Geleceğin tarımı: Dikey tarım

VERHALE
Abone Ol

Derginin bir önceki sayılarında tarım, geçmişi ve geleceği ile alındı. Gelecekte nasıl kurgulanacağı, hangi yöntemlerle tarımdan fayda sağlanılacağı tartışıldı. Bu sayıda ise geleceğin tarımı da olarak nitelendirilen aynı zamanda “Uzay Ziraati” olarak da dillendirilen dikey tarımdan daha detaylı bir şekilde bahsedilecek.

Her sistemde olduğu gibi dikey tarımın da kendi içerisinde barındırdığı bazı riskler, handikaplar ve problemler var.

Dikey tarım, genç girişimciler arasında hızlıca yaygınlaşmasının yanı sıra ülkemizde de bu konuda çalışma yapanlar hayli artıyor. En son bir Youtube kanalında dikey tarımın ülkemizdeki örneklerinin anlatıldığı videoda bir AVM’nin otoparkında bile bu sistemin yapılabileceği gösterildi. Yani mekan olarak her yere konumlanabilen bu sistemin en önemli avantajı ise şehirlerin içinde olabilmesi. Bu sayede de lojistik masraflarının minimuma indirilmesi söz konusu.

Temel olarak kapalı bir alanda, katmanlı bir şekilde bitkilerin yetiştirildiği tarım türüne dikey tarım deniliyor. Geleneksel tarımda ziraat alanları tek bir boyutta, yani yeryüzünde işleniyor. Dikey tarımda ise aynı metrekareden 3-4-5 hatta onlarca kez faydalanılabilir. Yeter ki düzenli ve yeterli bir ışıklandırma olsun.

Işıklandırmaya geçmeden önce dikey tarımda neler üretilebildiğine de hâkim olmak gerekiyor. Katmanlı bir üretim yapıldığından dolayı büyük hacimli mahsuller alınamayan dikey tarımda ürün çeşitliliğinin az olduğundan dem vurulabilir. Hidroponik, akuaponik ve aeroponik olarak üç çeşide ayrılan ana kategorilerde hangi ürünler elde ediliyor?

Hidroponik (Topraksız Tarım Sistemleri): Hidroponik sistemlere aynı zamanda topraksız tarım sistemleri de denmekte. Burada bir boru ya da kaba konulan ekinler, köklerinin suya salınımıyla beslenmekte ve buna bağlı olarak büyümektedirler. Bitkilerin yeteri kadar besin alabilmesi için suya gerekli mineral, vitamin vb. takviyelerin yapıldığı sistemde çilek, marul, pazı, otlar, ıspanak, lahana, brokoli ve çiçekli petunya gibi bitkiler yetiştirmek mümkün.

Akuaponik (Topraksız – Su Hayvanlı Tarım Sistemleri): Akuaponik, tarımsal anlamda hidroponik yetiştiriciliğin biraz daha karmaşık hali. Bu yetiştiricilik sisteminde yine toprak kullanılmadan suyun içerisinde köklerin büyümesine izin veriliyor. Fakat burada misafirler de mevcut! İçinde balıkların da bulunduğu su tanklarında büyüyen bitkiler, balıkların atıklarıyla oluşan gübrelerden de nimetleniyor. Bu sayede doğanın taklidi oluşturulmaya çalışılıyor. Hidroponik sistemlerde yetiştirilen ürünlerin üretildiği bu sistemde domates yetiştiriciliği de mümkün.

Aeroponik (Havalı Tarım Sistemleri): Havalı derken gerçekten sadece hava ile tarım yapmayı hedefleyen bu sistemde herhangi bir toprak ve su direkt olarak kullanılmıyor. Köklerin bir hava borusunun içine yayıldığı sistemde köklerin havadaki nemi emmesi ve kendi kendine köklenmeleri, büyümeleri bekleniyor. İlk defa NASA’nın yönlendirilmesiyle 1990’larda başlayan bu sistem her ne kadar günümüze dek pek tercih edilmese de dikey tarım sistemlerinin en sürdürülebilir olarak görünüyor. Bu alandaki çalışmaların arttığından bahsetmek mümkün.

