Haberleri takip ederken "habersiz" kalmak

HABER MASASI
Abone Ol

Kültür; hayatımızın kendisi iken ve asla sabit kalmayarak sürekli değişim içerisinde olmasına rağmen üretiminin ve yönetiminin bu kadar ilgi ve alaka görmemesi, kültürün öneminin bilinmemesi dünyayı daha da kötüye götürüyor.

Medyanın birey ve toplum üzerindeki etkisiyle ilgili geçmişten günümüze pek çok araştırma yapılmıştır. Yapılan araştırmalar birbirinden taban tabana zıt sonuçlar doğursa da medyanın, hem olumlu hem de olumsuz etkilerini gözler önüne sermektedir.

Olumlu bakış açısı, medyanın insanları bilgilendirdiğini ve ortak bir dünya görüşü oluşturmak suretiyle farklı kültürler arasında bir bağlantı oluşturduğunu öne sürer. Bu görüşe göre dünya küçülmekte, “küçük bir köye” dönüşmektedir. Olumsuz bakış açısı ise medyanın, özellikle de sosyal medyanın insanlar arasındaki iletişimi ve etkileşimi azaltıcı etkisini vurgulamaktadır. Bu görüşe göre kitle iletişim araçları, insanların değerli vakitlerini çalmaktadır. Medyanın verdiği bilgilerle bireyleri eğitmek veya doğru sonuca ulaştırmak yerine bireylerin kafalarını daha çok karıştırdığını ve bilgi kirliliğine yol açtığını öne sürmektedir. Dünyanın “küçük bir köye” dönüşmesi ise onlara göre olumsuz bir durumdur. Çünkü; baskın kültürün merkezde olduğu dengesiz ve kontrolsüz bir dünya oluşacaktır. “Küçük köy” demişken Marshall McLuhan'ın, “global köy” kavramına değinmekte fayda var. McLuhan, özellikle elektronik iletişimin yaygınlaşmasıyla birlikte dünyanın küçük bir topluluk olacağına inanmaktadır.

Medyanın etkisinin ne şekilde olduğu noktasında da farklı görüşler vardır. Görüşlerden biri; medyanın, bilinçli ve planlı şekilde etki bıraktığı şeklindedir.

Pek çok ampirik araştırma -gözleme ve deneye dayalı araştırmamedyanın, toplumun görüşlerini ve davranışlarını doğrudan etkilediğini göstermektedir. Bu etki çoğunlukla “medya patronları” ve kontrol sahibi kişilerin, istek ve beklentileri doğrultusunda gerçekleşmektedir.

Medyanın önem verdiği konular gündemde daha çok yer alırken, medyanın görmezden geldiği konular ise önemini yitirmektedir. Bu denklemin içinde medya insanlara sadece neyi düşüneceklerini değil, aslında haberlerin ve olayların sunum şekliyle nasıl düşüneceklerini de söylemektedir. Gerek geleneksel medya, gerekse sosyal medya araçlarıyla aynı iletiye maruz kalan kişiler, artık o iletiyi kendi meselesi olarak kabul edip içselleştirirken; kendi hayatı üzerinde etkisi olan, fakat, medyanın yer vermediği meseleler hakkında istemeden bilgisiz kalmaya razı olmaktadır.

Her ne kadar sosyal medya, toplum üzerindeki etkileriyle artan bir ivme kazansa da diğer kitle iletişim araçlarının, özellikle de televizyonun etkisine değinmeden geçemeyeceğim.

Televizyonun insan üzerindeki etkisi

Televizyonun etkisi üzerine sosyal bilimci George Gerbner ve arkadaşlarının yaptığı etki araştırması, günümüzdeki TV anlayışına da ışık tutmaktadır. Gerbner ve arkadaşları tarafından üretilen ekme kuramı, televizyonun etkisinin uzun dönemli olduğunu söylüyor. Bu etkinin azar azar, derece derece fakat zamanla birikerek olduğu yönündedir. Kuram, medyanın bir kültürde var olan egemen değer ve tutumları ektiğini öne sürüyor. Bu kurama göre televizyon, insanların sembolik çevrelerini egemenlik altına alan bir araçtır. Ekme yaklaşımı, televizyonu gerçeği yansıtan bir araç olarak değil, ayrı bir dünya olarak görür.

1960'lardan günümüze kadar yapılan içerik analizleri televizyonda, gerçek yaşamdan daha fazla şiddet olduğunu göstermektedir. Amerikan televizyonlarındaki karakterlerden %12'si kanun koruyucu, meşhur FBI gibi işlerde çalışır. Oysa gerçekte %1'i bile bu işlerde çalışmaz. Bu araştırmalar gösteriyor ki şiddet, televizyonda gerçek hayattakinden çok daha fazladır. Yani televizyonun ektiklerinden biri de şiddettir. Televizyonunun etkisine en çok maruz kalanlar ise çok televizyon izleyenler ve çocuklardır.

Sosyal Medya

Günümüzde git gide artan “sosyal medya bağımlılığı” ile medyanın etkisi de artarak devam ediyor. Bu etkinin psikolojik tarafı da yadsınamaz. Kendinizi birkaç dakika bile kötü hissetseniz, hayatları son derece mutlu ve harika gibi görünen insanların yüzlerce fotoğrafıyla bombardımana uğruyorsunuz. Bu durumda kim kendini kötü hissetmez ki? Diğer taraftan sürekli aynı veya birbirine benzer iletiyle karşılaşan birey tek tipleşirken, bir süre sonra da kendine yabancılaşıyor.

Sonuç

Medya, bireyin dünyayı nasıl algılayacağını biçimlendirir ve yönlendirir. Fakat, medya okur yazarlığı eğitimi alarak çok daha iyi bir bakış açısına sahip olabiliriz. Medya okuryazarlığındaki temel amaçlar; medyanın ilettiği mesajların doğru okunması, kişiye medyanın sunduğu dünyanın gerçek olmayabileceğini anlatması, medyanın yönetme fonksiyonunun da olduğunun farkına varılması gibi hedefleri içermektedir. Yani, medya okuryazarlığı eğitimi; medyayı doğru okuyan, çözümleyen, kitle iletişim araçlarından gelen iletilere eleştirel bakabilen bireyler yetiştirmeyi hedeflemektedir.

Beritan Aydoğdu / İllüstratör