Filistin’de yaşananlar, hakikatle yüzleşmemize vesile olacak

MELİH USLU
Abone Ol

İşgalci İsrail’in Filistin’de uyguladığı mezalim, vicdanları kanatmaya devam ediyor. Bizse elimizden geleni yapmaya çalışıyor; yazıyor, çiziyor, boykot ediyoruz. Safların sıklaştığı bir ortamda yüreğimize su serpen bir ses işittik. Filistin’den başka herkesin, her yerin işgal altında olduğunu söylüyordu bizlere. O sesin sahibi Ayçin Kantoğlu’na, meselenin gençlerin istifade edebileceği taraflarını sorduk.

Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

1972, İstanbul doğumluyum. İtalyan Lisesi’nden sonra, Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldum. Mesleki kariyerim başladıktan sonra yüksek lisans yapmak istedim. Fakat bu farklı bir alanda olmalıydı. Zaten edebiyata ve sosyal bilimlere karşı bir ilgim hep vardı. Derken kısa bir süre sonra İstanbul Üniversitesi Antik Çağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü’nde, Latin dili ve edebiyatı yüksek lisansına başladım. Uzun bir çalışma hayatından sonra emekli olunca İstanbul’dan ayrılıp Muğla’ya taşındım. Nihayet aradığım fırsatı bulup Dante’nin “İlahi Komedya” adlı eserini İtalyancadan Türkçeye çevirmeye başladım.

“İlahi Komedya”yı tercih etmenizi özel bir nedeni var mı?

Düşünün, karşınızda Avrupa’nın en önemli entelektüellerinden birine, Dante Alighieri’ye ait 14 bin 233 dizelik bir şiir duruyor. Orta Çağ’dan bu yana önemini kaybetmemiş, dünyanın en çok yabancı dile çevrilen eserlerinden biri. 700 küsur yıldır edebiyatın ve sanatın kollarını besliyor. Yani zamanlar üstü klasikten söz ediyoruz. Böylesi bir esere ilgi duymamak mümkün mü? Dante, başyapıtı olan bu eserin poetikasını çok özgün bir yapıda kurgulamış. Okurken insanı derinden etkileyen melodik bir yapısı var. Eserin her dizesi, 11'er heceden mütevellit üçlüklerden oluşuyor. Ritmik bir kafiye sistemi var. Eserde 100 binin üzerinde kelime kullanılmış ve bunların 12 bin kadarı hiç tekrarlanmamış. Hatta o kadar ki “İlahi Komedya”da modern İtalyancada kullanılan sözcüklerin yüzde 90’ını bulabilirsiniz. Eserin sözcük sözcük inşa edilmesini bir katedrale benzetiyorum. Böyle bir eseri çevirmek olsa olsa gurur verici gelir insana.

Eski Çağ dilleri ve çeviri üzerine çalışmalar yürüten ya da yürütmeyi düşünen gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Dante ve eserleri ile lise yıllarımda tanıştım, bir daha da alakamı koparmadım. “İlahi Komedya”yı çevirmeye cesaret edene kadar eser hakkında ulaşabildiğim tüm kaynakları toplamıştım zaten. Orta Çağ benim için hep ilgi çekici oldu. Fakat ilahiyat alanında, Dante ile tasavvufu kesiştiren çalışmalar yapma hayalim de var bir yandan. Bunu gerçekleştirmek için yeni bir dil öğrenmem gerekecek. Şiir, tasavvuf, dil… Bu üç ana konunun birleşimi, zaten insan ömründe kat edilmesi zor bir yolu işaret ediyor. Nereye kadar bilemiyorum ama okumaya, öğrenmeye ve bilgeleşmeye devam etmek isterim. Gençler, ilgi alanlarımdan ve çalışmalarımdan feyzalırlarsa mutlu olurum.

Siz gerek çevirileriniz ve eserleriniz, gerekse de akademik alanda yaptığınız çalışmalarla tanınan bir isimsiniz. Ancak geçtiğimiz günlerde Filistin’de yaşananları “insanlık vicdanının yol ayrımı” olarak tarif ederek kamuoyunda büyük bir yankı uyandırdınız. Sizin tabirinizle “örgütlü kötülük” ile nasıl baş edilir?

Görünen o ki Gazze dışında dünyada her yer işgal altında. Aslında hepimiz işgal edildik.

