Jerry Ricks Blues ve Naciye

RASİM DOĞAN
Abone Ol

Missisipi’de doğmuş, büyümüş, orada Dünya’nın parmakla gösterilen Blues sanatçılarından olmayı başarmış birisi, yürüyerek neyi bulabilirdi? Bosna günlerinin ardından “Ceketin içine en güzel renkli kazakları giyen adamları orada gördüm.” diyecekti bu büyük üstad. Bir şey yakalamıştı bile. Fakat kader ona asıl gizlediğini en sonunda verecekti.

Onu tanımlayan en güzel tamlamanın “Dünya üzerinde yolunu kaybetmiş bir garip” olduğu fikrindeyim. Bir insan kaybolduğunda ne yapar, nereye gider, neyi arar ve nasıl ölür? Kaybolmak, bulmanın ilk adımı. Ben hiç kaybolmadım. Kaybolmayı bir zaruret olarak da görmedim hiç. Çoğu zaman yorgun hissettim. Ayrılmadan kendimden. Kaybolmadan. Yürümeden.

Her ağrı bir çizgi demek alnımda uzayıp giden. Her çizgi bir kırıklık. On ağrı bir ölüm ediyor hesabımca. Ve her türlüsüne alışabilir insan, ağrının...


Çizgilerimi saydım tek tek, üzerine yazı bile karaladım. “Her ağrı bir çizgi demek alnımda uzayıp giden. Her çizgi bir kırıklık. On ağrı bir ölüm ediyor hesabımca. Ve her türlüsüne alışabilir insan, ağrının... Yüzüm yaşımdan olgun. Yetmiş yaşındaki bir ihtiyarın çizgilerini taşıyorum sanki. Ve on çizgi bir ölüm ediyor hesabımca..."

Aramadım hiç. Çünkü düşünsenize : “Neyi bilmediğiniz hakkında hiçbir fikriniz yok” Neyi aradığınız hakkında da. Jerry Ricks’i İbrahim Paşalı’dan okuyana kadar, neyi aradığını bilmeden bulmanın ümidini, hiç bu kadar içimde hissetmemiştim. Erken yaşlanmışım İbrahim abi… Erken saymışım çizgileri. Yürünecek çok yol varmış…

Sizi şimdi, kaybolmuş ve bulmuş, şiir gibi bir adamın beni saatlerce düşündüren bir cümlesine götüreceğim:

“Burada ne olduğunu öğrenmem lazım.”

Jerry Ricks Missisipi’de doğmuş, büyümüş, orada Dünya’nın parmakla gösterilen Blues sanatçılarından olmayı başarmış birisi, yürüyerek neyi bulabilirdi? Bosna günlerinin ardından “Ceketin içine en güzel renkli kazakları giyen adamları orada gördüm.” diyecekti bu büyük üstad. Bir şey yakalamıştı bile. Fakat kader ona asıl gizlediğini en sonunda verecekti. Jerry Ricks; ülkemizi ziyaretinin ardından, bu topraklara âşık olmuş Afrika kökenli bir Amerikan vatandaşı. Akustik Blues’un gitar ustası. “Philadelphia” Jerry Ricks.

  • Ülkesinde yaşanan ırkçılık sorunları yüzünden ülkesini terk etmek zorunda kalmış bir seyyah da diyebiliriz ayrıca. Birçok tanım yapılabilir, ama asla birer yabancı diyemeyiz onlara.

Eşi Nancy ile birlikte Türkiye’yi ziyaretlerinin ardından İstanbul’a yerleşmeye, burada yaşamaya karar vermişler. Jerry ve Nancy Rusya’dan Amerika’ya, Avrupa’ya kadar dünyanın neredeyse birçok ülkesinde yaşayıp neden İstanbul’u son adresleri olarak seçtiklerini ise şu cümleler ile açıklıyorlardı:

“Bizi tutan bir şey var. Ve burada ne olduğunu öğrenmem lazım. Zeytininizi peynirinizi bile yaşadığım yerde aramaya başladım. Artık midemiz bir Türkünki gibi çalışmaya başlamıştı. Sahip olduğunuz kültür ve dokuyu mutlaka korumalısınız. Batı dünyası gelişmiş, ama o gelişmelerden daha önemli şeyler var. Bunları fark ettiğinizde, nerede olmanız gerektiğini anlayacaksınız”

Akustik Blues’un gitar ustası. “Philadelphia” Jerry Ricks.

