Tarantino'nun intikam filmi: Kanlı mı olacak, kansız mı?

ABDÜLHAMİT GÜLER
Abone Ol

Babasının oyuncu olması, tiyatro eğitimi alması, video kasetçide binlerce film havuzunda kendini beslemesi Tarantino’yu şekillendirir. Normal biri değildir. Yapacağı işlerin de öyle olmaması gerekir. Tipik Amerikalıdır. Amerika kadar karmaşık, Amerika kadar gevşek, Amerika kadar sürprizlerle dolu, Amerika kadar abuk ve Amerika’dan daha absürt...

Her film ve sinemacı, izleyici için bir gerçeklik kurgular. Kendi beğenisi, kabulü, zaafı, huzursuzluğu ve estetiği çerçevesinde bir ürün ortaya koyar. Kimileri gelenekselleşmiş olana katkı sunar, aynı yolun yolcusudur. Stil olarak benzer, içerik olarak biraz farklı (belki), beklentinin peşinde ve sinema kalabalığı içinde nokta olur... Ve böyle olmayanlar vardır. Bu kadar basittir. Quentin Tarantino, “böyle olmayan” sınıftadır.

Babasının oyuncu olması, tiyatro eğitimi alması, video kasetçide binlerce film havuzunda kendini beslemesi Tarantino’yu şekillendirir.


Kendine has üslubu, nereden geldiği ve nereye gideceği net olmayan içeriği ve “o adam” dedirten varlığıyla Hollywood’a 90’lardan itibaren taze kan olur. Babasının oyuncu olması, tiyatro eğitimi alması, video kasetçide binlerce film havuzunda kendini beslemesi Tarantino’yu şekillendirir. Normal biri değildir. Yapacağı işlerin de öyle olmaması gerekir. Tipik Amerikalıdır. Amerika kadar karmaşık, Amerika kadar gevşek, Amerika kadar sürprizlerle dolu, Amerika kadar abuk ve Amerika’dan daha absürt...

Diğer filmlerinden daha az oranda şiddet ve kan görüyoruz bu filmde.

Tarantino’yu övmek istediğimizde zaman algısı çerçevesinde elimizde bolca “done” var. Öncelikle alışılmış kalıpları kırdı. Geleneksel sinema ve sanat algısını devirdi. Üslubunu post-modern zaman insanına (özellikle gencine) kabul ettirdi. Üslubundaki kanın, şiddetin, küfrün, alaycılığın sebeplerine insek, inemeyiz. Bilemeyiz. Bilmemiz de şart değil. Gördüğümüzle amel/ yorum edeceğiz. Son ameli olan

  • Bir Zamanlar Hollywood’da, Roman Polanski’nin yaşadığı trajedinin etrafında dönüyor. 1969’da Charles Manson’ın kurduğu “sapık tarikat” üyeleri tarafından Polanski’nin eşi ve evde bulunan diğer 3 kişi katlediliyor.

Polanski evde yokken hamile olan eşini ve karnındaki çocuğunu kaybediyor. Tarantino da bu konuyu ele alarak Manson’dan ve belki de Hollywood’dan intikamını alıyor. Sinemacının özgürlük alanı çerçevesinde yaşananları olduğu gibi aktarmıyor, Tarantino. Yaşanan acı olaydan bambaşka bir hikâye görüyoruz. Hikâyenin omurgasını da sapık tarikat ve Polanski oluşturmuyor.

Sinemacının özgürlük alanı çerçevesinde yaşananları olduğu gibi aktarmıyor, Tarantino.

Aynı zamanda Polanski’nin komşuları olan orta yaşlı meşhur dizi oyuncusu Rick Dalton ve dublörü Cliff Booth ana karakterler. Rick, Hollywood’a başrol olarak adım atamayan dizi oyuncusudur. Dublörü Booth, hippilerden (Manson tarikatı) genç bir kız ile tanışır ve yaptığı bir şeye karşılık intikam eylemine maruz kalır. Sonra ne olur? Orası filmde, izleyiniz... Polanski’nin eşi ve diğer 3 kişinin böyle enteresan bir şekilde katledilmesini hikâye edip filme alması gereken isimlerin başında elbette Tarantino geliyor. Kendisinden beklenmeyecek şekilde olayı yumuşatıyor Tarantino. Diğer filmlerinden daha az oranda şiddet ve kan görüyoruz bu filmde.

Sinema yazarı olmanın 313 yolu
Cins

Yaşanan olayın yeterince vahşice olmasından ötürü cesaret mi edemiyor, odaklanmak istediği meselenin dışında kaldığından mı yapmıyor, bilemiyoruz. Fekat neticede Tarantino’dan daha az kanlı bir Tarantino filmi izliyoruz. Bu, belki de filmin en olumlu yanı. Peki, Bir Zamanlar Hollywood’da, Tarantino’nun filmografisinde nerede duracak? Belki de en önemli soru bu...

Bir direnme yöntemi olarak sinema
Cins

Ustalık döneminde, Hollywood’dan en önemli birkaç ismi bir araya getiren Tarantino maalesef başyapıt ortaya koyamıyor. Şiddet, cinsellik ve kan revan ile bildiğimiz Tarantino’nun -bir gerçek olarak- sinema dünyasında kapladığı müstesna yeri inkâr edemeyiz. Hikâye ediş biçimi ve üslup itibarıyla örnek alınacak biri (her filminde olduğu gibi şiddet içeriğine şerh düşmek kaydıyla). Biçimle oynayıp, içeriğin de desteği ile klişeden uzaklaşabilmenin örneklerinden biri. Gelin görün ki son filmiyle sadece yerini sağlamlaştırabilmiş. Sanat üretimi,-tıpkı hayat gibi- yerinde saymama zaruretinin somut halidir. Sanatkâr, her yeni eserinde öncekinin üzerine koymalı, yeni sorular sormalı ve haliyle yeni şeyler söylemeli veya aynı şeyi söyleyecek yeni üslup belirlemelidir. Aksi hâlde eser, hayat ile bağ sorunu olan sanatkârın ahvalini resmeder.

  • Hollywood söz konusu olunca öncelikle sanat üretiminden bahsedemiyoruz tabii ki. Ancak Tarantino gibi bazı isimlerin üretimleri de sanat çerçevesinde ele alınmalı. Yöntem itibarıyla çokça eleştiriyi hak eden bu gibi isimlerin bile yerinde saymaması gerekir. Bir Zamanlar Hollywood’da ismini duyup kadroyu görünce hakikaten heyecanlanmıştım.

Tarantino, evet. Mutlaka kan revan içinde bir film olacak ama illa ki sinema tarihinde önemli bir yer edinecektir, dedim. Olmadı. Filme de ilham olan Charles Manson’ın bir sözünü okudum. Şöyle diyor haşmetmeab: “Bana tepeden bak, bir ahmak göreceksin. Bana aşağıdan bak, efendini göreceksin. Bana direkt bak, kendini göreceksin.”

Bir Zamanlar Hollywood’da ismini duyup kadroyu görünce hakikaten heyecanlanmıştım.

Nedense Bir Zamanlar Hollywood’da filmi ile Tarantino’yu beraber düşününce gözümün önünden gitmiyor bu söz. Neden acaba?