Adını baştan koyalım: “İsrail örgütlü bir kötülük hâlidir.” Bize bugüne kadar mitolojilerden, masallardan, anneannelerimizin, dedelerimizin anlattığı hikâyelerdeki kötülüklerden kurtulmayı öngören, örgütlü kötülük… Meseleyi daha açık nasıl anlatabilirim? Çocukların katledildiği bir dünyada “ama” ile başlayan bir cümle kurmanın imkânı ne vicdanen ne mantıken yoktur. Bugün bu yaşadığımız üzüntü, bize ait bir üzüntü değil aslında. O çocukların üzüntüsü, onların acısı, onların yüreklerimize aksedişi… Yine de çok şükür ki hâlâ acıyı hissedebilecek yüreklerimiz var. Bugün dünyanın her bir yerinde insanlar, bu çocuklar için ayağa kalkıp ellerinden geldiğince itiraz ediyorlar.

Alıştırıldığımız şekilde yaşananlara, “İsrail - Filistin Savaşı” adını veriyoruz. Bana sorarsanız bu, insan haysiyetinin yeryüzüne açtığı bir savaştır. Çünkü haysiyetin ineceği bir yer kalmadı dünyada. Hatta hâlâ havada ama mutlak surette bir yere inecektir. Biz orada olacak mıyız, olmayacak mıyız, aslında bütün mesele burada gizli. Çünkü görünen o ki Gazze dışında dünyada her yer işgal altında. Aslında hepimiz işgal edildik. Peki bu durumla nasıl başa çıkacağız? Hemen söyleyeyim: Anne - babalarımızdan öğrendiğimiz usulle… Mesela çekmecede duran kör bir makası çıkaracağız. Cebimize, kursağımıza kadar girmiş olan bu kanlı eli, -az çok demeden- gözümüz, gücümüz neye yetiyorsa kesmeye başlayarak…

2023 bir milat aslında. Sanayi Devrimi’nden sonra adım adım dünyaya hâkim olan Batı hegemonyasının çöküşünün başlangıcı… Tarihin cilvesi, bu kırılma Doğu’da, Filistin’de gerçekleşti. Filistin’de yaşanan soykırımı dünyaya nasıl anlatacaklar?

Hiç şöyle düşündünüz mü? Belki de hakikat bizim anladığımız manada bir kronolojiye sahip değildir. Belki hakikatin zamanı, bizim algıladığımızın ötesinde başka türlüdür. Belki an ve an hakikat kuruluyordur, yıkılıyordur ve yeniden kuruluyordur. Dolayısıyla bütün bunlar, Batı’nın bize hediyesi diyelim. Zihnimizin tabii biçimde kabulü olan bu kronolojik bakış açısı, yani oluş bozuluş ekseninde hadiseleri anlamlandırmak, tanımlamak, hakkın hakikatiyle karşılaştığınızda anlamını yitiriyor. Batı’nın bakış açısı ekseninden kendimizi tartmaya, anlamaya, tanımlamaya alıştırıldık. Hâlbuki bir zamanlar bir ismimiz vardı. Diğer canlılarla kurduğumuz ilişkide artılarımız vardı. Buna,” “fazilet” diyorduk ve bu fazilet, bilgi ele geçtikçe tahakkümü değil, mesuliyeti artırıyordu. Bugün böyle olmadığını görüyoruz. Bilgi, bizi asgari bir dünyaya hapsetti. Üstelik inancımız da benzeri şekilde tezahür etti. İnanıyoruz kendimize göre ama görüyoruz ki imanlı olmak başka bir hâl aslında.

Belki de hakikat bizim anladığımız manada bir kronolojiye sahip değildir. Belki hakikatin zamanı, bizim algıladığımızın ötesinde başka türlüdür.

“Mahkûm edildiğimiz asgari dünyadan çıkmak için birlik olmaya ihtiyacımız var” derken neyi kastediyorsunuz?

Birlik, kaynaktan tesis edilen bir hâl; bizi bir kılan hâlin ta kendisi… Peki neden biriz? Biz neden, nasıl kardeş olabiliriz? Kimimiz Filistin’de doğdu, kimimiz Ürdün’de, kimimiz Amerika’da, kimimiz Türkiye’de. Irklarımız farklı, dillerimiz farklı, ailelerimiz farklı; bizi ne kardeş eder? Peygamberleri ne kardeş etmişti? Her birinin bir mensubiyeti vardı, bir ırkı vardı, bir topluma geldiler. Ama Hz. Peygamber dedi ki “biz hepimiz kardeşiz”. Çünkü kaynakları birdi. Müslümanların birliği böyle bir birliktir, bir bütünleşme değildir. Kaynağa yeniden bakma ihtiyacımız var. Kaynağa bakmayı örten Batı kaynaklı düşünce biçimlerinden zihnimizi yıkamaya ihtiyacımız var. Suyla abdest almadık, bak şimdi kanla aldırıyorlar. Ama kalkmak mecburiyetindeyiz. Çünkü bugün Filistin’de yaşattıklarını, size izlettikleri için izleyebiliyorsunuz. Size gösterdikleri bir şey var. Sanmayın ki İsrail bütün kamuoyunun desteğini arkasını almak istiyor ya da buna ihtiyacı var. Hiçbir zaman böyle olmadı. Onun yüzdesi, onun için neyse o yüzdeyi zaten elinde tutuyor. Ama bize bir şey gösteriyor: İsrail diyor ki itaat et! Etmezsen, sana yarattığım cehennemi gör! Ancak buna bizim de bir sözümüz olmalı. Bu güçlü sözü, kaynağa bakarak bulacağız. Biz eğer o kaynağa geri dönemezsek kendimizde bulacağımız, tayin edeceğimiz istikametle sahip olduğumuz kimliği eksiltmek dışında başka bir çareye sahip olamayacağız.

