Geleneksel Japon şehri: Kyoto

HABER MASASI
Abone Ol

Vizesiz ülkeler turumda hâlâ Japonya’dayım. Tokyo’nun altını üstüne getirdikten sonra biraz rahatlamaya, sakinleşmeye ihtiyaç var. İstikamet; geleneksel Japon şehri Kyoto! Tokyo’nun kaotik havasından bir anda kurtula cağın, Japon kültürünün bir başka tarafını görebileceğin bu şehre hazır mısın?

Geçen yazıda da bahsettiğim gibi Japonya, ulaşım açısından oldukça rahat bir ülke. Henüz gitmeden satın alabileceğin hızlı trenleri Shin kansen biletleriyle bütün ülkeyi rahatça gezebilirsiniz. Biletler biraz pahalı olsa da bütün ülkeyi gezebileceğiniz bu seçenek oldukça makul. Bir şehirden bir başka şehrine gitmek birkaç saat alıyor ve merak ettiğin her yeri gezebiliyorsun. E bir gezgin daha ne ister ki? Japonya’ya gitmeden Türkiye’den satın aldığım Shinkansen biletimi Kyoto’ya gitmek üzere çantamdan çıkarıyorum. Shinkansen’lerin hızı bile başımı döndürmeye yetiyor. Tren raylarında giden uçaklar gibiler...

Kyoto bana Japonya’nın bir başka tarafını gösteriyor.

Renkli, hızlı, hareketli Tokyo’ya veda ediyorum. Kyoto’ya gitme k için mutlaka Tokyo’ya gitmek gerekiyor çünkü Kyoto’ya İstanbul’dan direkt uçuş yok. Tokyo’dan Kyoto’ya ulaşmam yaklaşık 2 saat sürüyor. Şehir içinde geziyormuş gibi bir başka şehre bu kadar hızlı ulaşmak fantastik!

İnsanlar birbirine güveniyor.

  • Kyoto, Japonya’ya bin yıl başkentlik yaptığından dolayı Japonlar için “başkentlerin başkenti” özelliğine sahip bir şehir. Ayrıca 1.5 milyona yakın nüfusuyla Japonya’nın en büyük şehri olma özelliğini de taşıyor . Kyoto’nun üst üste dünyanın en güzel şehri unvanını aldığını da söylemeden geçmeyeyim. Tarihinin yanı sıra kültürel ve mimari açıdan da çok zengin bir şehir.

Sagano Scenic Railway adlı romantik güzergahı olan bir tren.

  • İkinci Dünya Savaşı sırasında, Amerika Birleşik Devletleri’nin Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom bombası attığını hepimiz biliyoruz. Rivayete göre Kyoto atom bombası atılacak şehirlerden biriymiş. Ama şehrin tarihi değeri öyle ağır basmış ki bomba atılacak şehirler listesinden çıkarılmış ve yıkımdan da kurtulmuş.

Hokan-ji Temple(Budist Tapınağı)

Japonya şehirlerinin her biri öyle zengin ki ancak uzun girizgahlardan sonra anlatmaya başlayabiliyorsunuz. Nihayet Kyoto’yu nasıl gezdiğimi anlatmaya geçebilirim. Shinkansen’le yaptığım hızlı yolculuktan sonra, bavulum elimde kalacağım yeri aramaya başlıyorum. Buradaki geleneksel Japon mimarisine sahip otellerde kalabilirsiniz. Yerde yatacağınız, Kill Bill filminden fırlamış gibi, klasik Japon mimarisine sahip bir otel bulmak Tokyo’dan çok daha kolay. Benim de kalacağım otel birkaç odalı böyle bir yer. Girişe geldiğimde kapının kilitli olduğunu görüyorum. Girişte kasa ve telefon var. Telefonun üzerindeki numaradan başka ulaşacağım kimse yok. Numarayı çevirip beklemeye başlıyorum. Telefondaki ses kasanın içinde odanın anahtarı olduğunu söylüyor. Anahtarı alıp odama giriş yapıyorum. Etrafta benden ödeme isteyen hiç kimse yok. Biraz şaşırıyorum ama eşyaları yerleştirip şehri turlamam gerek. Hemen kendimi dışarı atıyorum.

İlk durak Fushimi Inari. Japonya’ya dair bütün Instagram postlarında gördüğünüz, turuncu direk gibi kapıların olduğu tapınak. Şöyle bir Google’layıverin nereyi kast ettiğimi mutlaka anlayacaksınız.

Fushimi Inari, pirinç tanrısına adanmış bir Şinto tapınağı. Turuncu kapılar metrelerce devam ediyor. En başlarda insan kalabalığının içine düşüp nasıl fotoğraf çekineceğimi düşünürken yürüdükçe etrafın sakinleştiğini fark ediyorum. Burayı tamamlamak birkaç saatinizi alabilir, nefes nefese kalmaya hazırlıklı olun. Yok ben hepsini yürümem diyorsanız da bir noktada vazgeçip en güzel kareyi yakalayarak geri dönün. Ben en güzel kareden sonra pes edip geri döndüm.

