Tek yön, sadece gidiş

İDİL ÖNEMLİ
Abone Ol

Tam iki yüzyıllık bir klişe yolun parkelerine, köşedeki simitçinin simitlerine, mağazalarıncamekanlarına, her hallerinden okulu kırdıkları belli olan iki öğrencinin sırt çantasına,annesinin elini çekiştire çekiştire ağlayan kız çocuğunun diş tellerine ve az ötede gölgelikteuyuyan köpeğin tüylerine çarpıp geri döndü.

Klişeler çok fazla şey söyler ve sanılanın aksine toplumsal olarak güçlü karşılıkları vardır. Bir toplumun ruh halini anlamak istiyorsanız diline pelesenk olmuş cümlelerine bakın. Sadece ruh halini değil toplumun kişiliğini de çözümleyebilirsiniz rahatlıkla sığındıkları klişelere bakarak.

Limon ağaçları
Cins

İnsanların arasına karıştığım zamanlarda, kulağıma çalınan konuşma parçalarını aklımın bir köşesinde biriktirmek gibi bir huyum vardır. Genelde ya gündelik siyasete dair ya da şahsi bir sıkıntıya dair hararetli bir sohbetin parçası olur bu cümleler. Günlük hayatın klişelerinden de bolca duyarım.

Ülkenin insanlarının dem ve damarlarına işlemiş sözlerden biriydi, ‘’bizden adam olmaz’’. Bir lanet gibi, nesilden nesile başarılı şekilde tevarüs ettirilmiş bu klişe, çatır çutur yendiği halde bir türlü azalmayan bir miras gibiydi aynı zamanda.


Geçenlerde karşıdan karşıya geçmek için bekliyordum. Sarı ışık yeşile dönmüştü ve biz yayalar olarak adımımızı tam yola atmıştık ki önümüzden son model bir Mercedes vınlayarak geçti. Kapkara filmlenmiş camlarından sızan müzik birkaç saniye hava da asılı kaldı. Caddeyi diskoya çevirerek ilerliyordu, bayağı uzaklaşmış olmasına karşın bangır bangır bağıran hoparlörlerini hala duyabiliyorduk.

Yayalardan birinden haklı bir serzeniş yükselmişti ki aradan bir ses tüm homurtuların önüne geçti. Bağıra çağıra ünledi bir adam sigara kırığı sesiyle.

“Bizden adam olmaz!”

Tam iki yüzyıllık bir klişe yolun parkelerine, köşedeki simitçinin simitlerine, mağazaların camekanlarına, her hallerinden okulu kırdıkları belli olan iki öğrencinin sırt çantasına, annesinin elini çekiştire çekiştire ağlayan kız çocuğunun diş tellerine ve az ötede gölgelikte uyuyan köpeğin tüylerine çarpıp geri döndü.

Ülkenin insanlarının dem ve damarlarına işlemiş sözlerden biriydi, ‘’bizden adam olmaz’’. Bir lanet gibi, nesilden nesile başarılı şekilde tevarüs ettirilmiş bu klişe, çatır çutur yendiği halde bir türlü azalmayan bir miras gibiydi aynı zamanda. Öyle ki kuşaklardır bu kadar başarılı bir şekilde aktarılmış başka bir toplumsal algı var mıdır, bilemiyorum.

İşin garibi şuydu. Bu adam da dahil “Bizden adam olmaz” diyen hiç kimsenin sesinde ne bir üzüntü, ne de keder tınısı bulamazsınız. ‘’Biz’’ derken kendilerini öyle hünerle sıyırırlar ki; o ‘’biz’’ salında ‘’siz’’ oluverir. Kısaca bu şahsa münhasır bir durum değildir. ‘’Bizden adam olmazcı’’ların neredeyse tümünde hakim bir düsturdur. Zaten maksatta budur.

Aziz Nesin de bu klişe üzerine yazdığı ‘’Biz Adam Olmayız’’ öyküsünde, ‘’Bizden adam olmaz’’cıların, kalın kafalarındaki Avrupa hayalinin nasıl da toplumun üstüne bir heyula gibi çöktüğünü kolunu kanadını kırdığını anlatır.

