Cezayirli Mücahidin Osmanlı Diyarındaki Son Yılları

HABER MASASI
Abone Ol

Cezayir’de Fransızlara karşı direnişin sembol isimlerinden İslâm mücahidi ve Cezayir emiri Abdülkâdir el-Cezâirî, ömrünün son yıllarını Osmanlı ülkesinde geçirmişti. Önce Bursa’ya, ardından Şam’a giden Emir hakkında, Osmanlı arşivlerinde çok sayıda vesika mevcut. İşte, arşivin aynasından Emir Abdülkâdir…

Yusuf Sami Kamadan

Araştırmacı-Yazar

_____________________________________________
Fransızların 1830’da Cezayir’i işgal etmesinden kısa süre sonra direniş cephesi Emir Abdülkâdir’in liderliğinde kurulmuş; Fransızlar ve onlarla hareket eden unsurlar için işgalin önünde ciddi bir duvar vazifesi görmüştü. Yaklaşık 15 sene boyunca Emir Abdülkâdir’in dirâyet ve zekayla idare ettiği direniş stratejisi Fransızlar için kâbusa dönüşerek büyük bir kayba yol açtı. Nihayet bu meseleye köklü bir çözüm bulma arayışına giren Fransızlar, askerî bakımdan ciddi bir kuvvetle direniş cephesini muvakkaten çökertmeyi başarmış, 1847 yılında teslim olan Emir Abdülkâdir Fransa’ya götürülerek burada beş sene rehin tutulmuştu. Fransa’nın elde ettiği zafer, belirttiğimiz gibi muvakkat olacak, sonraki yüzyılda Kuzey Afrika’nın diğer bazı ülkelerinden olduğu gibi Fransa’nın Cezayir’den de çıkartılması tamamlanacaktı.

Fransa’da alıkonulan Emir Abdülkâdir, 1852’de serbest bırakıldığında Osmanlı topraklarına gitmiş, Devlet-i Aliyye de bu İslâm mücahidine kapılarını açmış, hürmette kusur etmemişti. Osmanlı arşivlerinde bulunan Emir Abdülkâdir ile alakalı çok sayıda vesika, bu hürmeti gösterir mahiyettedir. Mîlâdî 23 Aralık 1852 tarihli bir tezkirede*1 Fransa’dan, Bursa’da ikamet etmek üzere Osmanlı topraklarına gelecek olan Emir Abdülkâdir’in Bursa’ya gitmeden önce o dönem Osmanlı tahtında bulunan I. Abdülmecid ile görüşmesine dair talepte bulunulmuş, tezkirede yer alan “… kendisi hâk-pây-ı meâl-i ihtivâ-yı hazret-i şehen-şâhîye yüz sürmek emelinde bulunduğu cihetle…” ifadelerinden de anlaşıldığı üzere, talep Emir Abdülkâdir’den gelmişti. “… Bu adam şöhretli ve mu‘teber bir zât olduğundan ve atabe-i ulyâ-yı cenâb-ı hilâfet-penâhîye ruh-sûde olmak niyâzında bulunduğundan doğru Dersaâdet’e gelip işbu ümniyyesine nâiliyetle ba‘dehû Bursa’ya azîmeti sûreti münâsib gibi tahattur olunduysa da...” ifadeleri aslında üstü kapalı bir ısrarı dile getirmiş, 24 Aralık tarihini taşıyan -hemen bir gün sonrasında çıkan- irade bu talebi hiç şüphesiz kabul etmişti: “… İşbu tezkire-i sâmiye-i âsafâneleri manzûr-ı meâl-i mevfûr-ı hazret-i pâdişâhî buyurulmuş ve istîzân-ı sâmî-i vekâlet-penâhîleri vechile mûmâ-ileyhin doğru Dersaâdet’e gelip işbu ümniyyesine nâiliyetle ba‘dehû Bursa’ya azîmeti…”

Maksat Napolyon’u tebrik etmek mi, yoksa…

Bursa’da ikameti noktasında Emir Abdülkâdir’e gösterilen kolaylık bununla da sınırlı kalmamış, kendisi için kiralanan evin kira ve eşya masrafları da hazineden ödenmişti. 8 Şubat 1853 yılına ait olan tezkirede2 yapılan masrafların rakamları belirtilerek “… Tesviye-i iktizâsı için evrâk-ı merkûmenin Mâliye Nezâret-i Celîlesi’ne havâlesi hakkında her ne vechile emr u fermân-ı hazret-i şehen-şâhî şeref-sünûh buyurulur ise âna göre hareket olunacağı…” beyan edilmişti. Bir gün sonrasında çıkan irâdeye göre durum padişaha arz edilmiş ve masrafın hazine tarafından karşılanması sağlanmıştı: “… masraf-ı mezkûrun hazinece tesviye-i iktizâsı için…”

