Yıl sonu müsamerelerine kimler çıkarılmaz?*

HABER MASASI
Abone Ol

EREN SAFİ

Eski günleri hatırladım şimdi. Uzun ecelerde şiirler okuduğumuz günleri. Musahhih elleme lütfen ece dedim gece değil. Gramer şakalarını, parodileri, şiirleri şiir olarak okuduğumuz günleri. İnsan hatırlıyor bazen. Çapalı karşılar, bakışsız bir kediler, atonal plakları Cöntürk’ün... Ben gayri resmilikte, gayri emperyalistlikte, gayri devletlû yerlerinde hayatın, birleştiğimizi sanıyordum. Hâlbuki adamlar sadece solcu ve muhalif değil aslında gayri meşruymuş. Biz de tağuti rejim, küfür düzeni derken aslında belki de okuldan gelip ‘’hani bana! hani bana!’’ diyormuşuz ne bileyim. Kavga var sanıyordum. Kaymakamlığı, subaylığı, bilmemneliği bırakan solcu, bıçkın, anarşist şairler. Sayarmışım eskiden düşündüm de şimdi. Severmişim de hatta. İdare ediyordum hatırlıyorum bir yandan. Görmezden geliyordum. Protesto sandığım necaseti, çıkıntılık diye hafife aldığım rezilliği. Mikrop yuvası, pis, aşağılık bir garabet görüyorum şimdi yüzümü o tarafa döndüğümde. Ayrılıyor, istifa ediyor, tahammül edemiyor, kavga ediyor yazılıyormuş. Ve hâlbuki şımarıyor, dek duramıyor, fitne yayıyor, fesat çıkarıyor okunuyormuş. Çocukları seviyor sandığın aslında tecavüzcü, kavgacı sandığın muhbir, mutemet olduğu için para sayıyor sandığın çaldığını sayıyormuş. Kendimizi de saymıyorum artık. Sevmiyorum da hatta. Kendimi idare etmiyorum, seni mi görmezden gelecekmişim! Moda deyimle, sen kimsin ya! Duygularım ve düşüncelerim bu şekilde. Ha müsamereye de çağırırlarsa bu saatten sonra en azından ben gelmiyorum. Kimi çıkarmazlarsa artık...

Fatma Şengil Süzer

FATMA ŞENGİL SÜZER

Trafik lambası yeşili elbisesi olmayanlar çıkarılmaz. Veya sarı veya kırmızı. Halbuki bütün sınıf iki dakikada ezberlemiştir ‘Trafik Işıkları’ şarkısını.

“Yeşil ışık geç, kırmızı ışık dur (2kere)

Sarı ışık bekle (2kere)

Yeşil ışık geç, kendine bir eş seç.”

O kadarcıktır ve çok kolaydır. ‘Küçük Kurbağa’ şarkısından bile kolaydır. Birkaç tane renkli grapon kağıdı gibi bir şeyleri önlüklere iğneleyip bütün sınıfı şarkıya dahil etmek daha da kolaydır oysa. Annesi teneffüs zillerinden geçip gelemeyenler çıkarılmaz. Sanki abus bir mahkeme suratı çiziyordur zil de, bazı anneler dışarda kalır. Onlar niye geçemez, öyle uzaktan ve minicik bile bakamazlar bilmem. Beslenme saatinde sınıfa kocaman tepsilerle çibörek veya dızman getirenler çıkarılmaz. Niye poğaça getirenler değildir veya kek? Onu da bilmem. Dördüncü sınıfa kadar akrebi akrep, yelkovanı değirmen kolu olarak görmeye devam edenler çıkarılmaz. Saat saattir, akrep neymiş, çeyrek yarım tam. “Arkana yaslan!” denince kollarını uysalca kavuşturup arkasına yaslanamayanlar çıkarılmaz. Camı tıklatan bir bahar dalını seyrediyordur onlar, bahardır ve çiçeklenmiş parmaklar camı tıklatıyordur oysa, gelsene dışarıya! Bilmem şimdi ne haldedir dalgınlar, hayal kuranlar, ilk seslenişte hazırola geçemeyenler? Evlerinde hamur yoğruluyor mudur? Ne yapıyor, ne söylüyor, ne yiyorlardır ki?

Tarık Tufan

TARIK TUFAN

Orta ikiden ayrılan çocuklar. Bir de elinde hangi diploma olursa olsun, orta ikiden ayrılmış çocuklar var. Çocukluktan çıkarken düşmüş. Daha çocukluktan çıkamadan. Daha ilk adımda. Sonrası hep düşüş, kayboluş, huzursuzluk, kof kof öksürük, uykusuzluk, vadesi geçmiş borç, eksik ödenmiş ssk, birikmiş kira.

Annesi “kadın” çocuklar.

Başkalarının evlerini, iş yerlerini temizlemekten elinin şişi inmeyen, kızarıklığı geçmeyen kadınların çocukları. “Okur yazarlığım zayıf”, “Durumumuz yok”, “Beyim işsiz” kadınlarının çocukları. Senede bir kere veli toplantısına katılmış, onda da hep susmuş, ellerini saklamış, eskimiş pardösüsünden bir parça utanmış kadınların çocukları. Öğretmenin karşısında mahcup, öğretmenin karşısında saygılı, öğretmenin karşısında suskun, hep tedirgin, gözlerini kaçıran kadınlar. Onların çirkin elleri. Onların çirkin çocukları. Onların çirkin pardösüleri.

Ezberi zayıf çocuklar. Hafızası karanlık.

Dalgın, iyi defter tutamamış, ilk seferde kavrayamamış, birkaç sene daha giysin diye bol pantolonunu tutabilmek için kemerinde fazladan iki delik daha açılan, içe kıvrık paçası her yıl biraz daha uzayan çocuklar. Komşu çocukların küçülmüş, eskimiş kıyafetleri, yarım silgi, artık parmakların tutamadığı küçük kurşun kalem, kargacık burgacık yazı, kimi sayfaları eksik kitaplar. Orta ikiye kadar hiçbir öğretmenin gözüne girememiş, sonra büyümüş, kadınların, patronların ve devletin de gözüne girememiş çocuklar.

*Ece Ayhan, Yalın Ayak şiirinden