Ortadoğu uzmanlarına işsizlik maaşı bağlansın

MUSTAFA ÇİFTCİ
Abone Ol

Ben yazma çizme işine heves ettiğim yıllarda Orta Doğu uzmanı olmak istediydim. Dil bilmem lazım diye uğraştıydım. Kendimce okumalar yapıyordum falan. Ama sonra hevesime uygun ortamları bulamadım. Heves de enerji ister. Benim enerjim yetmedi uzman olmaya. Sonradan alakam devam etti ama “uzman” sıfatını alacak kadar birikimim olmadı. Ama eski heveslerinizin de hatrı oluyor. O hatır hürmetine Orta Doğu haberlerini hep takip ettim. Elimden geldiğince merakım yettiğince okudum.

Ama artık okuyamıyorum. Profesyonel bir karar değil, hissiyatımla alınmış bir karar. Karşımızda hastane bombalayan bir aktör varken. Okumanın, yazmanın pek manası kalmıyor.

Ama Orta Doğu uzmanları uzmanlıklarının gereğini yapıp sürekli konuşuyor ve yazıyorlar. Geldiğimiz noktada uzman kişi ile sıradan vatandaş yorumu arasında bir fark yok. Yani bize mahallede akıl veren bir abimiz de tıkandı kaldı. Uzmanlar da tıkandı kaldı. Ne söylesek boş. Gücümüz yetmiyor. Durduramıyoruz. Umutsuzluk değil ama tabloya sağlıklı bir bakış açısı geliştiremiyoruz. Çünkü tablo sağlıklı bir okumayı solda sıfır bıraktıracak kadar çapraşık.

Gösteri yapalım, boykot uygulayalım, elimizden geldiğinde maddi yardım yapalım ama bir bebeğin ölümünü durdurmaya yetmiyor bunca çırpınma. Hal böyle olunca. Bölgedeki aktörler bile susup kalmışken uzmanlar konuşsa ne olcak ki?

O sebepten diyorum ki Orta Doğu uzmanlarına işsizlik maaşı verip, artık size ihtiyaç yok. Söylediklerinizin bir işe yaramadığını siz de biliyorsunuz. Bu teklife itiraz eden çıkmaz. Uzmanların kalbi ölmemiş olanları evde çocuklarının yüzüne nasıl bakacaklarını bilemez haldeler. Çünkü bildikleri bütün o büyük teoriler falan evdeki çocuğun bir sorusuyla yıkılıyor. Bebeklerin ölmesini nasıl seyrediyoruz ki biz?

Bu yazdıklarımı okuyanlar. Tepki vermeyelim mi diyor olabilirler. Tepki vermek isteyenlere dur demem ama evde televizyonun karşısında kahrolmak ile meydanlarda tepki vermek arasında bir fark olmuyor. Karşımızdaki güç kan içmeye devam ediyor.

Tepki verenler arasında mesela Gazze için türkü söylemeyi düşünen bir türkücü de varmış. Yahu insan haya eder bebekler ölürken türkü söylemeye. Benim yas anlayışım. Tepki vermekten maksadım belki biraz farklıdır. Ama içime sinmiyor insanlar ölürken türkü söylemeyi. Yani Gazze’ye verecek paran varsa ver. Ama şarkı türkü dinleyerek geçiştirilecek bir iş değil bu.

Uzmanların kalbi ölmemiş olanları evde çocuklarının yüzüne nasıl bakacaklarını bilemez haldeler.

Yazarlar da kalemleriyle destek veriyorlarmış. Versinler bir onlar eksik kalmıştı bu faydasız koroda. Onlar da gelsinler.

Peki ne bekliyorum?

Ülkelerin müdahelesi lazım.

Eline silah alanların o silahla attıkları her merminin yasal yollardan hesabının sorulması lazım.

Benim yorumumu dinleyenler. Meşru olmayan bir karşılıktan bahsettiğimi sanıyorlar. Karşılık meşru olmazsa Allah yardım etmez. Allah’ın yardımı olmadan adalet sağlanmaz.

Beklediğim müdaheleyi ve adaleti sağlayacak bir güç olması lazım. Yeryüzündeki devletler içinde bu gücü gösterecek kimse yok. Durdurmak isteyenlerin gücü yok. Gücü olanların da durdurma istekleri yok.

Yani tablo ümitsiz değil ama vahim.

Orta Doğu uzmanlarını işsiz bıraktıracak kadar çok kan akıyor. Muhabirler aynı cümleleri tekrarlıyor. Üyesi olduğumuz kuruluşların temsilcileri ellerine verilmiş konuşma metinlerini okuyup evlerine gidiyorlar. Hasılı konuşmak, yazmak, yorumlamak hep boş işler. Karşımızdaki katillerin anladığı dilden konuşacak kimse yok.

Dua edelim demekten başka çare yok. Dua edelim…