Hz. Peygamber’in (sas) Ramazan Nasihati: Yeme içmeden evvel kötü söz ve davranışı terk edin

HABER MASASI
Abone Ol

Ramazan orucu Müslümanlara ne zaman farz kılındı? Allah Resulü Ramazan ayını nasıl değerlendirirdi? İftar ve sahur sofrasında neler bulunurdu? İstanbul İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Bölümü’nden Prof. Dr. Adnan Demircan ile Asr-ı Saadet’in oruç iklimine uzanıyoruz.

Prof. Dr. Adnan Demircan

Konuşanlar: Olcay Can Kaplan - Samet Tınas

Oruç İslamiyetin 5 farzından biri. Peki, Müslümanlardan önceki kavimlere de farz kılınmış mıydı bu ibadet?

Yüce Allah Bakara suresinin 183. ayetinde “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı” buyurarak orucun önceki kavimlere de farz kılındığını bildiriyor. Nitekim oruç birçok dinde önemli bir ibadet olarak karşımıza çıkar. Uygulamalarda farklılıklar olsa da birçok dinin mensupları oruç tutmaktadırlar. Hz. Peygamber’in (sas) doğup büyüdüğü Mekke’de de İslamiyetten önce oruç tutarlardı. Mesela müşrikler Muharrem ayının 10. gününde (Aşura) oruç tutuyorlardı. Bu oruç Hz. İbrahim (as) döneminden kalmış ya da Yahudilerden alınmış olabilir. Ayrıca müşrikler arasında bir süreliğine konuşmamak suretiyle tutulan sükût orucu da biliniyordu. Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta da oruç ibadeti mevcuttur.

Müslümanlara oruç ne zaman farz kılındı? Müslümanların ilk Ramazan’ı hangi tarihe tekabül eder?

Ramazan orucu Medine döneminde, Hicretin 2. yılında, Şaban ayında farz kılındı. Orucun farz kılındığını bildiren ayetlerin meali şöyledir:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir” (Bakara, 183-185).

Müslümanlara farz kılınan ilk Ramazan orucu Bedir Gazvesi’ne denk gelmişti. Bedir Savaşı hicretin 2. yılının 17 Ramazan’ında (14 Mart 624) meydana geldi. Allah’ın Elçisi ise Bedir için 12 Ramazan’da Medine’den hareket etti. Ramazan’ın 1. günü 26 Şubat 624 tarihine tekabül eder. Buna göre ilk Ramazan bayramı da 27 Mart 624’te kutlanmıştır. Ramazan orucunun farz kılındığı yıl fıtır sadakası yükümlülüğü de getirilmişti.

Farz olmadan önce Müslümanlar oruç tutar mıydı?

Ramazan orucu farz kılınmadan önce Müslümanlar Mekke’de ve Medine’de Aşura orucu tutarlardı. Medine’ye hicret ettikten sonra Yahudilerin de Aşura orucu tuttuklarını gördüler. Hz. Peygamber onlardan farklı olmak için Aşura orucunun 10. günün bir öncesi ya da bir sonrasıyla birlikte iki gün tutulmasını tavsiye etti (Buhârî, “Savm”, 69). Ramazan orucu farz kılındıktan sonra Müslümanlar Aşura orucunu tutup tutmamakta serbest bırakıldılar.

Resulullah’ın Ramazanı

“Allah Resulü’nün Ramazanı” dediğimizde ne anlamalıyız? Efendimiz Ramazanı nasıl değerlendirirdi?

Allah Resulü Ramazan’da oruç tuttuğu gibi diğer zamanlarda da nafile ibadet olarak oruç tutardı. Ramazan’da insanların ağır olan bu ibadetin etkisiyle sıra dışı davranışlardan kaçınmalarını tembihlerdi. Zira açlık sebebiyle insanlar arasında ihtilaflar ve gerginlikler meydana gelebilirdi.

Allah Resulü Ramazan ayında oruç tutmanın yanı sıra diğer ibadetlerini de artırır; Ramazan’ın son 10 gününde ise mescitte itikâfa girerek ibadetle meşgul olmayı tercih ederdi. Onun uygulamasında oruç sadece aç kalmaktan ibaret değildi. O orucu Müslümanları kötülüklerden koruyan bir kalkan olarak görüyordu. İnsanlarla ilişkilerinde sabırlı olmak, kötü söz söylemekten kaçınmak oruçlunun temel özellikleri arasındadır. Peygamber Efendimiz, “Allah’ın, kötü söz ve davranışları terk etmeyen adamın yemeyi ve içmeyi terk etmesine ihtiyacı yoktur” buyurmaktadır (Buhârî, “Savm”, 8).

Hz. Peygamber Ramazan ayının son 10 günü içinde Kadir gecesi bulunduğundan Müslümanların bu günlerde ibadete ve duaya önem vermelerini tavsiye etmiştir. Kendisi de buna özen gösterirdi. Bununla birlikte Ramazan ayında günlük hayatını aksatmamaya çalışırdı. Nitekim Ramazan’da sefere çıktığı bile görülmektedir. Az önce de belirttiğim gibi Ramazan orucunun farz kılındığı yıl Bedir’e gitmişti. Mekke’nin fethi de Ramazan’a denk gelmişti.

