Franz Kafka: Dönüşüm

TURGAY ANAR
Abone Ol

Samsa, hayvan bedenine neredeyse hapsedilmiş bir insan bilincine sahiptir. Bu bilinç, sefil haldeyken onu yaralar. Ne geriye dönüp yeniden insan olmaya doğru harekete geçirtir onu ne de ileriye doğru umutlanmasına imkân tanır. Bilincini her iki halde de yaralar. Bu yaranın gerçek sebebi ise Samsa’nın insani bilincini tamamen unutamamasıdır.

Böcek-insan

Metnin okura yansıttığı ve insanken bir böcek-insana dönüşümü dile getiren bu kâbus, belki de o devri yaşayan yazarın bilincine akseden katmerli ve beklenmedik bir kıyametten beslenen, “tuhaf”, “alışılmadık” ve son derece “çılgınca” bir buluştur.

Gregor Samsa’nın anlamlı dünyasının son günleri, aylar süren bir kabusa uyandığı yatak odasında başlar. Kurmaca evrenlerin dünyaları, gerçekliği taklit ederlerken zaman zaman yazarın içinde yaşadığı sıkıntıları da ona eklerler. Unutmayalım ki Dönüşüm, ilk dünya savaşı sürerken 1915’te piyasaya çıkar. Metnin okura yansıttığı ve insanken bir böcek-insana dönüşümü dile getiren bu kâbus, belki de o devri yaşayan yazarın bilincine akseden katmerli ve beklenmedik bir kıyametten beslenen, “tuhaf”, “alışılmadık” ve son derece “çılgınca” bir buluştur. Bu buluşun izlerini araştırmak amacıyla geçmişe doğru ufak bir seyahat yapacak olsak Dönüşüm’ün ilk görsel ve edebî kodlarına bile ulaşabiliriz. İlginç ve son derece karanlık görseller yaratan Alfred Kubin’in illüstrasyonları Kafka’nın bayıldığı klostrofobik bir absürtlükle gerçek dünyayı paramparça edecek özelliktedir. Kafka’nın aynı zamanda bir roman yazarı olan Kubin’in 1908 yılında yayımlanan Öteki Taraf romanına hayran olduğunu eklemeden geçmeyelim.

Pazarlamacı Gregor Samsa, ‘görünür bir sebebi’ olmayan bir dönüşüm yaşar. Bir böceğe dönüşmek, yaşadığımız dünyada ölünceye kadar bitmeyen uzatılmış bir şok yaşamakla eşdeğerdir. “Bilinci insan” ama “bedeni hayvan” olarak uykusundan uyanan Samsa, kendinden ziyade ailesini düşünen bir tür aile kölesidir. Aile, o kutsal ışıkla hâlelenen inci, doğal ortamında biraz fazla baskı altında bıraktığı çocuklarını böyle zarifçe de zehirler. Kafka’nın babasına duyduğu o bitmeyen hınç, biraz da Samsa’nın babasına duyduğu öfkenin gölgesine sahip değil midir? Babasının iflas ettiğini ısrarla hatırlayan Samsa’nın, aileyi ekonomik açıdan bir arada tutmaya çalışması ve bunun için de gece gündüz demeden çalışması, onu bir “otomatik makineye” ya da “zincirleri görülmeyen bir mahkuma” benzetir. Sanki içinde yaşadığı bu doğal olmayan dünya, biraz daha zaruret halinde yaşasın diye onu beklenmeyen bir dönüşümle işgal etmiştir. Dönüşümün Samsa için kaçınılmazlığı bir problemdir. Ama onun böcek-insana döndüğü andan itibaren o biricik ailesi, anlamlı bir şekilde bunun sebebini asla düşünmez. Onu iyileştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Ama işin ilginç yanı “üzerinde konuşulmayan şey için susmanın gerekliliğini” dile getiren filozoftan yıllar önce bu ailenin itina ile bu suskunluğu başarmış olmalarıdır. Bu susuş, biraz da kahramanın tepkileri üzerinden kurmacayı anlamak için seçilmiş olmalıdır. Çünkü onun böcek-insan halinden olaylara müşahit oluruz.