Kamuoyunun en önemli görevlerinden birinin, “en az Filistin kadar mağdur edilmiş zihinleri ve gönülleri kurtarmak” olduğunu söylüyorsunuz. Genç okurlarımız bunu nasıl yapacak?

Nihayet Müslümanların sayısı hızla artıyor. Demek ki İslam, mevcut insan bakiyesinden memnun değil.

Şuradan başlayıp net konuşalım: Bizim bir kimliğimiz var ve bunun bedelini geçmişte ödedik. Bugün bu bedeli Filistinliler ödüyor. İnsanın asli kimliği önemlidir. Asli olduğu için de esasen bozulmayacaktır, eğer biz onu yine kaynağından devşirmeyi becerebilirsek tabii. Fakat onu sıradanlaştırırsak, o zaman kimliğimizi de kaybederiz. Neyi kaybettiğimizi bilmemiz gerek. Kim olduğumuzu da hatırlamamız gerek. Kimliğimizi kaybedersek bir anlamımız kalmaz dünyada. Bu cevap öyle ya da böyle yeryüzünü saran örgütlü kötülüğün önüne konulur. Cennet bize yakın. Cehennem ile aramıza bir hurma tanesi kadar mesafe koyabilmenin, zihnimizi arındırmanın vakti geldi. Gençlerimiz Batı’ya çok öykünüyorlardı. Kimliğimize ve köklerimize sahip çıkarsak, “yurt dışında yaşayacağım; Almanya'da, Amerika'da hayatımı devam ettirmek istiyorum. İnsan hakları, özgürlük, demokrasi bu ülkelerde,” diyen gençlerimizin de bir anlamda hakikatle yüzleşmesine vesile olacaktır.

7 Ekim’den sonra gençleri nasıl bir dünya bekliyor?

7 Ekim öncesine benzemez, 7 Ekim sonrası. Aklımızı başımıza almamız lazım. Gazze’de Filistinliler bir ölüyorlar ama dünyanın dört bir köşesinde âdeta bin doğuyorlar. Demek ki İslam küreselleşiyor. Bir coğrafyada hüküm süren o kelam, Filistinli çocuklar vasıtasıyla küreselleşiyor. Bugün katledilen o şehitlerin mübarek kanının Homo Sapiens’ten bir dem devşirdiğine tanıklık ediyoruz. Bu çok önemli, çünkü insanlar artık İslam'a çok daha fazla ilgi duyuyorlar. Nihayet Müslümanların sayısı hızla artıyor. Demek ki İslam, mevcut insan bakiyesinden memnun değil. Bu nedenle de kendisine yeni bir insan bakiyesi devşiriyor. Hâlen Filistin’de savaşan bir avuç Müslüman var. Belki anlık olarak Müslümanlar yenilmiş olabilir ama İslam asla yenilmemiştir ve yenilmeyecektir.

Bugün dünyanın her yerinde, herkes ayakta… Onların içinden billur gibi, tertemiz bir kaynak fışkırıyor. Kur'ân-ı Kerim'e bakıyorlar, İslam'a bakıyorlar ve Müslüman oluyorlar. Örgütlü kötülük bunu engelleyemez, onlar yenilmeye yazgılıdır. Cenabıhak, bu mübarek kanları akıtılan yavruların intikamını her şekilde alır. Nitekim onların önünde savrulup duruyoruz. Bu örgütlü kötülük bütün parasını ve imkânlarını, seferber etmesine rağmen hakikatin önünü alamıyor. Konuşamayan çocukların anlattığı bir hakikatin önünü alamıyor. Bunu duymamız lazım. Sonra kendimize de dönüp bakmamız ve Filistinli çocukların gözlerine iltica etmemiz lazım. Orada yanılmazsınız. Çünkü onlar Hakk’a yakınlar, oradan yeni geldiler. Bu şerli el, Hakk’ın kaynağına uzandı. Bu nedenle mutlak surette kırılacaktır.