Trene koşan adam

BÜLENT AKYÜREK
Abone Ol

Bankadan para çekince senetler, tapular veriliyor, kefiller isteniyor. Biz de aldığımız parayı eşek gibi titizlikle ödüyoruz, çünkü ikinci ay evimize icra gelir ama birbirimize karşı alacaklarımızda hassas değiliz, oysa biliyoruz ki ahretimize icra gelecek, mahşerin icra memurları bizi yerlerde sürükleyerek cehennem ateşine atacaklar, korkmuyor muyuz?

Bana mail atıp adresini yazan kişilere imzalı kitaplarımı parasını almadan gönderdiğim için telefon açıp hayretle soruyorlar: “Abi imzalı kitaplarım geldi, ben ücreti nereye yatıracağım, bir de ücretini yatırmadan niçin kitap gönderiyorsun, ben şimdi yatırmazsam ne yapacaksın?”

Geriye doğru ileri!
Cins

Ankara, Sincan’ı biliyorsunuz… Kırk veya ellili yıllara ait bir mesele anlatılır. Sincan tren istasyonu yakınlarındaki bir bakkal amcamız vefat edince veresiye defterinde alacaklıların listesinde şöyle bir not görürler: 65 Lira (Trene Koşan Adam)

Bir gün Trene Koşan Adam borcunu ödemek için bakkala döner ama adam vefat etmiştir. Bakkalın oğluyla defterleri karıştırırlar, ismini bilmediği için “Trene Koşan Adam” diye kaydedildiği anlaşılır. Borçlu adam 65 Liradan tahminle adı geçenin kendisi olduğunu anlar. İşte böyle…

Takside bulduğumuz cüzdanı sahibine verdik diye akşam haberlerine çıkıp kahraman oluyoruz. Vay anasını, vay anasını!

Belli ki hiç tanımadığı bir adama 65 Liralık veresiye açmış, adını bile sormamış ve trene binmesi gereken adam hızla bakkaldan koşarak ayrılıp istasyona koşmuş. Bakara Suresi’nde alacak verecek şeylerimiz için not alınması bahsedilse de bahsettiğimiz adamlar ihlasla çek-senet almadan satış yapıyorlardı.

O yılların kapitalizme bulaşmamış insanlarındaki saflığı, iyi niyeti, birbirlerine olan güvenlerini görüyorsunuz değil mi?

O mübarek insanlar kul hakkına inanırlardı. Bence Trene Koşan Adam da şöyle bir not yazıp koymuştur cebine: “Sincan Tren İstasyonu yanındaki bakkala 65 Lira borcum var.”

Çek-senet almadan alış-veriş yapamamak ahir zaman belirtisidir! Kaldı ki aldığımız evraklar ya sahte çıkıyor veya karşılığı yok.

Çeklerimizin, senetlerimizin, dostluklarımızın karşılığı yoksa imanımızın da karşılığı yoktur. Karşılığı olmayan senetlerimizin bize kul hakkından dolayı cehennem ateşi olarak döneceğini bilseydik bunu yapar mıydık? Hayır! Biliyor ve devam ediyorsak, imanımızda sıkıntı vardır.

  • Bir Müslüman diğerine senetsiz güvenip dolandırılınca parayı veren adama “salak” diyorlar, ne acı!

Bankadan para çekince senetler, tapular veriliyor, kefiller isteniyor. Biz de aldığımız parayı eşek gibi titizlikle ödüyoruz, çünkü ikinci ay evimize icra gelir ama birbirimize karşı alacaklarımızda hassas değiliz, oysa biliyoruz ki ahretimize icra gelecek, mahşerin icra memurları bizi yerlerde sürükleyerek cehennem ateşine atacaklar, korkmuyor muyuz?

Yıllardır kitaplarımı korsan yapanların bir kaçı belki de tam burnumun dibinde? Kim bilir belki de Kadir geceleri telefonlaşıp birbirimize dua ediyoruz? Çok feci! Ne kadar aptal bir adam olduğumu zannedip gülüyorlardır içten içe ama ben sefalet çekerken, kira ödeyemeyip sokağa çıkacak para bulamazken ettiğim bedduaları bir duysalardı!


Bankadan para çekince senetler, tapular veriliyor, kefiller isteniyor.

Tüm haysiyetimle helâl kazanmanın, kimsenin köpeği olmadan tehlikeli kitaplar yazmamın karşılığını Rabbim elbet verecektir, ya onlar, o zavallı beddua yiyen insanlar haram lokmalarının karşılığını dünyada veya ahirette ödeyeceklerini bilmiyorlar mı? Gazetede yazmadan, televizyonculuk yapmadan, başka bir işte çalışmadan Türkiye gibi bir memlekette sadece kitap yazarak geçinmeye çalışıyorum ve korsana davetiye çıkaran, bu işle ciddi ilgilenmeyen devlet adamlarına da hakkımı helâl etmiyorum.

Benim paragöz biri olmadığımı, nasıl teklifleri geri çevirdiğimi bilenler bilir. Bu işe kafayı şunun için taktım: Allah rızası için yazdığım kitaplar hırsızlara sermaye oluyor, siz olsaydınız bir daha kitap yazarak hırsız, zibidi, Allahsız, mafya bozuntularını besler miydiniz?

Devlet, hükümet, vatandaş hakların korunmasında ciddi olmazsa hırsızlara beddua etmekten başka ne gelir elimizden?

Allah; bu işi yapan, eden, alet olan, göz yuman, benim 48 yılımı çarçur edip köşeye fırlatan, sonra da oturup kıs kıs gülen tüm kurum, kuruluş ve şahısları ıslah etsin inşallah.

Adını, adresini bilmeden borç verdiğimiz günlerden, çekine senedine bile güvenemediğimiz kişilerin dünyasında yaşamaya başladık. Şimdi yazının en başına geri dönüyorum. Evet kardeşlerim, kim kitap istediyse ücret almadan yolladım ve insanlara güvenmeye devam ettim. Bir Müslüman diğerine güvenemeyecekse yaşamanın ne âlemi var!

İçinizdeki öküze OHAL deyin!
Cins

Bizler Müslümanız, hiç tanımadığımız kişilerin cenazesine katılıp “İyi bilirdik” demiyor muyuz? Öyleyse yaşarken de güveneceğiz birbirimize. Borç verip Kızılderililer gibi isimler koyacağız durmaksızın: Trene Koşan Adam, Sigara tutan Adam, Van'da Okuyan Üniversiteli Çocuk…

Takside bulduğumuz cüzdanı sahibine verdik diye akşam haberlerine çıkıp kahraman oluyoruz. Vay anasını, vay anasını!