Hikâyeyi zaman zaman bölüyorum, affedin. Ama benim de düşünmeye ihtiyacım var. Sen mesela okuyucu; nerede, ne için olman gerektiğini biliyor musun? Hiç kayboldun mu, kaybolmak istedin mi? En son neyi aradın? Sahip olduklarına gerçek mânâda sahip misin? Görünüşte basit de şeyler. Büyük değil aslında(!), öyle değil mi? Örneğin insanların yollarda kardeşim diye seslenmeleri ona çok ilginç geliyor. Bunu müthiş bir duygu olarak tanımlıyor Jerry. Kaybedilen ya da unutulan şeylerin, başkasının aradığı şeyler olması bana daha ilginç ve şaşırtıcı geliyor. Jerry ile bana ilginç ve şaşırtıcı gelen şeyler arasındaki o ilişkiye bir bakın.

Ticari bir mal olarak Amerika'nın satışı
Cins

Yabancı olan biz miyiz yoksa Jerry mi? Batılı mimariyi taklitte mâhir, Batı aşığı öğrencisi Burhan’a isyan eden; “Bak bu memlekette masmavi bir gök var, gölge var. Sen ne yapıyorsun? Bunlar kuzey memleketlerin formları.” diye azarlayan Mongeri’nin de bizden, yani Burhan’dan, daha az Türk olduğunu düşünmüyorum. Mayoklarımızı kökünden söktüler bu memlekette. Açıldığında rayihalarını yayacak olan goncalar şimdi bir köşede umarsızca yokluğu bekliyorlar. Bulmanın ya da tekrar hatırlamanın derdine düşmeden.

Ispazmoz geçiriyorum, gerginlik ve titreme. Pespaye bir devrin eski mezun flegmonları sırıttıkça, ıspazmoz geçiriyor tüm bedenim. Bir celde ile vursalar da boynumu, görmesem. Goncalarımızı kökünden söktüler. Hâlbuki rayihalarıyla şenlenecekti ruhumuz. Kaybolmak, aramak, bulmak, yaşamak ve ölmek sırasıyla. Eğer şanslı isek, hatırlamak tekrardan. Burada ne var?

Blues sanatçılarından olmayı başarmış birisi.

Türkçe öğrenmeye karar verdiklerinde ilk işleri, oturup bir radyo kanalı aramak olmuş. Nancy’nin bulmuş olduğu Karadeniz Radyo isimli istasyonda gecelemişler. Türkiye’ye geldiklerinde ise kötü bir Türkçe öğrenmiş olduklarını fark etmeleri onları mutsuz etmemiş. Gülümsetmiş. Gülmüşler, ağlamışlar, öğrenmişler.

Peki, başka bir soru: İnsanın kendi içine yaptığı yolculuk gezi sayılır mı? Bu soruyu “Evliya Çelebi bir gezi yazarı mıdır?” sorusunu çözerek bulacağım. Şimdi, hikâyeyi tamamlayalım.

2007 yılı bir pazar günü. Hırvastistan’dan bir klinikten gelen haber ile sarsılıyor, öyle ya da böyle onun hikâyesine ortak olanlar. Jerry’e beyin tümörü teşhisi konulmuş, vücuduna “inme” gelmişti. Çok geçmeden ise yine yolda, bir garip olarak hayata gözlerini yummuştu bu büyük gönül insanı.

Ben bu şarkıyı bir yerden hatırlıyorum
Cins

Nancy ise hâlâ hayattaydı. Ona gelen yüzlerce başsağlığı mailinden hangilerine dönüş yaptı ya da yapmadı/yapamadı bilemeyiz. Ama bildiğimiz; tüm hayatı, arayışı, bulmanın en güzelini anlatan, anlamlandıran öyle güzel bir dönüşü vardı ki, ben böyle güzel ölmemiştim hiç. Hâlâ yüzümde tebessümü, boğazımda düğümü durur:

“Cok mutlu bir haberim var… 21 Eylul/Ramadan gecen aydan “Shahada”yim yaptım : ) Mutluyum!”

Naciye / Nancy

*Kelime-i Şehadet