Peki, şimdi ne yapacaksın?

AYŞENUR BAYRAM
Abone Ol

Kurallar son derece acımasız. “Bilmiyorum ki” gibi muğlak yanıtlar veremezsin. “Nasip kısmet” ile geçiştiremezsin. Kaza ve kadere inanman yalnızca teferruat. Daha doğrusu söz konusu edilmiyor bile. Meseleler birbirinden ustalıkla ayrıştırılan bir dindarlıkla yorumlanıyor. Nasıl da güzel.

Anlamsızlıkta anlam aramak
Cins

‘Dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır’ demişti İsmet Özel. Bu da ona dâhil. Doğduğumuz andan itibaren, çetin bir yarışın ortasına atılıyoruz. Mücadelemiz, akıp giden zamanın, bizatihi kendisine ve de tüm insanlara karşı… Daima dönen modern sistem çarkının, her bireye dayattığı bazı görevler söz konusu. Bunlar çoğunlukla kendi yatağında akan zorunluluklar da değil üstelik. Bir toplumda yaşıyoruz ve o toplumun -doğru ya da yanlış- beklentileriyle karşı karşıyayız. Aslında iç içeyiz demek gerekir. Büyümek, okula gitmek, başarılı olmak istiyoruz. Para kazanıp öncelikle ev ve araba almamız gerek. Çoluk çocuğa karışmak ise vazifemizin en değerli parçası. Bu yüzden de belli bir yaşa dek, hiç dinlenmeden çalışıyoruz. Küçüklüğümüzden beri bize biçilen çeşitli rollerden kaçınmak imkânsız. Yakınlarımızın beklentilerini gerçekleştirmek, en temel varoluş sebebimiz haline geliyor. Onlar da kendilerinden talep edilen beklentilerin içinden geçerek geliyorlar. Bunu biliyoruz.

  • Toplamda hayat dediğimiz gaile, ailemize, arkadaşlarımıza ve komşu teyzelere hesap vermek için yaşadığımız bir denkleme dönüşüyor.

Toplamda hayat dediğimiz gaile, ailemize, arkadaşlarımıza ve komşu teyzelere hesap vermek için yaşadığımız bir denkleme dönüşüyor.

Matematiğimiz biraz iyiyse, “Sen kesin mühendislik yaz”ların ardı arkası kesilmiyor mesela. Üniversite bittiğinde, iş bulup bulamadığımız sorgulanıyor. Ansızın, “ALES puanın kaçtı?” veya “KPSS’ye mi hazırlanıyorsun?” şeklindeki sürpriz quiz’lere maruz kalıyoruz. Eğer bekârsak, neden evlenmediğimizi açıklamamız lazım. Henüz anne baba olamadıysak, “Hadi ama neyi bekliyorsun?” diye sitem ediliyor. Hâlihazırdaki iki kız evlat asla yetmiyor çünkü “Bi tane de erkek doğur. Oğlanlar anaya çok düşkündür” deniyor. Ne yazık ki sürekli karşılaştığımız bu sorulara uygun gördüğümüz cevaplar, çevremizi memnun etmiyor. Çevremiz de çevresini vakt-i zamanında memnun edememiş olmalı ki memnuniyetsizlik çarkı, Kırmızı Pazartesi’nin hikâyesi gibi, hepimizi derinden sarsan ve hepimizin bildiği ve yine hepimizin öyle değilmiş gibi davrandığı bir süreklilikle dönüyor. Nasıl da şık.

Atanamayan Oblamov

Kurallar son derece acımasız.

Kurallar son derece acımasız. “Bilmiyorum ki” gibi muğlak yanıtlar veremezsin. “Nasip kısmet” ile geçiştiremezsin. Kaza ve kadere inanman yalnızca teferruat. Daha doğrusu söz konusu edilmiyor bile. Meseleler birbirinden ustalıkla ayrıştırılan bir dindarlıkla yorumlanıyor. Nasıl da güzel. Yüksek lisans istememen, ideal eş adayıyla tanışmaman ya da başvurduğun şirket tarafından reddedilmen kimsenin umurunda değil. Varsa bile hayallerinin, tutkularının ve prensiplerinin önemi yok. Daha iyi bir arabayı talep etmiyor ve etmeyecek oluşunun rasyonel izahı yok burada. Derdini kimseye anlatamazsın. Bunu başaramayacağın için değil, dinlemeyecekleri için… Bir işin ucundan tutmak zorundasın. Yorulmak, seçenekler arasında bulunmuyor.

Kurallar son derece acımasız. “Bilmiyorum ki” gibi muğlak yanıtlar veremezsin. “Nasip kısmet” ile geçiştiremezsin. Kaza ve kadere inanman yalnızca teferruat.


Durup hayattan aslında ne umduğunu düşünemezsin. Zihninin netleşip berraklaşması için sabretmeyecekler. “Doğru anı beklemek” sadece nostaljik bir spor. Toplumun, kararsız ve ivmesiz kişilere tahammülü kalmadı artık. Yerinde sayamazsın. Yolda herkes kadar hızlı yürümezsen, omzuna çarpanlar çıkabilir. Bir bankta tek başına otururken, kalkıp gitmeni rica edebilirler. Bütün vaktini aylaklıkla geçiren Rus roman karakterlerinin devri kapandı. Hemen şimdi bir şeyler yap. Güzel, faydalı ve hatta zaruri olması şart değil. Yap işte. Bunu diyorlar. Durmadan diyorlar. Durmadıkları için düşünmeden diyorlar. Sorun belki de bir bankta tek başına oturmanın sadece ve sadece aylaklık ile açıklanabileceği bu hızlı zamanda, “hayır ağaçlara bakıyorum” cevabının rasyonel kabul edilmeyeceği meselesidir. O soruyu ben de soruyorum: Peki, şimdi ne yapacaksın?