Osmanlı topraklarında bulunduğu dönemi aydınlatması kadar, hayat hikâyesinin de çok daha net şekilde ortaya konmasına yardımcı olan arşiv vesikalarında yer alan bir başka kayıt, Emir Abdülkâdir’in Fransa’ya gitmesine dairdir. 12 Nisan 1853 tarihine ait bir tezkire3, Emir Abdülkâdir’in her ne kadar Fransa tahtına geçen III. Napolyon’u tebrik etmek için Fransa’ya gitmek istediğini ifade etse de bunun aslında sadece zâhiren böyle göründüğü, asıl gidiş sebebinin Fransa’da esir bulunan ailesini kurtarmak olduğu söyleniyordu. “.. mûmâ-ileyhin ol vechile azîmetinde bir beis olmayacağından…” ifadeleriyle bu talebe izin veren merkez, tezkire ile birlikte doğrudan Emir Abdülkâdir tarafından yazılmış olan ve tezkirede “… mûmâ-ileyhin melfûf kâğıdıyla beraber…” ifadeleriyle bahsedilen bir de yazı almıştı. Sonunda “Abdülkâdir bin Muhyiddîn” şeklinde mührünün de yer aldığı yazıya Emir Abdülkâdir, kendisine gösterilen iltifat sebebiyle minnetini dile getiren ifadelerle başlamıştı: “… diyâr-ı Fransa’dan Dârü’s Saltanat-ı Seniyye’ye vürûdumla beraber fevka’l-merâm nâil olduğum iltifât-ı hüsrevâne ve be-tahsîs-i mahrûse-i Bursa’ya geldiğimde müheyyâ bulduğum asâr-ı bî-nihâye-i şâhâne bu dâ‘îlerin müstağrak-ı deryâ-yı menn ü mefharet ederek bi’t-teşekkür ve’l-ibtihâl kâffe-i ehl-i beytimle da‘vât-ı hayriye-i cenâb-ı şâhâneye hasr-ı lisân-ı ihlâs iştimâl eylemekde…”. Hemen bundan sonra Emir Abdülkâdir kendisini rahatsız eden sıkıntıyı dile getirmişti:

“… Birâderlerimle sâdât-ı kirâmdan yüz yetmiş nefer müte‘allikâtım ve sâir ehl-i İslâm’dan ba‘zı vücûh el-ân diyâr-ı Fransa’da pâ-beste-i kayd-ı esâret olduklarından anların ahvâli tezekkür ve tahattur kılındıkca müstağrak olduğum refah ve râhat mübeddel-i hüzn ve hicret olmakda idüğine ve onların çâresini görmedikce refâh-ı tam hâsıl edemeyeceğime mebnî bu bâbda i‘mâl-i efkâr ile âkıbet şu aralık Fransa İmparatoru Lui Napolyon [Louis Napoléon Bonaparte] cenâblarının tetevvüc eylemesi mukarrer bulunduğundan zâhiren tebrik ve hakikaten üserâ-yı mûmâ-ileyhimin ber-taraf takrîbi bulunarak semt-i selâmete teslîki için Fransa’ya azîmet ve husûl-i maksûd-ı dâ‘îyânemle avdet eylemekliğim…”.

Emir Abdülkâdir’in buradan tam olarak nasıl bir netice aldığını bilmek mümkün olmasa da 1855 tarihli bir tezkire4 kendisinin Fransa kralı ile görüşme ihtiyacını bir kez daha ortaya koyuyordu. Mührünün bulunduğu -bu sefer Arapça olan- yazının, tercümesiyle birlikte sunulduğu vesikada İstanbul’a geleceğine dair söylentilerin olduğu Fransa kralıyla görüşmek üzere İstanbul’a gelme talebinde bulunmuştu: “Hazret-i vekâlet-penâhîlerini ziyâret emeliyle nâil-i şeref-i mülâkat olmak dil-hâh-ı dâ‘îleri bulunmuş ve bu esnâda kesret-i meşâgil-i hidîvîleri mâni‘ olmuş ise de bu def‘a zât-ı hazret-i hilâfet-penâhî ile haşmetli Fransa imparatoru li-ecli’l-mülâkat geleceği mesmû‘-ı dâ‘iyânem olup eğerçi sahîh ise zât-ı âsafânelerini ziyâret ve müşârun-ileyh ile mülâkat için izn ü ruhsat-ı Sadâret-penâhîleri erzân buyurulması niyâz-kerde-i senâverânemdir.”