Bu ayda Müslümanların önemli dayanışma ibadetlerinden biri de fıtır sadakasıdır. Fıtır sadakası, Müslümanların nisap miktarını aşan mallarından zekât vermelerinin farz kılınmasından önce başlayan bir yükümlülüktür. Resulullah bayram gününden iki gün önce konuşma yaparak bayram namazı için mescide gelmeden evvel fıtır sadakasının fakirlere verilmesini emreder ve “Onları, yani miskinleri, bugün dolaşmaktan müstağni kılın” derdi. Kendisi de bayram namazından dönünce fıtır sadakasını paylaştırırdı.

Hz. Peygamber hem kendisi Ramazan orucu dışında oruç tutar, hem de Müslümanlara oruç tutmalarını tavsiye ederdi. Şevval’de tutulan 6 günlük oruç bunlardandır. Ancak Müslümanların sürekli oruç (visal orucu) tutmalarına izin vermemiştir. Enes b. Mâlik’ten rivayet edildiğine göre Resulullah Ramazan dışında o kadar çok oruç tutardı ki, “Artık hep oruç tutacak” denilirdi. Bazen de orucu öyle bırakırdı ki, “Artık hiç tutmayacak” denilirdi.

Peki sahabe-i kiramın Ramazan ayı nasıl geçerdi?

Ashab diğer konularda olduğu gibi oruçta da Allah Elçisi’nin izinden giderdi. Bu ayda imkânı olanlar infakı artırır, ibadete daha çok zaman ayırırlardı. İftar ve sahur yemeklerini birbirleriyle paylaşırlardı. Zira Hz. Peygamber oruç zamanı yemeklerini paylaşmalarını teşvik ediyordu: “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik oruçlunun sevabından da herhangi bir eksilme olmaz” (Tirmizî, “Savm”, 82).

Siyer kaynaklarında Hz. Peygamber’in iftar ve sahur sofraları hakkında hangi bilgiler mevcut?

Hz. Peygamber’in iftar ve sahur sofralarıyla ilgili diğer zamanlardan farklı bir uygulama yaptığına dair açık tasvirler bulunmamakla birlikte iftar ve sahur adabı olarak değerlendirilebilecek bazı açıklamaları mevcut. Örneğin, “Biz peygamberler topluluğu sahurumuzu geciktirmek, iftarımızı açmakta acele etmek ve namazımızda sağ elimizi sol elimizin üzerinde tutmakla emrolunduk” buyurmaktadır. Hz. Peygamber Müslümanları sahur yemeği hususunda teşvik etmiştir: “Sahur yemeği yiyin, zira sahurda bereket vardır” (Buhârî, “Savm”, 20). Yine Müslümanları iftara teşvik ettiği de görülmektedir: “İnsanlar iftarı açmada acele ederlerse hayır üzere olurlar” (Buhârî, “Savm”, 45).

Allah Resulü’nün arkadaşlarından Ebü’d-Derdâ’nın şöyle dediği rivayet edilir: “Üç şey en hayırlı hususlardandır. Bunlar iftar için acele etmek, sahura kalkmak ve kişinin namazda elini, diğer elinin üzerine koymasıdır.”

Hz. Peygamber’in en önemli özelliklerinden biri aşırılıktan kaçınmasıydı. Buna yemeğinde ve ibadetinde de dikkat ederdi. Kişinin kendisine ve çevresine verebileceği zararlardan kaçınmasını isterdi.

Peygamber Efendimizin iftar ve sahur sofralarında kimler bulunurdu?

Hz. Peygamber evinde pişen yemeği diğer Müslümanlarla paylaşmaktan zevk alırdı. Kendisine ikram edilen bir yemek olduğunda da çevresinde bulunanları yemeğe davet ederdi. Yemek pişirildiğinde suyunun fazla katılarak yemeğin çoğaltılmasını isterdi. Çünkü böylece daha fazla kişi bu yemekten yiyebilecekti.

Hz. Peygamber döneminde aleni oruç yiyenler olmuş mu? Olduysa bunlara tatbik edilen bir ceza söz konusu muydu?

Sefer ya da hastalık hali dışında gerekçesiz oruç tutulmaması dönemin İslam anlayışına terstir. Allah Elçisi’nin yaşadığı dönemde Müslümanlığın en önemli göstergesi olan ibadetlerin yerine getirilmesi için büyük bir hassasiyet gösterilirdi. Bir Müslümanın namaz kılmaması ve meşru bir gerekçesi olmaksızın orucu yemesi düşünülemezdi. Bununla birlikte o dönemde yolculuk sebebiyle oruçlarını tehir edenler mevcuttu. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: “Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez” (Bakara 185). Bedir Gazvesi ve Mekke’nin fethi için çıkılan seferler Ramazan’a denk geldiği için Allah’ın Elçisi, yolculuk sırasında Müslümanların oruç tutup tutmama kararlarını kendilerine bırakmıştı. Ancak çatışma riski doğduğunda oruçlu olanların oruçlarını bozmalarını istemiştir.