Böcek; insanın bilinç evrenine sığmayan, onu tanıma konusunda ısrarcı olmaya gerek duyulmayan, insana tamamen “yabancı” bir varlıktır. Onun varlığı, insan için büyük bir anlama sahip değildir. En azından metnin yayımlandığı sırada böyle bir kanaat vardır. Böcek, insan zihni için bir “öteki”dir. Onun varlığı yahut da yokluğu, insanın anlamlarla doldurduğu yerde neredeyse hiçbir ciddi öneme sahip değildir. Hatta o, “anlaşılmazlıklarla” dopdolu, “basit” ve “sıradan” olandır. Böceğin bir bedeni olmasını umursamaz insan, onunla ilgili derinlemesine de düşünmez. Mesela seslerine neredeyse hiç odaklanmaz onların. Samsa’nın dönüşümden sonra sesine “bastırılması mümkün olmayan acı bir ıslığın” dolması gibi sonradan, dikkatlerini çeken özel bir sebep sayesinde fark eder onları insan. Eve gelen çalıştığı işyerinin temsilcisi ise onun bir “hayvan sesi” çıkardığını anlar. Anlamsız, tıslayan seslerle ağzı dopdolu… İnsani özelliğinin kaybolması işte böyle bir detay sayesinde, yani onun sesindeki değişimle vurgulanır. “Kaybolan ses”, bir başkasından çıkıyormuş gibi anlam kazanır. Geçmişindeki insani yanı şimdiki böcek-insan ağzıyla uzlaşamaz, en yakınındaki ailesi bile anlayamaz onu. Boşluğa bırakılır o ses, tıpkı diğer böceklerin sesleri gibi… Artık Samsa, ne insan ne de hayvandır, bir böcek-insandır o.

Boşluğa bırakılır o ses, tıpkı diğer böceklerin sesleri gibi… Artık Samsa, ne insan ne de hayvandır, bir böcek-insandır o.

Kabuk-beden, böceğin zırhıdır. Tehlikelerden ve doğadan korur onu, yaşamasını kolaylaştırır. Ama böcek, asla bir insan bilinciyle bedenine bakamaz. Samsa’nın dönüşümü, bedenen gerçekleşir. Uyandığında kontrol edemediği bir sürü bacağı vardır artık. Onun bedeni artık bir böcek-insan formundadır. Bu form, ölünceye kadar sürse de onun bilinci, kendi insani geçmişiyle bağlantısını neredeyse hiç koparmaz. Böcek ile insan form olarak ortadadır ama bilinç olarak birbirleriyle asla kaynaşmazlar. Böceğin bedeni özellikleri, Samsa’nın insan özellikleriyle bütünleşmez. Zaman zaman böceksi tepkiler ve hareketler yapsa bile- taze yiyeceklerden hoşlanmamaya başlaması, karanlıkta ve pislik içinde yaşaması, yapışkan sıvılar salgılaması- bunlara kendi öz bilinç duygusu eşlik etmez. Bu fiilleri bir insani bilinçle yapmaz. Dönüşüm de işte burda gerçekleşir: Samsa’nın zihni bedeninden ayrılır. Bu yüzden böcek-insan, bilinç ve beden arasındaki “parçalanmışlığı” yaşar, aynı bedende yaşamaya mahkum ama çatışmalarla insan mı hayvan mı olduğuna tam karar veremeyen bir halde iki karaktere bölünmüş farklı bir canlı… Samsa, bir böcek-insan olarak aynı bedende Âraf’ı yaşayan yeni bir “münzevi” -Samsa ismi Çekçede “münzevi” anlamına gelir- ara formdur.

Müzik

Bir nevi yapma-insancık olan Homunculus gibi, belki de bir Golem gibi, ertelenmiş bir anlamla kabusunu yaşamaya yazgılı bir sürüngen olarak felaketi her okundukça ve yorumlandıkça artar.