1855 yılı, Rusya’yla yaşanan Kırım Harbi’nin neticesinin de belirmeye başladığı bir tarih olmuş, Avrupa güçlerinin desteğiyle yaptığı bu savaşta Osmanlı, Rusya karşısında galibiyet elde etmişti. III. Napolyon’un da, Fransa içerisindeki kimi problemler sebebiyle gerçekleşmeyen İstanbul’a gelme niyeti, Osmanlı ile aralarında oluşan bu ittifak ile mümkün olabilmişti. Dolayısıyla her ne kadar Emir Abdülkâdir’in İstanbul’a gelmesine rıza gösterilse de, onun III. Napolyon’la görüşmesi bu bakımdan imkân dahilinde olamamıştı.

Şam hayatı başlıyor

Yine 1855 yılında Bursa’da meydana gelen büyük depremin ardından buradan ayrılarak Şam’a yerleşen Emir Abdülkâdir, hayatının sonuna kadar burada yaşamıştı. Arşiv kayıtları arasında Şam günleriyle alakalı bilgiler de mevcut. Şam’a ikamet için gidecek olan “Cezayirli Abdülkâdir Efendi’ye” kolaylık gösterilmesi5, kendisine bir ev satın alınarak gerekli hürmetin ihmal edilmemesi6, Şam’da bulunan Kefrin köyünün şahsına temliği7 bunlardan sadece birkaçı.

Cezayir’in Kasantîne şehrinde Emir Abdülkâdir adına inşa edilen cami 1994 yılında ibadete açıldı.

Emir Abdülkâdir, Osmanlı topraklarında bulunduğu dönemde her ne kadar siyasetle bağını kesmiş, kendisini ilim ve ibadete vermişse de, 1860’da Şam bölgesinde yaşanan karışıklıkları dizginleme noktasında attığı adımlar çok önemliydi. Avrupalıların, hususen İngiltere ve Fransa’nın siyasî çekişmesi, Lübnan topraklarında birinin Katolik Hristiyan Mârûnîleri, diğerinin de Dürzîleri desteklemesini gerektirmiş, kavga kaçınılmaz hale gelmişti. 1860 yılına gelindiğinde, Mârûnî-Dürzî gerilimi karşılıklı çatışma halini aldı. Bütün bölgeye yayılan gerilim, Dürzîlerin mezhep ayrımı yapmadan bütün Hristiyanları hedef almasına yol açtı. Lübnan ve Suriye’deki Osmanlı kuvvetlerinin hadiseleri yatıştırma noktasında aciz kalması, dahası Şam’a da sıçrayan Hristiyanlara yönelik saldırılarla mesele ciddi bir krize dönüştü. Tam bu noktada Emir Abdülkâdir, ikamet ettiği Şam’da olayları yatıştırmak için ciddi gayret sarf etti. Onun şahsî çabaları sayesinde binlerce Hıristiyanın hayatı kurtuldu. 19 Ağustos 1860 tarihli tezkirede8 kendisinin bu olayların yatıştırılması noktasındaki cehdi de vurgulanıyordu: “... Şam-ı Şerif’de ikâmet üzere bulunan Cezayirli Abdülkâdir Efendi’nin hâdise-i ahîrede teskîn-i fitneye pek çok gayret etmiş ve birkaç bin âdemi eyâdî-i kateleden tahlîs eylemiş olması…” Emir Abdülkâdir’in binlerce Hıristiyanın kurtarılması için gösterdiği gayretin Avrupa kamuoyunda da gündeme geldiği, kendisine kimi Avrupa devletleri tarafından verilecek nişanların bilgisi tezkirede vurgulanmış, onlardan önce Osmanlı’nın Emir Abdülkâdir’i bir nişan ile taltif etmesinin çok daha uygun olabileceği belirtilmişti: “Çünkü kurtarmış olduğu nüfûs cümleten tebe‘a-i Devlet-i Aliyye’den olduklarından başka yerlerden tasavvur olunan mükâfâtların vürûdundan evvel taraf-ı eşref-i hazret-i pâdişâhîden hakkında bir eser-i taltîf gösterilse Avrupaca te’sîrât-ı nâfiayı istilzâm eyleyeceğinden başka böyle diyânet ve salâbet ile meşhûr olan bir adamın milel-i gayr-i Müslime’ye vukû‘ bulan mu‘âvenet-i fî‘liyesinin takdîr-i alenîsi beyne’l-İslâm dahi bir hüsn-i ibret olacağına binâen…”

