Mareşal Çakmak İnönü’ye darbe yapacaktı

HABER MASASI
Abone Ol

Türkiye’de yakın tarihin en önemli siyasî olaylarından biri de Demokrat Parti’nin kuruluşudur. DP’nin kuruluşunun perde arkasında yaşanan olaylar partinin ağır toplarından Refik Koraltan’ın bıraktığı notlarla gün yüzüne çıkıyor. Gazeteci yazar Kamil Maman Derin Tarih dergisinde Demokrat Parti’nin kuruluşu ve hizmetlerihususunda bilinmeyen gerçekleri gözlerönüne seriyor.

Tek Parti ve Millî Şefin siyaset sahnesindeki sonu demokratların iktidara gelişiyle gerçekleşti.Bu süreç, ülkedeki demokrasi algısını 27 Mayıs’a rağmen değiştirerek vazgeçılmez bir temel atmıştır.

DP'nin kurucularından Refik Koraltan, tutuklu bulunduğu dönemde, Yassıada yargılamalarında avukatlığını yapan kızı Ayhan Timurtaş’a yazdırdığı notlarla iktidara geliş süreçlerine ve 27 Mayıs’a kadarki siyasî atmosferin bilinmeyen cephelerine ilk kez farklı bir pencereden bakmamızı sağlıyor.

Koraltan’nın siyasî hayatını anlatan ilk eser olması bakımından önemli olan Demokratlar, DP’nin kuruluş hikâyesini detaylandırması ve bazı noktalarını ilk kez açıklaması açısından dikkate değer. Partisinin muhalefette olduğu 1947’de yapılan darbe teklifinin perde arkası ve valilerin DP’lileri CHP’nin talimatıyla nasıl fişledikleri belgelerle ortaya konuyor. İşte darbenin 53. yıldönümünde okurla buluşan kitaptan çarpıcı bölümler:

CHP’nin yaptığı işkenceler

31 Temmuz 1946 günü yapılan genel seçim, o günkü hükümet ve iktidar namına ebediyen kara ve korkunç bir tablo olarak kalacaktır. Oy hırsızlığından başlayarak, oy sandığını kırmalar ve çeşitli mazbata sahtekârlıkları yanında lohusa kadın ların çocuklarıyla beraber zorla saatlerce yürütülmesi gibi birçok hadise cereyan etmişti.

Bu olaylar arasında Mersin’in Aslanköy ve Isparta’nın Senirkent beldesindeki hadiseler CHP iktidarı hesabında ebedî bir kara leke olarak kalacaktı.

Buna benzer tedhiş hareketleri neticesinde “sözde” seçimi kazanmış oldular. Hatta Devlet Reisi İsmet İnönü dahi namzetliğini koyduğu Ankara’dan kazanamadığı halde yurdun hemen her yerinde yapılan sahtekârlıklar sayesinde kazanmış gösterildi.

Bu seçimler, demokrasi nizamı içinde yaşayan medenî dünyanın tiksinerek öğrendiği acı bir hakikattir. Tüm bu korkunç ve her yönden yüz kızartıcı hile, tehdit, tazyik ve sahtekârlığa rağmen DP birçok ilde seçimi kazanmıştı.

Senirkent, tedhiş politikasının bütün şiddetiyle görüldüğü yerlerin başında geliyordu. Senirkentliler, topyekûn DP’ye iltihak ettikleri için bir bölük jandarma oraya sevk edilmiş. Jandarmalar köylülere meydan dayağı çekmişler. Bununla iktifa etmeyip (yetinmeyip) köy delikanlılarından bir kısmı yere hayvan gibi dört ayak yatırılıp şapkalarının içine insan pisliği doldurularak başlarına geçirilmiş. Köylüler bu haldeyken de jandarmalar sırtlarına binerek, dipçikleriyle vurarak köyden çıkarmışlar. Ve bunlarla yetinmeyip bazı delikanlıların da namusuna tecavüz etmişler.

