En uzak, en yakın Ramazan

FATMA BARBAROSOĞLU
Abone Ol

2020 Nisan'ında, 1441 Hicrî Ramazan'ında yinelenmeyi ve yenilenmeyi çok başka boyutta idrak ettik. Sokaklar insansız kaldı. Gökler yine aynı gök idi. Yerler yine aynı yer. Henüz dağlar yürümemişti. Evlerimizde itikafa girmeyi, "bizden geriye kalan dünya" için başka bir boyutta dua etmeyi öğrendiğimiz, belki de riyanın karışmadığı ilk Ramazan-ı Şerifimizdi.

I-

Aklımız erdiğinden bu yana yerli yersiz, çoğu zaman da niyeti belirsiz, "Nerede o eski ramazanlar..." serzenişini duyduk. Biz dahi tekrarladık mı aynı cümleyi? 2020 Ramazan-ı Şerif'ini, "Sanki burnum, değdi burnuna yokun" frekansında yaşamamış olsa idim hiç düşünmeden yok canım o cümleyi hiç ağzıma almadım diyebilirdim. Ama ilk defa 2020 Ramazan-ı Şerif'ine girerken camiye gidemeyeceğimi, teravih namazında kızdığım ve sevindiğim pek çok şeyin ortasında namazımı eda etmekte oluşumu bir daha idrak edemeyeceğimi düşündüm. Birden bütün bildiklerime yad olmuştum. Rahmetli büyükannemin duası öylece başımın üstünde asılı kaldı: Allah'ım bizi bildiğimizden yad etme. Ne kadar kızmamaya çalışırsam çalışayım kızardım, tam namazın ortasında oryantal müziği ile çalan cep telefonuna. İlerlemiş yaşa rağmen cemaat ile namaz kılma edebinin öğrenilmemişliğine, telefon çalınca namazın terk edilip cemaatin gülmesine vesile "Namazdayız daha yeni başladık" diye telefondaki sese bilgi verilişine, ama en çok da verilen "bu bilgileri" duyan kulaklarıma kızardım.

Neredeyse yirmi yıldır teravih namazı öncesi aynı sohbeti aşksız, şevksiz mesaisinin bitmesini bekleyen bıkkın memur edası ile tekrarlayan, cemaatin ihtiyaçlarını gözetmeyen imama kızardım. Ona kızarken en çok kendime kızardım. Her gece taze bir aşk ile camiye doğru yürürken, her adımda Allah'ım ben ümmet ile bir olmaya gidiyorum, hayrı gören gözlerden eyle beni diye duayı duaya ekler ama yine de çocukların eline cep telefonu, tablet tutuşturuluşuna; çocukların elindeki ekran ile olmadık filmleri izleyişine, izledikleri sahnelerdeki cümlelerin camide yankılanışına, bu yankılanıştan hiç rahatsız olmayan annelerine, kızardım. En çok kendime kızardım. Allah'ın evinde her kusuru görmeye açık gözlerimi terbiye etmek için sıkı sıkıya yumar, en uzak noktadaki duvarın dibine çöker, ama yine de sonuna kadar dünyalı kalışıma kızardım. Hoca vaaz ederken; kulağında kulaklık ile bedeni burada, kendisi kim bilir hangi âlemde olan genç kızlara bakar, sanki namaza durduklarında dahi o kulaklıklar kulaklarında kalacak diye endişe ile beklerdim. "Burada" iken burada olamayanların desen desen listesini çıkaracakmışçasına bir mesai içinde olduğumu fark eder, bunu fark eder etmez ağlardım. Bilmezdim ki bu kızdığım şeyleri dahi ateşin bir hasretle anacağım...

II-

Aylardan nisan idi. Günlerden 23 Nisan. Gündüz balkonlarda çocuk bayramını kutladık, bandolar dolaştı caddelerimizde, gece ramazan- ı şerifin ilk salası okundu ve ramazan-ı şerifin ilk teravisini kıldık. Ama... Aması zor. Aması hüzün. Aması korku. Aması tedirginlik. Tarihte ilk defa hep beraber teravih namazını evlerde kıldık. Ramazan tatlı telaş idi, lakin 2020 Ramazan-ı Şerifi'ne tatlı telaş ile değil bize verilen mühletin belki de dolduğunu hissederek, korkmaktan korkarak, korktuklarımızdan sen bizi emin kıl Rabb'im, diye dua ederek girdik. "Karantina Günleri'nde Ramazan" diye tekrarladık telefon konuşmalarımızda. Bizim yaşadığımıza benzer şeyler daha önce yaşanmış mıydı? Savaşta oruç tutan ecdadı biliyorduk. İşgal İstanbul'unda yokluğun pençesinde, gâvur tahakkümü altında oruç tutanları biliyorduk. BİLİYOR MUYDUK sahiden?

