den ve önceki âlimlerden rivayet edildiğine ısrarla dikkat çekerek herhangi bir aklî istidlâle yer vermeyeceğini belirtir.

Özellikle de din âlimlerinin rivayetlerde dile getirilen hususlar üzerinde görüş birliğine varmasını, tercih ettirici bir unsur olarak değerlendirir. Yine bazı meselelerde kendi şartları doğrultusunda güvenilir bir rivayet bulamadığından herhangi bir tercih ve açıklama yapmaz. Kuşkusuz bu yöntem, Taberî'ye rivayetlerden hareketle bütüncül bir evren tarihi fikri inşâ etme imkânı vermektedir. Fakat bu resim, şimdiye kadar anlatıldığı hâliyle yorumlanmamıştır. İslam düşünce tarihinde burada özetlenen resim, iki farklı gelenek tarafından yorumlanarak burada görülen naiften eser kalmayacak şekilde güçlü bir öğretiye dönüşecektir.