Bu çirkin hadiselerden kısa bir süre sonra Bayar’la Senirkent’e gittik. Bütün nahiye halkı meydanları, sokakları doldurmuşlardı. Kadın erkek hıçkırıklarla ‘namusumuz ve şerefimiz çiğnendi’ diye ağlaşıyorlardı. Bu faciayı irtikâp edenler (işleyenler) hükümet mensubu ve onun emrindeki jandarmalardı. Bu yüz kızartıcı zulüm amme efkârı (kamuoyu) tarafından dalga dalga telin edilmeğe başlamıştı.

Halka zulmün sonu yoktur. Her köyde uğranılan tazyikler mazlum halk tarafından feryat halinde tekrarlanıyordu. Bu konuda meclis tahkikatı yapılması dahi istenmişti. Senirkent’te, Mersin’de, Aslanköy’de, Hatay’da, Harbiye bucağında birbiri arkasına ika edilen (gerçekleştirilen) bu mezalim Gayretullaha dokunacak bir mertebeye ulaşmıştı. Çünkü Devlet Reisi daha seçimlere geçilmeden Beyaz Tren’le çıktığı seyahatte ta Eskişehir’den başlayarak uğradığı Afyon, Konya, Sivas ve diğer vilayetlerde idarecilerle şu parolayı vermişti:

“Her neye mal olursa olsun, gerek mahallî ve gerekse umumî seçimler kesinlikle kazanılmalıdır.”

DP'nin kurucularından Refik Koraltan'ın Yassıada Mahkemeleri neticesinde ömür boyu hapse çarptırıldıktan sonra kızına yazdığı hatıratı ilk defa okuyucularla buluşuyor. Demokratlar kitabı DP'nin kuruluş hikayesini,iktidara gelişlerini, yaptıkları faaliyetleri ve daha sonrasında yaşanan 27 Mayıs Darbesi'ni belge ve fotoğraflarla anlatarak bir döneme ışık tutuyor.

İnönü’ye karşı darbe teklifi

Devlet Reisi gözünü kapayarak hükümet teşkilatına bu parolayı verince tatbikatın ne olacağını kestirmek güç olmaz.

Bir gün Celal Bayar’la Mareşal Fevzi Çakmak’ın evine gittik. Günün mevzuları hasbıhal zeminini teşkil ediyordu. Mareşal, İnönü’ye darbe yapma teklifinde bulundu. İnönü’nün koltuğunu bırakmayacak kadar inatçı olduğundan bahseden Mareşal feveranla şunları söyledi:

“Takip edilen metot kısa zamanda gayeye ulaşmak için kâfi değil. İnönü’yü yakından bilir ve tanırız. İktidarı meşru mücadele yoluyla teslim etmeyecektir. Ben şöyle düşünüyorum. Ya Diyarbakır’a ya da Edirne’ye gider, bir fırka (tümen) askerin başına geçer, Çankaya’ya yürür, bu belayı milletin başından bertaraf ederim.”

Bu teklif karşısında nefes bile alamıyorduk. Oda büyük bir sessizliğe büründü. Bayar’ın gözlerine baktığımda dudaklarını yemeğe başladığını gördüm. O da Mareşalin bu teklifine şaşırmış ve donakalmıştı:

“Aman paşam ne söylüyorsunuz? Bu nasıl mütalaa? Askerin, ordunun politikaya karışması, memleketi içinden çıkılmayan bir felaket girdabına atar. Başta Atatürk olmak üzere milletçe yapılan inkılapların bence en büyüğü sizin de dahil olduğunuz bir heyette askerin, ordunun hiçbir vakit olmaması hususunda verilen karar olmadı mı? Biz bu memlekette demokrat rejimi tesis için çalışırken ve bu yolda sarsılan umumi nizamı tekrar tesise uğraşırken memleketi yeniden anarşiye mi sürükleyeceğiz? Tekrar Yeniçeri Ocağı’nın isyanlarını mı ihya edeceğiz?”

Fevzi Çakmak, İsmet İnönü karşısında DP’nin seçimle iktidara gelebileceğine hiç inanmadı. Bir başka sefer de Mareşal’in İstanbul’da, Göztepe’de oturduğu evine Celal Bayar’la Adnan Bey gitti. Aynı tartışma o gün de tekerrür etti. Bu defa da Adnan Bey ve Mareşal Çakmak arasında şiddetli tartışma yaşandı. Sonradan Mareşal’in ortaya koyduğu bu tahriklerin perde arkasında da CHP’nin adamları çıktı.