Arashiyama Bambu Ormanı

  • Kyoto’nun en güzel karelerinden biri de Arashiyama Bambu Ormanı’nda çekilenler. Bir sonraki durağım bu orman. Öyle orman dediğime bakmayın çok sık koca koca bambular var ancak içlerinden geçemiyorsunuz.

Hepsini korumak için etrafını çevirmişler. Bambuların üstüne kimse hiçbir şey yazmamış. Tek bir çöp bile yok. Zaten Japonya’da her köşe başında sizi en çok şaşırtan şeylerden biri de bu olacak. Bu kadar kalabalığa rağmen nasıl oluyor da her yer tertemiz kalabiliyor? Öyle ki sokaklarda mazgalları fırçalayan amcalara bile rastladım. Üstelik şehirde gezerken çöp kutusuna rastlamak da dünyanın en zor şeyi! Elinizde plastik su şişesiyle saatlerce yürüyebilirsiniz. Buna rağmen kimse sağa sola hiçbir şey atmıyor. Yürüdüğüm her yerde “Vaaaay be!” nidalarıyla gezmeme sebep olan şeylerden biri daha.

Arashiyama Bambu Ormanı da diğer her nokta gibi çok kalabalık. Burada durmak, soluklanmak, kimsenin olmadığı fotoğraf karesi yakalamak oldukça zor. Ama imkansız değil! Gerçekten isterseniz başarabilirsiniz.

Arashiyama Bölgesi’ne yakın Sagano Scenic Railway adlı romantik güzergahı olan bir tren var. Eğer biletini önceden alıp giderseniz harika manzara eşliğinde birkaç dakikalık tren yolculuğu yapabilirsiniz.

Kyoto’nun en önemli noktalarından biri Gion Bölgesi. Geleneksel Japonya’yı iliklerinize kadar hissedeceğiniz yer tam da burası! Burada yürümek bile insanı bambaşka bir yerde hissettiriyor. Hava kararınca da bu bölgeyi görmeyi unutmayın. Buradayken Yasaka Shrine’a da uğrayabilirsiniz. Burada bulduğum geleneksel bir sushi restoranına kendimi atıyorum. Japonya’da bazı restoranlarda masalar odalara ayrılmış hâlde. Bunlara Kyoto’da çok fazla rastlayabilirsiniz. Size ait bu bölümlere de ayakkabılarınızı çıkarıp giriyorsunuz.

Kyoto’nun en önemli noktalarından biri Gion Bölgesi.

Gion’da karnımı doyurduktan sonra bir sonraki durak Higashiyama Bölgesi. Burası Gion Bölgesi’ne oldukça yakın. Burada da geleneksel Japon evleri var. Ninenzaka Merdivenleri’ni yürürken kendime matchalı dondurma alıyorum.

Kyoto bisikletle gezmeye oldukça elverişli bir şehir. Eğer isterseniz bisiklet kiralayıp her yeri daha rahat görebilirsiniz.

Ertesi gün bütün fotoğraflarda altın rengiyle bir nehrin kenarında parlayan Kinkaku-ji Tapınağı’na gidiyorum. Burası ünlü bir Zen tapınağı. İsmi Golden Pavillion, üst katları altın yapraklarla kaplı. Kinkaku-ji’nin etrafı rengarenk çiçeklerle, ağaçlarla dolu bahçelerle çevrili. Özellikle bahar aylarındaki fotoğrafları şahane!

Bugün yemek için kendimi Nishiki Market’e atıyorum. Kyoto’nun yüzlerce yıllık mutfağını bulacağınız bu markette şöyle bir turlamak bile çok güzel. Sokak lezzetlerinin olduğu bu markette ayaküstü bir şeyler atıştırabilirsiniz.

  • Otelden ayrılmak için odama döndüğümde yine görevli kimseyi göremiyorum. Odamda benim adıma bir mektup buluyorum. Mektupta bana teşekkür edip oda ücretimi yazmışlar. Ücreti zarfa koyup oda anahtarıyla birlikte girişteki kasaya bırakabilirmişim.

Çok şaşırıyorum. Odanın ücretinin ödenmemesi, eşyalara zarar verilmesi gibi endişeler yok. Günümüzde unutulan şey, insanlar birbirine güveniyor.

Kyoto bana Japonya’nın bir başka tarafını gösteriyor. Tokyo’daki hızım, yorgunluğum burada kendini dinginliğe bırakıyor. İçim huzur dolu ayrılıyorum bu şehirden...

Nilüfer Taktak / Yazar-Editör