Samsa, daha önce belki de hiçbir insanın başına gelmeyen bir dönüşümün merkezidir. Bütün fırtına onun bedeninde kopar önce. Onun bu iğrenç bedeni kelimelerin haricinde asla görselleştirilmez. Kafka bile eserin kapağında bir böceğin tasvir edilmesine karşı çıkar. O, okurun zihninde her okunduğunda yeni ve değişik görselliklerle yeni baştan yaratılır. Bir nevi yapma-insancık olan Homunculus gibi, belki de bir Golem gibi, ertelenmiş bir anlamla kabusunu yaşamaya yazgılı bir sürüngen olarak felaketi her okundukça ve yorumlandıkça artar. Bu yönüyle de okurun bilincine adeta yapışır.

Samsa, hayvan bedenine neredeyse hapsedilmiş bir insan bilincine sahiptir. Bu bilinç, sefil haldeyken onu yaralar. Ne geriye dönüp yeniden insan olmaya doğru harekete geçirtir onu ne de ileriye doğru umutlanmasına imkân tanır. Bilincini her iki halde de yaralar. Bu yaranın gerçek sebebi ise Samsa’nın insani bilincini tamamen unutamamasıdır. Yaralanmış bilinç, yeni hâlini yadırgar. Bedensel değişim, Samsa’nın hareketlerinde karşılığını ilk anda bulur. O, dönüşümüne isyan edemez. Bir pasiflikle kabullenir sanki bu yeni halini. Bu da okurun bu dönüşümden şok olmasına sebep olur. Onun yeniden insan olmaya dair bir çabasının olmaması, kabullenilmiş bir yenilgidir. Bu yenilgide en değerli fikir bir insan gibi ısrarla hatırlamaktır. Bu hatırlama eylemi, diğer kahramanlarla bağlantılıdır. Samsa’nın hayatını, düşünce biçimini belirleyen kişi babası değil de kız kardeşi Grete’dir. Dönüşümünün hemen ardından onu konservatuvara gönderme hayalleri kurar. Yani insan bilinci, hatıralarla geçmişi kaybetmek istemez. Bu hayal, belki de kız kardeşiyle iletişim kurmanın beklenen bir sebebidir. Bir kimliğe ulaşmak ister onun sayesinde. Müzik, geçmiş hayatını yeniden iç dünyasında yaşamasına fırsat tanır, işte burda onu zihnen diri tutar, onun sayesinde Grete ile iletişim kurmaya çalışır. Müzik, onun aslında bir hayvan olmadığını ispat eder. Eğer kız kardeşinin çaldığı kemandan etkilenebiliyorsa, bedenen değişmiş olsa bile o zihnen bir insandır. Müzik, metinde de geçtiği şekliyle “o bilinmeyen gıda”, onun yoluna özellikle çıkmış gibidir. Bu yol, metnin sonlarına doğru bir felaketi daha da görünür hâle getirir. Evdeki yaşlı kiracılar, kız kardeşinin kemanını dinlerken Samsa odasından çıkar ve yeteneğini takdir ettiği kız kardeşini odasına davet etmek ister. Kiracıların onu görmeleri, yaklaşan ölümünün habercisidir.

Mobilyalar

İnsanın ev hayatının konforunu mobilyaları sağlar. Onlar ait oldukları yer ve kişiye göre de anlam kazanırlar.

İnsanın ev hayatının konforunu mobilyaları sağlar. Onlar ait oldukları yer ve kişiye göre de anlam kazanırlar. Grete’nin onun yatak odasını değiştirmesi, Samsa’da bir kriz başlatır. Odasında onun daha rahat hareket etmesini isteyen kız kardeş, onu böcek-insan olarak evin diğer odalarından istemeden izole eder. Üzerine insan hâlinin hatıraları sinmiş sandalye, yatak, kanepe, şifonyer gibi mobilyalar ve diğer ev eşyaları, Samsa’dan uzaklaştırıldığında onun ailesiyle yeniden entegre olma hayalini de yok ederler.

Günümüz insanının, sanallıkla ördükleri zihin evrenlerinin koridorlarında hâlâ asil birer insan olduklarını hatırlatan hatıra parçalarına çarparak gerçeğe uyanmalarını beklemek, biraz da böcek-insan olmaya direnmek anlamına gelmez mi?