20 Ağustos tarihli iradede, Emir Abdülkâdir’in Mecîdiye Nişanı ile taltif edilmesi uygun bulunmuştu. Bir aydan kısa bir zaman sonra Emir Abdülkâdir, altında mührünün bulunduğu ve Türkçe tercümesiyle birlikte üst makamlara sunulan Arapça yazısında9 bu taltif sebebiyle teşekkürlerini sunuyordu. Emir Abdülkâdir’in Osmanlı idaresi tarafından taltifi sadece Mecîdiye Nişanı ile sınırlı kalmamıştı şüphesiz. 25 Ekim 1864 tarihli bir vesika10, birinci rütbeden Osmanlı Nişanı ile taltif edildiğini söylüyordu.

Emir Abdülkâdir Camii bünyesinde İslâmî ilimler eğitimi veren bir üniversite de yer almaktadır.

Hürmetten ailesi de nasiplendi

Emir Abdülkâdir’e Osmanlı idaresi tarafından gösterilen hürmet, kendisinin 1883’te vefatından sonra da kesilmemiş, akrabaları üzerinden devam etmişti. 1888 yılına ait olan bir irade11, Emir Abdülkâdir’in vefatının ardından ailenin başına geçen büyük oğlu Muhammed el-Cezâirî’nin bir nişan ile taltifinin haberini veriyordu. Bu durum hiç şüphesiz onun sadece Emir Abdülkâdir’in oğlu olmasından değil, o dönem Osmanlı tahtında oturan Sultan II. Abdülhamid’in hâricî diplomasisine Muhammed el-Cezâirî’nin hizmetinden de kaynaklanıyordu. Kaleme aldığı Tuhfetü’z-zâ’ir fî me’âssiri’l-Emîr Abdilkâdir ve ahbâri’l-Cezâ’ir isimli meşhur eserini Sultan Hamid’e takdim etmiş olan Muhammed el-Cezâirî, aynen babası gibi ilmî ve siyasî müktesebata sahip, ayrıca Fransa’nın İslâm dünyasındaki siyasî emellerini gerçekleştirmesini engellemek için bütün gücünü sarf eden bir isimdi.

Osmanlı idaresi tarafından Emir Abdülkâdir’in ailesine duyulan hürmet bununla sınırlı kalmamış, 1884 yılında aile efrâdına maaş tahsis edilmiş12, Suriye’de ikamet etmekte olan Emir Abdülkâdir’in hanımı Şefîka Hanım’a içerisinde bulunduğu maişet sıkıntısı sebebiyle bir miktar arazi verilmiş13, ayrıca Emir Abdülkâdir’in torunlarından Muhammed Sid Mekteb-i Mülkiye’ye, dedesiyle aynı ismi taşıyan Abdülkâdir de Mekteb-i Sultanî’ye ücretsiz olarak kaydedilmiştir14.

Dipnotlar:
Osmanlı diplomasisinde çeşitli kademeler arasında bir meseleyi hulâsaten açıklamak için kullanılan belgeleri ifade eden tabir.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA), İrâde Hariciye (İ.HR), 93/4556.
BOA, İ.HR, 94/4620.
BOA, İ.HR, 97/4749.
BOA, İ.HR, 120/5915.
BOA, Hariciye Nezâreti Mektubî Kalemi (HR.MKT), 124/97.
BOA, HR.MKT, 125/28.
BOA, Sadâret Mektubî Mühimme Kalemi (A.}MKT.MHM), 106/51.
BOA, İrâde Meclis-i Mahsûs (İ.MMS), 20/864.
BOA, İrâde Dahiliye (İ.DH), 462/30773
BOA, İ.HR, 213/12335
BOA, İ. DH, 1099/86143.
BOA, İ. DH, 910/72289.
BOA, İ. DH, 1103/86399
BOA, Maârif Nezâreti Mektubî Kalemi (MF.MKT), 414/30.