Mehmet Özdemir adlı bir zavallı CHP hesabına rol oynuyormuş. Saf ve temiz olan Mareşal bu çemberin içine düşmüş. Dr. Şefik Hüsnü’nün muayenehanesinde Tevfik Rüştü, Zekeriya ve Sabiha Serteller ve Camiler toplantı yapmış. Bu ekip Özdemir vasıtasıyla da Mareşal’e haberler götürüyordu. Özdemir, CHP’nin emrinde olarak çok meşum faaliyetlerde bulunuyordu. CHP böylece bir taşla iki kuş vuracaktı. Akıllarınca komünistlerle beraber hareket etmiş olduğumuz tespit olunacaktı.

Mustafa Kemal’in 1924’teki yurt gezisinde uğradığı duraklardan biri de Konya’ydı. Nadir bulunan bu fotoğraftakiler soldan sağa şöyle sıralanmışlar: Maarif Müdürü, Konya Mebusu Refik Koraltan, Mustafa Kemal, Milli Emniyet Müdürü, Mustafa Kemal’in eşi Latife Hanım, Muzaffer Kılıç, Muhafız Taburu Kumandanı İsmail Tekçe, Kalem-i Mahsus’tan Kâtip Memduh Bey.

Uçaktan atılma hadisesi

Hava binbaşısı Yassıada’ya hareket etmeden önce bindirildiğimiz uçağın hareketinden önce şu hitapta bulundu: “Hiçbir hareket yapmayacaksınız. En küçük bir hareketiniz karşısında üstünüze ateş edilecek. Gideceğiniz mesafe 1 saat, bir çeyrek. 1,5 saatlik benzin alınmıştır. Her türlü teşebbüs muvaffakiyetsizliğe uğramaya mahkûmdur.”

Uçak indiği zaman aşağıdan yüksek sesle haykırıyorlardı: “Kim… Kim…?” Daha çok korkmaya başladım. Şimdi ne olacak? Neler göreceğiz acaba?

Uçağımızın idarecisi, daha sonra adını öğrendiğimiz iri yarı hava subayı: “Kimler var bilseniz uçağın içinde… Fatin Rüştü Zorlu, Samet Ağaoğlu, Hasan Polatkan, Tevfik İleri…” Aşağıdan bağırıyorlar: “Ataydın namussuzları gelirken denize…” Nasıl feci bir akıbetin bizi beklemekte olduğunu tahmin ediyordum.

Kaynaşma, karmakarışık bağrışmalar gittikçe artıyordu. Hava subayı, “Teker teker ineceksiniz” dedi ve evvela Nedim Ökmen’e işaret etti. Aynı zamanda aşağıdaki kalabalığa “Nedim Ökmen” diye bağırarak onu adeta takdim etti. Merdivenden ayağını henüz atmış olan Ökmen’e, “Gel bakalım hırsızların başı, namussuz” diyerek el çabukluğuyla aşağıya aldılar. Şiddetle dövdüler. Dayak sesleri Nedim’in alışık olmadığımız garip ses ve hırıltılarıyla birlikte bize kadar geliyordu.

Rahmetli Fatin Rüştü Zorlu uçağın kapısına gelip inmeye başlamak üzereyken arkasından önceden vaziyet aldığı görülen iri yarı hava subayı, sırtına kuvvetli bir tekme savurdu. Birden neye uğradığını şaşıran rahmetli muvazenesini kaybederek, birkaç metre yükseklikteki kapıdan, merdivenin alt basamaklarına yüzükoyun adeta uçtu.

Kalabalığın ortasına düştü. Kalabalık ona söylenmedik laf bırakmadı. Şiddetle dövüldü. Bu fasıl hayli de uzun sürdü. Bahtsız Zorlu’nun aşağıda yüksek sesle, “Yapmayın, ne olursunuz. İtidalinizi muhafaza ediniz” dediğini duymuştum…