Ah be Hilal!

GÖKHAN ÖZCAN
Abone Ol

Herkesin mübarek Ramazan ayı ile ilgili anlatacak hikayeleri vardır. Benim de var elbette. Bu hikayelerden birini, söz her Ramazan ayından açıldığında etrafımdakilere anlatırım. Size de de anlatayım izin verirseniz.

Hikaye, benim ilk orucumu tuttuğum Ramazan ayında geçiyor, seksenlerin hemen başında... Altı yaşında ya varım ya yoğum...

Malum, Ramazan ayı yaklaştığında evlerde tatlı bir telaş başlar. Eskiden de bu böyleydi. Annem oruç ayı boyunca yiyip içeceğimiz ne varsa hepsini önceden tedarik edip eve stoklamaya çalışırdı.

  • Gündüz saatlerinin yiyip içmeden geçirildiği günler için bunca telaş niyeydi, onu ne o günlerde ne bugün anlayabilmişim. Yine de Ramazan sofralarının bir başka güzel, bir başka özenli kurulduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Ramazan hazırlığı sadece evlerde olmazdı tabii. O zaman daha televizyon yayınları her eve girecek kadar yaygınlaşmış değil, radyolar revaçta... Radyolar dediğime bakmayın, dinleyebildiğimiz tek bir radyo yayını var. İşte o radyoda Ramazan'dan önceki hafta boyunca konuyla ilgili bilgilendirici yayınlar başlardı. O yayınlardan birinde sunucunun o müthiş diksiyonuyla uzman konuğuna sorduğu şu soru dikkatimi çekti: "Sayın hocam, Ramazan ayı tam olarak ne zaman başlar?" Bu, doğrusu benim de merak ettiğim bir şeydi; annemin bu telaşı ne zaman bitecek, o telaşın meyveleri acaba ne zaman sofraya gelecekti. Hem akşam saatinde pencereyi açıp top atışını heyecanla beklemeyi, içeri koşarak uzaklarda kopan o gümbürtüden ev ahalisini haberdar etmeyi bir önceki sene tecrübe etmiş ve çok eğlenceli bulmuştum. Bunu yeniden yapabileceğim günlerin gelmesini tahmin edebileceğiniz gibi iple çekiyordum.

Uzman konuk, sunucunun sırf dinleyenler bilgi sahibi olsun diye sorduğu bu soruya, önce küçük bir es vererek, sonra ciddiyetini vitrine koyan bir ses tonuyla şu cevabı verdi: Hilali gördüğümüzde Ramazan-ı Şerif başlar.

Kulaklarıma inanamadım. Ramazan ayıyla komşumuzun kızı Hilal'in ne ilgisi vardı? Biraz kafam karıştı önce. Sonra, “Koskoca hoca yanlış bilecek değil ya!” diye ikna ettim kendimi ve o andan itibaren başladım Hilal'i ne zaman göreceğimi beklemeye. Bütün çocuklar gibi ben de oruç tutmayı çok istiyordum.

  • Büyüklerin üç beş kuruş harçlık karşılığında satın aldığı yarım oruçlardan tuttuğum olmuştu benim de ama gerçek bir oruç tutmak; sabahtan akşama kadar aralıksız bir şey yemeden içmeden iftar sofrasını beklemek çok başka bir şey olmalıydı.

Yine büyüdüğünü ispat etmek için fırsat bekleyen her çocuk gibi ben de bu işin altından kalkabileceğimi göstermek istiyordum büyüklerime.

Ama heyhat ki Hilal ortada yoktu. Her gün en olmadık yerlerde karşıma çıkan Hilal sanki yer yarılmış da içine girmişti. Kapılarda mı beklemedim, pencerelerde nöbet mi tutmadım, evlerinin karşısına kamp mı kurmadım ama hiçbiri işe yaramadı; Hilal Hanım kendini bir türlü göstermedi.

Heyecanım ve sabırsızlığım giderek artıyordu. Ramazan'ın ilk haftası gelip geçmişti bile, ben daha tek bir oruç bile tutamamıştım. Hepsi Hilal'in suçuydu. Baktım olmayacak bir sabah erkenden kapılarına dayandım. Kapıyı annesi açtı:

"Ooo Metin, hoş geldin oğlum... Hayırdır, bir şey mi istiyorsun?” diye sordu bana gülümseyerek.

"Hilal'i görmek istiyorum!" dedim en kararlı ses tonumla.

"Öyle mi? Bekle çağırayım o vakit..." diyerek "Hilaaal!" diye seslendi içeriye.

Az sonra Hilal salına salına kapıya geldi, ben de nihayet hâlâ gözlerini ovuşturmakta olan afyonu patlamamış Hilal'i görmüş oldum. Görmemle dönüp eve doğru koşmam bir oldu tabii. Muhtemel ki Hilal, arkamdan şaşkınlıkla bakakalmıştır. Beni onca gün kapılarda, pencerelerde bekleten komşu kızına bu kadarı herhalde revadır.

Neyse... Hilal'in evinden bizim eve ulaşmam en fazla saniyeler sürmüştü. Kapıdan girer girmez anneme, günlerdir süren beklentilerimin getirdiği birikimle, "Ben yarın oruç tutacağım, gerçek bir oruç!" diye bağırmışım. Bu sesi duyan herkes merakla yanıma koştu. Annem "Dur oğlum, sakin ol... Tamam, istiyorsan orucunu tut ama ne oluyor böyle sabah sabah?" diye sordu. "Hilal'i gördüm, Hilal'i! Biraz önce evlerine gittim ve kapıda Hilal'i gördüm. Artık oruç tutabilirim." diye cevapladım aynı coşkuyla. Hepsi gülüştüler tabii. Babam anlayabileceğim bir dille bana işin aslını anlattı. Radyoda bahsi edilen hilal gökyüzündeki hilalmiş, komşumuzun kızı Hilal değil! Şaban ayının sonunda gökyüzünde hilal belirince girermiş Ramazan ayı ve insanlar hilali görünce oruca niyet edermiş. Eskiden hilali görebilmek için yüksek yerlere, tepelere çıkıp gözlem yapılır, hilali ilk gören diğerlerine de müjdeyi verir, hepsini haberdar edermiş. Şimdilerde yeni bilimsel metotlarla gök hareketleri önceden hesap edilebildiğinden Ramazan ayının ne zaman başlayacağı zaten belliymiş. Bunları dinleyince yaptığımın gerçekten komik olduğuna ben de kani oldum ve bu hikaye ne zaman hatırlatılsa ben de gülmekten kendimi alamıyorum.