  • Dikey tarımın geleceğin kurtarıcısı olarak görülmesinin birçok sebebi var. Bunlardan ilki çoklanabilir arazi kullanımı. Yani 10 metrekarelik bir arsada 10 kat yaparsanız 100 metrekarelik bir verim elde edebilirsiniz.

2050’ye kadar dünya popülasyonunun 10 milyara ulaşması beklendiğinden maksimum verimle çalışan sistemler zaruri hale geliyor. Özellikle bu popülasyonu besleyecek arazi için sürekli ağaçların kesildiği düşünüldüğünde daha verimli çözümler şart. Bir diğer faktör ise sağlık. Doğal şartların yanı sıra kontrollü bir şekilde büyütülen bitki türlerinde doğadan herhangi bir böcek istilası söz konusu değil. Bu yüzden bitkilerde herhangi bir böcek öldürücü kullanılmadığından dolayı “pesticide-free”. Yani ilaçsız.

Şehrin içlerinde bulunan dikey tarım sistemleri herhangi bir iklim tehdidiyle de boğuşmuyor. Son yıllarda küresel ısınmadan dolayı birçok ekin uyum sağlayamadığından verimlilikleri düşüyor. Fazla sıcaklardan dolayı kavruluyor, zamansız ve sert dolu yağışlarından dolayı birçok ekin zarar görüp çürümeye bırakılıyor. Lojistik anlamda da pandemi sürecinde tedarik zincirinin kırıldığını, Rusya-Ukrayna savaşında tahıl koridorunun büyük stres altında gıda fiyatlarını tavan yaptırdığını da göz önüne alırsak her şehrin kendi içinde gıdasını karşılayabilmesi büyük bir önem taşıyor. Aynı zamanda istenilen iklim ortamı istenilen zamanda oluşturulabildiğinden fazla dönemlerde fazla hasılat almak mümkün kılınıyor.

Dikey tarım; sürdürülebilir, ucuz ve sağlıklı mı? Tabii ki hayır. Her sistemde olduğu gibi dikey tarımın da kendi içerisinde barındırdığı bazı riskler, handikaplar ve problemler var. Bunlardan birincisi maliyet. Maliyetlerin büyük bir kısmını enerji barındırıyor. Katmanlı sistem olduğundan dolayı bitkiler direkt olarak güneş ışığı alamadığından ışığın taklit edilmesi gerekiyor. Bol bol LED ve UV ışığının kullanıldığı sistemlerde, soğutma ve ısıtma maliyetleri de girişimcileri hayli zorlamakta.

2050’ye kadar dünya popülasyonunun 10 milyara ulaşması beklendiğinden maksimum verimle çalışan sistemler zaruri hale geliyor.

  • Dikey tarımda katlı sistem kullanıldığı için ağaç, çalı vb. ürünlerin tarımı gerçekleştirilemiyor. Bu da ürünlerin sınırlı kalmasına ve asıl tarım ürünlerinin dikey tarımdan uzak kalmasına sebep oluyor.

Özellikle baklagillerin dünyayı doyurduğunu göz önüne alırsak baklagillerin yapılamadığı bir dikey tarım modelinde sürdürülebilirlik pek mümkün değil. En azından şimdilik!

Tüm artıları ve eksilerine rağmen dikey tarım, geleceğin tarımına ve insanların besin ihtiyaçlarına bir yeşil ışık yakmış durumda. Artan nüfusu doyurabilmek adına gösterilen inovatif çabalardan belki de en fizibilitesi yüksek olan bu sistemin genç girişimci ve çiftçiler tarafından araştırılması, üzerine gidilmesi gerekiyor.