Sağlıkta ve hastalıkta

HÜSEYİN ATLANSOY
Abone Ol

Sam Peckinpah için şiddeti estetize eden yönetmen tanımlaması yapılır. Doğrudur da bu tanımlama. Yönettiği hemen hemen bütün filmlerde Kızılderililerin soluk benizlilerce yok edilmesinin ve kısmi karşı çıkışlarının örtülü bir şekilde alabildiğine hin Klu Klux Klan zihniyetiyle değerlendirildiğini görürüz. Wasp’ın gölgesi Hollywood sistemi üzerinde çok koyudur. Ülkemiz alabildiğine terörize edilmiş bir seçim sürecinden geçti. Kendilerini beyaz olarak tanımlayanların hiç de estetize edilmemiş, hastalıklı kaba halleri ve tutumları aklımızda bulunsun. Süleyman Seyfi Öğün’ün özel bir sohbette kendisine İlber Ortaylı’nın bizde devletin ‘t’si çok uzundur demesi de.

Kâmil Eşfak, Berki Olcas Süleymanov’un şiirleri hakkındaki bir yazısında Türk edebiyatında kimi şairlerin şiirlerinde ‘kendi ben’lerini oluşturmada başarılı olduklarını yazıyor.

Kâmil Eşfak, Berki Olcas Süleymanov’un şiirleri hakkındaki bir yazısında Türk edebiyatında kimi şairlerin şiirlerinde ‘kendi ben’lerini oluşturmada başarılı olduklarını yazıyor. Bu durum yeteneğin yanı sıra büyük bir sabrı da zorunlu kılıyor gibi. ‘Kendi ben’ini eserleri ve tutumlarıyla oluşturan sanatçıların ‘öteki ben’lerden de en azından haberdar olduklarını, hatta çok iyi bilip kavradıklarını da söyleyebiliriz. Dostoyevski’nin eserlerinden birinin adı boşuna ‘öteki ben’ değildir.

Mustafa Özel ile otuz iki yıl sonra Üsküdar’da karşılaşıyoruz. Önceki görüşmemizde ölüme yaklaştıkça ciddiyet artar dediğimi hatırlıyorum. Çok kısa bir şehir konuşması yapıyoruz. Yanında Osman isimli ‘okuldan’ bir arkadaşı var. Konu bir ara Tolstoy ve Dostoyevski’ye geliyor. Mustafa ağabey Tolstoy’un sağlıklı ve sağlıklı olmasıyla önemli; Dostoyevski’nin hasta ve hasta olmasıyla önemli olduğunu söylüyor. Hasta olanların ölüme yaklaştıkça tuhaflıklarının ya da çılgınlıklarının arttığı söylenebilir. Yazmayı planladığı iki kitaptan bahsediyor. Bence bu iki yazar ‘kendi ben’lerini oluşturanlar sınıfından. Önce sağlıklısını – Tolstoy’u – okumuş, bir iki satır da üzerinde durmuştum. Şimdi hasta olanını okuyorum. Dostoyevski’nin Cinler’i bugünün Türkiye’sini anlatıyor sanki. Bugünün sol, liberal ve batıcılarının hem zihinsel hem sosyal durumlarını incelikle ve hastalıklı birçok yorumla aktarıyor. Turgenyev karikatürü bir kahramanıyla (Karmazinov) inceden eğlenmesi- çok ayıp! - dikkat çekici . Kendisinden sonra yazacaklara pek bir şey bırakmaması büyük yazar pozundakilerin Shakespeare karikatürü olduklarını belirtiyor. Bir bakıma asıl olan benim diyor. Kendi beni ile konuşuyor; öteki benleri ise iliklerine kadar bildiğini anlıyoruz. Benliğinin bir kemik olduğu belli. Ne diyeyim, yan yatmış suretlerden iliğini süzerek kendi kemiğini arayanlara selam olsun. Bir de kemikçiler var biliyorsunuz - köpeklerin bunda bir suçu yok -köpek tabiatlı olanlar. Aman diyeyim uzak durun.

Tolstoy’un sağlıklı ve sağlıklı olmasıyla önemli; Dostoyevski’nin hasta ve hasta olmasıyla önemli olduğunu söylüyor. Hasta olanların ölüme yaklaştıkça tuhaflıklarının ya da çılgınlıklarının arttığı söylenebilir.

Sağlıkta ve hastalıkta, iyi günde ve kötü günde sözleri bize ilk olarak evlilik kurumunu ve sürekliliğini işaret ediyor. Kendi benlerini oluşturmuş kişiler milletin sesi olarak ister sağlıklı olsunlar isterse hastalıktan kıvransınlar, eğer birer alçak değilseler kayda değer tespitlerde bulunmuş ve hüküm vermişlerdir. Hepsine katılmayabiliriz. Örneğin Dostoyevski kendisi için öteki ben olan Fransa hakkında meşrutiyetten vaz geçilmesinin çok büyük bir hata ve yanlış olduğunu söylüyor. Sahi biz kaçıncı meşrutiyetteyiz? İkincide kaldık mı dersiniz?

