Göklerin ülkesini arayan bilge: Aliya İzzetbegoviç

HABER MASASI
Abone Ol

1925 yılında Bosanski Šamac kasabasında doğan Aliya İzzetbegoviç, Üsküdarlı bir Türk kızının kanını taşır. Bu ayrıntı, Balkanlardan Türkiye’ye doğru açılan muhabbet kapısının anahtarlarından biridir. Aynı zamanda Aliya, Cengiz Han ve Hitler’inkiyle yarışan bir soykırımın mağduru olan bağımsız Bosna Hersek’in ilk cumhurbaşkanıdır.

İzzetbegoviç; bilge lider, Doğu düşünürü, merhamet devrimcisi gibi sıfatlarla anılır. Alman Stern Gazetesi’nin yönelttiği bir soruya: “Avrupalı olduğum için değil Müslüman olduğum için hoşgörülüyüm.” cevabını vermesi cesaretinin; “Kendilerine deliliğin bulaştığı insanlar mutludurlar ve ben de onlardan biriyim.” cümlesi de samimiyetinin nişanesidir.

Organizasyon ve birlik adamı olan Aliya, cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmeden önce gönül verdiği Halida Hanım'la evlenir. Bosna Savaşı’ndaki tecavüz kurbanlarının sayısı düşünülürse bu, içinde mutluluk barındıran nadir olaylardandır. Antifaşist ve antikomünist söylemleri sebebiyle yıllarca hapis yatmış ve umudu düstur bilmiş biri olan İzzetbegoviç, Osmanlı bakiyesi ya da Hz. Ali’nin cennet bahçesi diye tasvir ettiğimiz Bosna’yı bağımsızlığa kavuşturmayı başarır. 350 Avro maaş ile cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Aliya, tevazudan oluşan demirden bir irade örneğidir. Torunlarından öğrendiğimize göre hayat bilmecesine karşı muazzam hayranlık besleyen lider, yoğun çalışmaların ürünü olan hacimli ve ilmi değeri yüksek kitaplar kaleme alır. Endülüs güzelliğinde bir topluluk yaratma çabasını ideal bilmiş olan yazar, Refik Halid’in dediği gibi bir bahçesi dahi olmayanların asrına bakmayı başarabilmiş nadir kalemlerden biridir ve Batı İslâmı’nın soluğu olmuştur.

Aliya’nın en önemli çalışmalarından biri Tarihe Tanıklığım’dır. Bu eser, yazarın bilge bir lider olmasını sağlamış tüm püf noktaları sayfalarının içinde barındırır. Küçüklük hatıralarıyla başlayan kitap, Yugoslavya tarihine armağan edilmiş bir arşiv niteliğindedir ve o döneme dair kültürel fenomenlerin tüm izlerini taşır. Merhamet yorgunluğuna kapılmadan ufka ümitle bakmayı becerebilmiş olan yazarın bu kitabı için bir halkın yeniden doğuşunun refakatçisi diyebiliriz.

Müslüman Boşnaklar, Osmanlı’nın Balkanlar’dan çekilmesinin ardından kıyamet gibi bir yazgıyla baş başa kalır. Komünizmle yönetilmeye başlanan ülkenin rejimi, faşizmin yayılmasını engellese de özgürlükler bakımından baskıcı ve hoşgörüsüzdür. Komünizmin yıkılması devlet başkanı Tito’nun ölmesiyle gerçekleşir ancak zulüm yerini, bu sefer de yıllarca yanlış metotlarla bastırılmaya çalışılmış ırk savaşına bırakır. Sırbistan ve Hırvatistan’ın bağımsızlığını ilan etmesiyle Yugoslavya’nın parçalanması üzerine Bosna da bağımsızlık isteğini dile getirir. Ancak benzeri görülmemiş vahşi bir etnik (!) temizlik başlatacak olan Sırplar buna razı olmaz ve Avrupa’nın orta yerinde Srebrenitsa katliamını gerçekleştirme vicdansızlığını sergilerler. Adorno’nun Hitler’in ardından “Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır.” dediği gibi, Aliya da Srebrenitsa üzerine “İçinde Srebrenitsa’nın gerçekleştirilebilir olduğu bir dünyanın var olmasından dolayı hepimiz suçlanmayı hak etmekteyiz.” serzenişinde bulunur. Alman başbakanı Bismarck’ın “Bosna Hersek için bir damla bile kan dökmeye değmez.” dediğine bakılırsa da haksız sayılmaz.

Osmanlı zamanında kardeşlik içinde yaşayan halkların, algı ve düşmanlık operasyonlarıyla tavizsiz ve faşist bir ruh haline büründüğüne işaret eden Tarihe Tanıklığım’da, insanlığın yitikleri gözler önüne serilir. Dış güçler, psikolojik yönlendirmelerle birbirine düşman kesilen taraflara mühimmat satarak silah endüstrisini besler. Henri Levy’nin “Ve Batı, Bosna’da öldü.” belgeseli, bu cümleye ışık tutar ve ismiyle de manidardır. Zira tek taraflı ve Bosna aleyhine silahsızlandırma fikri ya da güvenli bölge seçilen Srebrenitsa’da yaşanan etnik dehşet ve soykırım, Batı’yı Kabil’in çağdaş temsilcileri yapar. Ancak sahnelenen insanlık dramına rağmen Bosna’da eşsiz bir kültür direnişine şahit olunur. Tiyatrolar, gazeteler, gösteriler barış dönemini aratmaz. Anlattıklarımız ve daha fazlası, bu hukuksuz savaşın ürkütücü seyriyle birlikte Aliya tarafından bir tarihçi hassasiyetiyle kitap boyunca işlenir. Tarihi, kültürü, yüreği paramparça olmuş bir halk için üzülmek çok kolaydır. Bunun farkında olan yazar, üzülmekten çok daha fazlasını yaparak bu hatıratı, idealleri olan tüm milletlerin yeni nesillerine ithaf eder.

“Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı devam eden sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”

İzzetbegoviç’in Doğu ve Batı Arasında İslâm isimli kitabı; Nurettin Topçu’nun Ahlak Nizamı, Millet Mistikleri, İsyan Ahlakı ve Ahlak eserleriyle birlikte okunmalıdır. Kitapta; komünizm, ateizm, Yahudilik, Hristiyanlık, metafizik, tasavvuf gibi hassas birçok başlığı etraflıca inceleyen yazarın, asimetrik bir bakış açısı vardır. Bu yönüyle Aliya; İsmet Özel’e, Fethi Gemuhluoğlu’na ve Nurettin Topçu’ya benzetilebilir. Yazar kalemini kutsal kitaplarla, peygamberlerle ve menkıbelerle besler, kuvvetlendirir. Savunduğu ve karşı durduğu düşüncelerin ispatı amacıyla örnek verdiği kaynaklara bakılırsa yazar bir ayaklı kütüphanedir ve böylece neden bilge, entelektüel, aydın ya da yeryüzü öğretmeni sıfatlarını hak ettiği de aşikâr olur. İzzetbegoviç’in İslâm’ın üçüncü yol olduğuna dair en meşhur anlatısının yanı sıra kültür derinliğine de kayıtsız kalmak imkânsızdır. Acele etmeden, bir ders hassasiyeti ile çalışılması gereken bu eser, Aliya’nın ses getirmiş daha birçok fikrini de içinde barındırır.

Yazarın İslâm ve Kur’an’a hâkimiyetinin göstergesi olan kitabıysa İslâmi Yeniden Doğuşun Sorunları. Aliya için bir fragman sayılabilecek bu eser, diğer eserlerine ön hazırlık yapmak amacıyla okunmalıdır. Doğu ve Batı Arasında İslâm‘ı anımsatan çalışma, daha geniş bir perspektifle güncel sorunlara dikkat çekmeye çalışır. İzzetbegoviç’in, Müslümanlar için yazdığı İslâm'ı Deklarasyonu’nu da unutmamak gerek. Müslümanların İslâmlaşma problemini inceleyen eser, akıcıdır ve ivedilikle okunması gerekenler arasında olan bir düşünce kitabıdır. İslâm Deklarasyonu’nu, “inanmayı ve mücadele etmeyi” mizaç haline getirmişlerin başucu eseri sayabiliriz.

Yazarın esaslı çalışmalarından biri de Özgürlüğe Kaçışım’dır. Atalarımızın yaptığı camilerin mükemmelliğini saymaktansa mütevazı camimizin eskimiş çatısını tamir etmek daha önemlidir, diyerek eylemin kutsallığını vurgulayan Aliya’nın en çok ilgi gören eserlerinden biridir bu. Çalışmayı ve yazarın anlatısını daha iyi kavrayabilmek için kitapla beraber H.G. Wells’in Dünya Tarihi de gözden geçirilmelidir.

Bahsedilenlerden sebeple yazarın; Tarihe Tanıklığım, Özgürlüğe Kaçışım, Doğu ve Batı Arasında İslâm, Konuşmalar isimli kitaplarından önce Köle Olmayacağız, İslâmi Yeniden Doğuşun Sorunları, İslâm Deklarasyonu çalışmalarının okunması Aliya’nın fikirlerini anlayabilmek için gerekli ön koşulları sağlamış olur.

Çocukları örnek alabilecekleri bir liderle tanıştırmak için Sevgi Başman’ın Aliya İzzetbegoviç isimli eserinden yana tercih kullanabilirsiniz. Çizgi roman sevenlere, objektif olarak kaleme alınmamış olsa da farklı bir bakış açısı sağlaması adına Joe Sacco’nun Güvenli Bölge Gorazde kitabı önerilebilir. Yazarın yakınlarının, akrabalarının, dostlarının şahitliklerini ve onun için yapılmış çalışmaları incelemek içinse Hece Dergisi’nin Aliya İzzetbegoviç dosya konulu özel sayısına başvurabilir ya da Aliya’nın derdini yol bilmiş Fatih Ali Hasaneyn’in Drina Köprüsü başlıklı hatıratını da okuyabilirsiniz.

Vicdanıyla düşünenler için Aliya İzzetbegoviç’in “Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı devam eden sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.” sözünün dahi farkındalık kazandırdığına bakılırsa kitaplarını okumak boynumuzun borcudur.

Tuğba Coşkuner: Eğitimci-Yazar-Editör