Ömer Şerif'in yüzü

MİRZA SELİM
Abone Ol

Eylemin ruhani tarafına eğilebilecek bir karakter için Ömer Şerif’in yüzünden daha ideali pek azdır. Kendi geçmişi içinden inşa edebileceği, hayatının bir dönemine küçük görünmez ipliklerle bağlayabileceği bir karakteri oynamasına gerek yok, hatırlaması ve yorumlaması yeterlidir.

Babamın beni ilk defa götürdüğü sinema filminden, Spike Lee’nin Malcolm X’i- büyük bir coşkuyla çıktığımda, çocuk zihnime ideal bir kahraman olarak çoktan Denzel Washington’ın yüzü kazınmıştı bile.

Saf çelişki
Cins

Onun profesyonel bir oyuncu olması ile ilgili değildim. Nerede doğdu, aslında nasıl bir insan, siyasi düşüncesi nedir gibi sorular umurumda değildi. Sonra büyüdüm ve bütün bunlar yine de umurumda olmadı. Lakin Malcolm karakterinden sonra izlediğim ilk Denzel Washington filminden nasıl bir hayal kırıklığı ile çıktığımı ise daha dün gibi hatırlıyorum. Hayır, kötü bir oyunculukla ya da vasat bir film ile karşı karşıya değildim. Sorun Denzel Washington’ın artık Malcolm olmamasıydı. Zihnimdeki o imajın yavaş yavaş solmasından hiç hoşlanmamıştım.

Oynadığı karakteri aslında oynamadığı, hayatının bir döneminden, bir anından çekip çıkardığı çok belliydi. İskenderiye Limanı’nın kalabalığı ile Eminönü’nün kalabalığı birleşiyordu onun yüzünde.

Bu sinema ile arama mesafe koymama ve bana herhangi bir görsel imaj dayatmayan kitaplara yönelmeme yol açtı. Derken karşıma onun yüzü çıktı. Ömer Şerif’in… François Dupeyron’un “İbrahim Bey ve Kuran’ın Çiçekleri” filminde bir Türk bakkalını oynuyordu. Karşımda bir oyuncunun yüzünden, onun jest ve mimiklerinden, onun kendisini soktuğu ve gerçek kişiliğini dondurduğu rolden daha fazlası vardı. Bu yüzün bir hikayesi vardır. Oynadığı karakteri aslında oynamadığı, hayatının bir döneminden, bir anından çekip çıkardığı çok belliydi. İskenderiye Limanı’nın kalabalığı ile Eminönü’nün kalabalığı birleşiyordu onun yüzünde.

Bu muazzam filmden hemen sonra Ömer Şerif’in diğer filmlerini de hızla izledim. Dr.Jivago’da, onu bütün dünyaya tanıtacak olan Yuri karakterinin neden ondan önce Ayhan Işık’a teklif edildiğini anlayabiliyorsunuz. Aynı hikâyesi olan başka bir yüze yani. Eylemin ruhani tarafına eğilebilecek bir karakter için Ömer Şerif’in yüzünden daha ideali pek azdır. Kendi geçmişi içinden inşa edebileceği, hayatının bir dönemine küçük görünmez ipliklerle bağlayabileceği bir karakteri oynamasına gerek yok, hatırlaması ve yorumlaması yeterlidir. Böylece anlarız ki Ömer Şerif’in en unutulmaz karakteri bizzat Ömer Şerif’tir zaten. Yuri de olsa, İbrahim Bey de olsa bu böyledir. İsim değişir, konu değişir, kostüm değişir, dönem değişir ama Ömer Şerif her zaman önce Ömer Şerif’tir. Beni çocuksu hayal kırıklığımdan çekip çıkarmıştır.

Dr.Jivago’da, onu bütün dünyaya tanıtacak olan Yuri karakterinin neden ondan önce Ayhan Işık’a teklif edildiğini anlayabiliyorsunuz.

Peki ne söyler bize bu yüz? Sadece Akdenizlilerin bildiği o hiç geç kalmayan yavaşlığı anlatır mesela. Güneşin altında yaşanan her günün, tüm hayat işte o günden ibaretmiş gibi yaşanmasını…

  • Her an isyana hazır. Gerekçesinden ve sonucundan bağımsız bir isyanın hızlıca sulha dönmesinin, dudaklarının kenarına yerleşen bir gülümseme ile sabitlendiği bu yüz, bir coğrafyanın karakterini de gösterir bize.

Pişmanlığı melankoli olmadan taşıyabilen, başarısızlığı hüzün içermeden kabaca ortaya dökebilen, ihtişamı başka hiçbir şeye yer bırakmadan doldurabilen bu yüz kısa Orta Doğu tarihi gibidir.

Küçük hikâye; büyük yönetmen Ahmet Uluçay
Cins

Zaafların da bir üslubu olduğunu, marifetin sadece sahibine ait olmadığını, takıntı ile tutkunun farklılığını anlatır hangi hikâyenin içerisinde olursa olsun. Son söz olarak, böyle bir yüzü olduğu için, o yüzün çizgilerini çizen ve kendi ömründen uzun bir hikayesi olduğu için; Ömer Şerif bir filmde oynamaz, bulunur.