İslam coğrafyasını futbolla bağlayalım

SERNUR YASSIKAYA
Abone Ol

Düşünsenize, Türkiye’de bir Endonezya takımının forması taşıyan bir çocuk, ya da Endonezya’daGalatasaray forması ile poz veren bir çocuk, sosyal medyadan fotoğraflarınıpaylaşıyorlar ve bir şekilde birbirlerinden habersiz aralarında bağ oluşuyor. Bu bağınİslam coğrafyasında yaşayan milyonlarca çocuk arasında kurulduğunu hayal edin…

Eylül ayının ikinci haftasonu, İngiltere’nin gözde markalarından Premier League’de, Manchester derbisi oynandı. Sanayi devriminin ve sömürgeciliğin başkentlerinden biri olan Manchester. Sömürgelerden toplanan pamuğun tekstil ürünlerine evrilmesinden dolayı Cottonopolis olarak da anılan şehir, aynı zamanda dünya üzerinde ilk demiryolunun kurulduğu ve atomun ilk parçalandığı yer olma ünvanını da taşıyor. Batı’nın küresel iktidarının mikro düzeyde temsil eden bu şehrin iki takımının oynadığı derbi, sadece İngiltere’de değil dünya üzerindeki milyonlar tarafından takip edildi. Maçın başlangıç saati, İngiltere’ye göre oldukça erken bir zamana ayarlanmıştı. Çünkü karşılaşmanın Uzak Doğu’daki futbol taraftarlarının da izleyebileceği bir saatte oynanması gerekiyordu. Son yıllarda İngiliz ekipleri için Uzak Doğu özellikle de Çin önemli bir pazar haline gelmiş durumda. 19. Yüzyılda afyon ile etkisi altına aldıkları kıtaya bu sefer “kitlelerin afyonu” ile nüfuz etmek gayet parlak ve kılçıksız bir fikir. İspanyolu, Protekiz, Fransız’ı, İtalyan’ı ve Alman’ı da benzer bir yoldan gidiyor.

Peki, dünya üzerinde futbolun kitleler üzerindeki gücünü kullanmayan tek topluluk hangisi? Ne yazık ki İslam coğrafyası. Halbuki futbol üzerinden 1,6 milyar Müslüman arasında hiç olmadığı kadar güçlü bir iletişim/etkileşim ağı kurulabilir. Spor aktiviteleri 20. Yüzyılda pek çok siyasi sorunun çözümünde rol oynamış, diplomasinin dolaylı araçlarından biri olarak önemli görev ifa etmiştir. Örneğin, bu yıl kotarılan ABD-İran arasındaki anlaşmanın aslında 1998 yılında Fransa’da düzenlenen Dünya Kupası sırasında, iki ülke futbol takımlarının karşılaşması ile birlikte başladığını söylesem. 21 Haziran 1998 tarihinde oynanan ve İran’ın ABD karşısında 2-1’lik galibiyeti ile sonuçlanan karşılaşma, iki ülke ilişkilerinde, büyük şeytan anlatısının yıkılmasında önemli rol oynamıştı. Maçı kaybeden ABD, İran halkının kalbine sızmayı başarmıştı. Her neyse, siyasi ve sosyal açılardan son derece kullanışlı olan bu aparatın, İslam coğrafyasını birbirine yakınlaştırmak için kullanılmaması en hafif deyimle büyük bir israftır. Özellikle çevre coğrafyamızda geçmişi Osmanlı ile ilişkili birçok futbol kulübü bulunurken. Yapılacak şey çok basit. Her yıl belirlenecek bir dönem, İslam ülkelerinin önde gelen takımlarını bir turnuva çatısı altında buluşturmak. Önümüzde de yine İngiltere’den güzel bir örnek var Commonwealth Oyunları. İngiliz İmparatorluğu’ndan miras bu spor organizasyonu halen dört yılda bir, bir zamanlar İngiliz İmparatorluğunun vilayetleri olan ülkelerin katılımı ile düzenleniyor. Ben bu kadar geniş çaplı bir organizasyondan bahsetmiyorum. Belirli bir sayıda takımın dahil olacağı bir futbol turnuvasının yeterli olacağına işaret ediyorum. Buna nüfusunda önemli oranda Müslüman bulunduran Hindistan gibi ülkeler de dahil edilebilir. Her sene belirlenecek bir ülkede düzenenecek turnuva tüm dünyaya canlı yayınla aktarılabilir. Bu canlı yayınlardan başlangıçta hiçbir bedel talep edilmeyerek, en fazla sayıda izleyiciye ulaşması hedeflenebilir. Türkiye böylesi bir turnuvanın öncüllüğünü yapabilir. Spor Bakanlığı’nın ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun işbirliği ve Cumhurbaşkanlığı’nın himayesinde, futbolun gücünü kendi lehimize kullanabiliriz. Düşünsenize, Türkiye’de bir Endonezya takımının forması taşıyan bir çocuk, ya da Endonezya’da Galatasaray forması ile poz veren bir çocuk, sosyal medyadan fotoğraflarını paylaşıyorlar ve bir şekilde birbirlerinden habersiz aralarında bağ oluşuyor. Bu bağın İslam coğrafyasında yaşayan milyonlarca çocuk arasında kurulduğunu hayal edin…

Elbette bu zor bir görev. Hele ki, Suriye iç savaşında evlerinden barklarından olarak mülteci durumuna düşen, Akdeniz’in insafına bırakılan milyonların durumuna dikkat çekmek için tek bir futbol turnuvasının dahi düzenlenmediğini düşününce. Konu lafa gelince mangalda kül bırakmayan ülkeler, Portekizli Cristiano Ronaldo’nun Suriye ya da Filistin konusunda meydana getirdiği etkinin yanına bile yaklaşamıyor. Sadece mikro planda Ronaldo etkisi, makro bir düzleme uyarlanabilse, oluşacak kelebek etkisini siz hesaplayın.

O nedenle diyorum ki, gelin futbolun gücünden biz de yararlanalım. İslam coğrafyasına yönelik küresel kuşatmayı kırmak için ayak topunun etkisinden faydalanalım 1.6 milyar Müslüman arasındaki bağın kurulması ve güçlendirilmesinde yeşil sahanın cazibesini kullanalım. Artık kullanıla kullanıla dile pelesenk oldu ama futbol gerçekten sadece futbol değil.