7 Haziran hem Mevlâna İdris’in hem Cahit Zarifoğlu’nun vefat yıldönümleri. Rabbim rahmetinde dinlendirsin.

Cin çarpmışlar

Mustafa Özel Dostoyevski’nin Cinler kitabının İngilizce baskısının isminin Cin Çarpmışlar olduğunu söylüyor. Çarpılmışlar yani. Kitabın hemen başındaki İncil’den yapılan alıntı, yazarının da aynı görüşte olduğunu doğruluyor. Çarpılmışlar aynı zamanda Rasim Özdenören’in Hastalar ve Işıklar, Çözülme ve Çok Sesli Bir Ölüm’le başlayan ilk döneminin son kitabı. Bu kitaplarda görülen kesif Dostoyevski- Faulkner esintisini ve anlatılacakların belirli bir sıralılık ile önceden belirlenmişliğini söylemekle yetinelim. Elbette akla dayalı bir yöntem. Budala ise İngiltere’de çok büyük bir talihsizlikle İdiot ismiyle yayınlanmıştır.

Dostoyevski Cinler kitabında neredeyse bütün kahramanlarını cin çarpmış bir ruh durumu içinde ustalıkla resmeder. Bence en başarılı romanıdır. Kahramanlarını oluşturmakta kullandığı ‘ikili sarmal’ yöntemi en etkili formuna bu kitabında ulaşmıştır denilebilir. Kitabın zeminini oluşturan asıl büyük kötülüğün iki kaynağı birbirine aşık iki kişinin uzun bir hikâyesi -yaklaşık yüz elli sayfa- verilir önce. Edebiyat dünyasında pek tutunamamış bir sanatçı ve onun koruyucusu statüsünde (melek diyemedim, melek yok çünkü romanda) varlıklı bir kadın. Asıl örüntü bunların birbirleriyle ilişkili iki oğul arasında geçiyor. Habil ile Kabil değiller. Kabil ve Kabil. Stavrogin ve Pyotr Stepanoviç. İkisinin de küçük isimleri aynı. Aynı kaynaktan beslenip kuruyorlar sanki.

Dostoyevski Cinler kitabında neredeyse bütün kahramanlarını cin çarpmış bir ruh durumu içinde ustalıkla resmeder. Bence en başarılı romanıdır.

Dostoyevski neredeyse bütün kahramanların, anti-kahramanlıklarının baskın olduğu iki intihar, birkaç cinayet, çokça tecavüz ve aldatmanın yer aldığı bir atmosferi oluşturup -soluk soluğa- kitabı yetiştirmesi gerekmektedir hissini verir. Rus milletiyle ve yurduyla özdeşleştirdiği kendi benini Nihilizm, Sosyalizm, Katoliklik ve Liberalizm, öteki benliklere kapılarak, cin çarpmışa dönmüş öteki benler üzerinden kurar. Hem Budala’da hem de Cinler kitabında peygamberimize dil uzatmaktan kaçınmaz.

İkinci ikili sarmalın esas oyuncusu çok aklı başında -intihar ederken bile aklı başında olduğu doktor raporuyla belirlenmiştirbir çılgın olan Stavrogin’dir. Stavrogin, ne iyilik ne de kötülük yaptığında duyduğu hazla yetinemeyen -küçük şeylerdir çünkü bunlar ona göre- güç istencinde bulunan bir karakterdir. Nietzsche’yi hatırlamamak imkânsız. Pyotr Stepanoviç ise Stavrogin’e hayran şeytani bir zekâ ile cinayet ve intihar ettirebilme yeteneğine sahip bir organizatör. İki Kabil yan yana. İki dava arkadaşı. Hem konu hem karakter bakımından iç içe geçmiş ikili sarmallardan sonra bahsedelim.

Geçen yüzyıl yazdığım bir şiirde tek sayılar gibiyim hayatta demiştim. Sonrasında da çift sayılardan çıkıyor kavga dizesini eklemiştim. Mustafa Özel’in İkilemelerle ilgili geçen yüzyıl yazdığı Alparslan ve Melikşah ve konuyu dört taç sultanlığının sultanı olan Fatih’e bağladığı müthiş bir yazısı vardır. Bulursanız okuyun.

Mustafa Özel’in İkilemelerle ilgili geçen yüzyıl yazdığı Alparslan ve Melikşah ve konuyu dört taç sultanlığının sultanı olan Fatih’e bağladığı müthiş bir yazısı vardır. Bulursanız okuyun.

Dün akşam eve geldiğimde televizyonda Manchester City ile Inter arasındaki maçı izledim. İngiliz oyuncunun golü, rakip takımın kalecisinin görüş alanının, kendi takımının iki oyuncusu tarafından kapatılmış olduğu bir pozisyonda geldi. Siyasette, sanatta ve hatta hayatta böyle enstantaneler vardır. Cin çarpmışa dönersiniz. Ufkun açıklığı hayati, kapalı olması ise ölümcül olabilir.