Şöyle bir yokladım bildiklerimi. İlk orucumdan bu yana hafızamda bana rağmen açılmış bir dosya vardı: "Nerede o eski ramazanlar?" Kim açmıştı o dosyayı? Ve kim doldurmuştu şimdiye kadar eksiksiz olarak... Eski ramazanlar bahsinde zihnimin sınırları çocukluğumun radyolu günlerine kadar gidiyor. Kuş sütünün eksik olmadığı ramazan sofraları, direkler arası eğlence, Hacivat ve Karagöz. Başka? İman ve ihlas mesela. Yok. Başka? Başkası benim tanıklığımdı. Radyoda anlatılana hiç benzemeyen. Sabah onda başlayan mukabele, iftar sofrası neredeyse toplanmadan teravih namazı için yola düşüş. Bayrama birkaç gün kala bir otobüs tutularak gidilen Merkez Efendi, Sümbül Efendi, Hırka-i Şerif ve Eyüb Sultan hazretlerini ziyaret ediş.

"Nerede o eski ramazanlar" bahsinin kantolu, bol eğlenceli dosyasını zihnimden silen 90'lı yılların Kanal 7 klasiği Şehir ve Ramazan oldu. Rahmetli Ayşe Şasa ile bazı günler bir önceki gecenin ekran üzerinden tanıklığını, telefon telleri üzerinden birbirimize hüzünle naklederdik. Şehir ve Ramazan'da şehrin en yoksullarını "Ramazan programı" olarak tanırken, ana haber bültenlerinde beş yıldızlı otel iftarlarını görürdük. İlk zamanlar çok eleştirilen beş yıldızlı otel iftarları zamanla kanıksandı, beş yıldızlı otel iftarlarına beş yıldızlı sahurlar karıştı. Her yer direkler arası oldu; Sultanahmet'te sokaklar doldu, camiler boş kaldı. Çok değil sadece birkaç yıl geçti, Şehir ve Ramazan'ın Ramazan'ı daima Ramazan kaldı, Uğur'u, Seda Sayan'a partner oldu.

III-

1441 Ramazan-ı Şerif'i bildiğimiz bütün ramazanlardan farklı idi: Birlikte ama yalnız. Her gece yatsı ezanından önce salâ okundu, her gece dua edildi. Bazı hocalar vazife icabı kağıttan okudular ard arda cümleleri. Hayatı boyunca hiç dua etmemiş gibi. Bazı hocalar her gece canından can koydu duanın içine. Salgına teslim dünya için kalbini koydu, ümidini koydu. Duayı tamamlayıp amin derken avuçlarına dolan gözyaşını koydu. Pencere arkasında mahpus şehir halkı olarak biz dahi hissettik o gözyaşlarını. Cemaat olarak saf tutamayışımıza yanan kalbimizi, gözyaşımızla saf tutan hâlimiz teselli etti.

Yaşadığımız sürece ramazan yine gelir. Kalbimiz paslanmadıysa on bir ayın sultanı ile yenilendiğimizi hissederiz. Otuz yıl boyunca her mevsimde, her ayda dura dura ilerler ramazan-ı şerif, oruçlunun günü ve gecesi yılın her anından payını alır. Otuz yıl sonra daire tamamlanır, mevsim başa döner. Ne ki biz, 2020 Nisan'ında, 1441 Hicrî Ramazan'ında yinelenmeyi ve yenilenmeyi çok başka boyutta idrak ettik. Sokaklar insansız kaldı. Gökler yine aynı gök idi. Yerler yine aynı yer. Henüz dağlar yürümemişti. Evlerimizde itikafa girmeyi, "bizden geriye kalan dünya" için başka bir boyutta dua etmeyi öğrendiğimiz, belki de riyanın karışmadığı ilk ramazan-ı şerifimizdi.