Oruç: koruyucu kalkan

Bugünün Ramazanlarında mukabele, bilhassa hanımlar arasında büyük önem arz ediyor. Resulullah’ın mukabele-i şerif hakkındaki tavsiyeleri nelerdir?

Cebrail (as), Ramazan’da Hz. Peygamber’e gelir, o yıl nazil olan vahyi mukabele ederlerdi. Hz. Peygamber Cebrail ile buluştuğu zamanlarda esen rüzgârdan daha cömert olurdu (Buhârî, “Savm”, 7). Ramazan ayında Kur’an-ı Kerim okumaya daha fazla önem verilmesi Hz. Peygamber döneminde Kur’an’ın Müslümanların hayatlarındaki merkezî konumu ve Ramazan ayında nazil olmasıyla da ilgilidir. Hatim ve mukabele geleneği Kur’an’la kurulan yoğun ilişki açısından önemlidir.

Peki Resulullah itikâf ibadetini nasıl yerine getirirdi? Riayet ettiği kurallar nelerdi?

İtikâf, ibadet amacıyla zamanın bir bölümünü mescitte geçirmek suretiyle uygulanır. Yüce Allah şöyle buyurur: “Mescitlerde itikâfta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar” (Bakara 187). Allah’ın Elçisi Ramazan’ın son 10 günü itikâfa girerdi (Buhârî, “İtikâf”, 1). Hz. Peygamber’in ve ashâbın yerine getirdiği itikâf ibadeti, kişiyi manen olgunlaştıran önemli bir ibadettir. Aslında İslamdan önce diğer dinlerin bazılarında itikâf ibadetinin olduğu biliniyor. Bu sünnetin Hz. İbrahim (ra) ve Hz. İsmail (ra) tarafından da yerine getirildiği anlaşılıyor. Hz. Peygamber’in uygulamasından hareketle itikâfın camide yapılması gerekir. Onun sünnet olarak uygulaması, Ramazan ayının son 10 gününde yapılması şeklindedir. Ramazan ayında gerçekleştirilmekle birlikte Ramazan dışında da itikâfa girmek mümkündür.

Oruçtan kasıt açların halinden anlamak mıdır yoksa daha deruni mânâları haiz mi?

Orucun birçok boyutu olduğu muhakkak. Her şeyden önce Allah’a itaattir. Sair zamanlarda bir öğün yemek yemediğimiz zamanlarda huzursuz olduğumuz halde uzun günlerde 18 saat oruç tutuyor ve huzur buluyoruz. Bunun sebebi Allah’ın emrini yerine getirmenin verdiği hazdır. Orucun Arabistan gibi yazın sıcaklığın gölgede bile 50 dereceyi geçtiği bir yerde farz kılındığı düşünülürse emre itaatin önemi daha açık anlaşılır.

Orucun ruhu terbiye eden boyutu da çok önemli. Aç kalmanın, bize Allah’ın verdiği nimetlerin farkına varmamız için bir fırsat olduğunu söyleyebiliriz. Bu, aynı zamanda bizi disipline eden bir boyuta da sahip. Orucun aç kalmaktan ibaret olmadığını düşündüğümüzde nefis terbiyesine katkısı olduğunu, kişiliğimizin inşasına yardım ettiğini fark ederiz.

Orucun çevremizle ilişkilere de katkısı var. Oruçluyken infakta bulunmak, ihtiyaç içinde olanların halini idrak etmek ve onlara destekte bulunmak da faydaları arasında. Herhalde insanlar arasında paylaşımın en fazla olduğu dönemlerden biri Ramazan ayıdır. Allah’ın Elçisi şöyle de buyurur: “Oruç koruyucu kalkandır. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarf etmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa ‘ben oruçluyum’ diyerek ona bulaşmasın” (Buhârî, “Savm”, 2).

Son olarak, Asr-ı saadet Ramazanlarından hareketle, Ramazan ayını nasıl geçirmemizi tavsiye edersiniz?

Orucun kendisi bu ayın en önemli ibadetidir. İnsanlarla ilişkilere dikkat etmek, kırıcı olmaktan kaçınmak, infakta bulunmak, muhtaçlara yardım etmek Ramazan’ın önemli ibadetlerindendir. Bugün belki de daha çok şeklî bir ibadet olarak gördüğümüz için orucu gün içinde yemek yememek ve su içmemek olarak algılıyoruz. Bunlar da gereklidir ama orucun ruhu arındıran boyutunu da ihmal etmemek gerekir. Ramazan’da ibadete daha çok zaman ayırmak Hz. Peygamber döneminin önemli özelliklerindendir. Yatsı namazından sonra yapılan nafile ibadetler bunların başında gelir.