Yeis tohumlarını bu acımasız sözle toplumun bağrına ekenlerin karakteristik özellikleri Aziz Nesin’in öyküsünde de benzer şekilde tasvir edilmiş. Kısacası kifayetsiz muhteris bir prototiple karşı karşıyayız. Bizden adam olmaz klişesi zihinleri Avrupalılaşmak fikriyle aşılanmış bu ülkenin nâmeşru evlatları yoluyla dolaşıma sokuldu.

Yeis tohumlarını bu acımasız sözle toplumun bağrına ekenlerin karakteristik özellikleri Aziz Nesin’in öyküsünde de benzer şekilde tasvir edilmiş.

Bizden adam olmazsa, adam olmanın yolu yordamı belliydi: Avrupalılaşmak. Avrupalılar adamdı, her şeyleri düzgündü. Sistemleri tıkır tıkır işliyordu. İş disiplinleri bir harikaydı. Teknolojik gelişmişlik onlarda vücut bulmuştu. Şöyleydi böyleydi. Almanya’da çalışmış işçilerin ballandıra ballandıra Almanya’yı nasıl anlattıklarını bilirsiniz. Batının hiçbir olumsuzluğundan bahsetmezler Avrupa sevdalıları.

  • Hesap hatasının büyüğünü yaparlar bu cümleyi kurarken. O yüzden de bu meşum sonuca varır, kendi toplumlarından bu topluma dahil olmaktan utanç duyarlar.

Karşılaştırmayı yaparken yaptıkları büyük bir hata var ki, bütün sistemi bu çarpık bakış açısıyla tarttıkları için hiçbir gözlemleri de geçer akçe değil. Bizim kötü yanlarımızla onların iyi yanlarını karşılaştırıp dururlar. Bir kefeye onların iyi yanlarını bir kefeye bizim kötü yanlarımızı koyarlar ve bir de akıllı geçinirler. Şirazesi kaymış bir aklın bu matematiksel yanlışının sonucudur işte bu klişe cümle. Bre adam, tartının bir kefesine bizim kötülüklerimizi diğer kefesine de onların kötülüklerini koysana, bak bakalım hangisi ağır basıyor. Be adam, bizim iyiliklerimizi bir kefeye onların iyiliklerini de öteki kefeye koyupta tartsan ya. Kötülükleri kötülüklerle, iyilikleri de kendi cinsi ile tartsana.

Mesela bir kefeye Avrupa’nın daha dün sebepsiz yere katlettiği otuz milyon insanı koysana, bak o zaman kimden adam olurmuş kimden olmazmış? Türkiye’nin şartsız kabul ettiği milyonlarca mülteciyi bir kefeye koysana diğer kefeye de Avrupa’nın kabul ettiği mültecileri. Terazinin bir kefesine onların iyiliklerini, güzelliklerini koyacaksan illa yağma yok diğer kefeye de bizim iyiliklerimizi koyacaksın. Mesela milyonlarca insanın zekat verdiğini kaç kez ekonomik kriz yaşayan bu ülkede büyük sosyal kırılmalar olmadığını, bunu dinden aldıkları fedakarlık, feragat, isar hasletinden yaptıklarını da kefeye koyacaksın. Sonra da onların birbirlerine karşılıksız, menfaatsiz yaptıkları iyilikleri koyacaksın. Bulursan koyarsın elbette. Bulursun bulmasına da epey ararsın.

Sebepsiz kötülükler muamması
Cins

Velhasıl, bir kez daha duyunca anladım ki, “bizden adam olmaz, biz şöyleyiz biz böyleyiz” ezberi daha bir kulağımı tırmalamaya başlamış. Bu cümlenin içindeki gizli Avrupa hayranlığı ve kendi ülkesinden utanma duygusundan bıktım. Bu yarı mazoşist yarı boş söylemden hoşlananlara ise uçak bileti hediye edesim geliyor. Tek yön, sadece gidiş.