Afrika’nın gazabı öldürür

KEMAL ÖZER
Abone Ol

Emperyalistlerin göz dike geldiği, yeraltı ve yerüstü en zengin kara parçası Afrika hakkında yazıp çizmek hem kolay hem de zor. Her defasında gözyaşı, kan ve sömürüden söz etmek zorundasınız. Bugün ‘Batı dünyası’ olarak tanımlanan ABD, İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya, Belçika ve Hollanda gibi refah seviyesi yüksek ülkelerin zenginliği; hırsızlık, sömürü ve kölelikten elde edilen yağmanın bir neticesi.

Batı’nın görmezlikten gelinen bu gerçeğini bir kaç mühim itirafla teyit edelim. İlki, HP firmasının Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptığı günlerde Carly Fiorina bir konuşmasında şöyle diyordu: “Bir zamanlar, dünyanın en büyüğü olan bir medeniyet vardı. Ve bu medeniyet, gücünü her şeyden ziyade buluşlardan almaktaydı. Mimarları, yer çekimine meydan okuyan yapılar tasarlıyorlardı. Matematikçileri, bilgisayarın keşfine ve kriptolojinin gelişmesine zemin hazırlayan cebiri ve algoritmaları bulmuşlardı. Tabipleri, insan vücudunu inceliyor, yeni tedavi yöntemleri keşfediyorlardı. Astronomları gökyüzünü gözlemliyor, yıldızlara ad verip, uzay yolculuğunun ve keşfinin temelini atıyordu…

Her ne kadar biz, ona ne kadar çok şey borçlu olduğumuzun farkında olmasak da bu medeniyetin bize kazandırdığı şeyler, mirasımızın çok önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Müslüman matematikçilerin katkıları olmasaydı, bugün teknoloji endüstrisi diye bir şey olmazdı. Şayet onlar buluşlarına patent alsaydı bugün Batı’nın gelişmişliğinden söz edilemezdi.”

Fransa eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın “Afrika olmasa, Fransa 3. Dünya ülkesi olurdu” itirafına, İspanyolların özellikle Amerika kıtasında soykırım ve yağmaları, İngilizlerin Hindistan, Uzakdoğu ve Ortadoğu soykırım ve sömürülerini de eklemek gerekiyor.

Dr. Howard Nicholas’ın “Afrika’nın az gelişmişliğinin temel nedenleri ve sıkıntılarını anlamak için tamamen iç nedenlere odaklanmak yerine emperyalizme bakmak gerekir. Bütün bu üretilen muazzam kaynaklar içinden onlar ne kadar alıyorlar? Hiçbir şey. Burası çok önemli…” cümleleri meseleyi yeterince iyi özetliyor. Lâkin hırsızın suçu olduğu kadar ev sahibinin de kusurlu olduğu gerçeğini kabul etmek gerekir. Ruslar da özellikle Türk topraklarında Avrupa’nın Afrika ve Asya’da yaptıklarını yaptı. Şimdi ise Çin ile beraber Afrika’yı yeni bir sömürge alanına çevirmeye çalışıyor. Afrika bir yandan başta Fransa olmak üzere Avrupa’ya karşı direnirken diğer yandan da Çin ve Rusya’nın kucağına düşüyor.

Wagner’i kuran Putin, Avrupa’nın geçmiş asırlarda yaptığını bir başka usûlle yapmaya çalışıyor. Çin ise borç kapanına sürüklediği Afrika’yı daha sinsi yollardan ele geçirmenin derdinde.

  • Nijer’de yaşanan son darbe hem Afrika’nın çıkmaz sokağını hem de yegâne kurtuluş adresini gösteriyor.

Fransa’nın kontrolündeki Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu ECOWAS ülkeleri, Wagner’in desteği ile yapılan Nijer darbesine karşı kamp oluştururken; Mali, Çad, Gine, Burkina Faso, Libya ve Cezayir gibi ülkeler de Fransa kliğinin karşısında duruyor. Darbecilerin genellikle eğitim gördükleri ülkelerde devşirildiklerini biliyoruz. Kim nerede yüksek tahsil yapmışsa genellikle o ülkenin tezleri veya devletine yakındır. Bu, Afrika’daki darbeciler için daha fazla geçerli.

Türkiye dışında hiçbir ülke başkasının çocuğunu hayrına okutmaz. Bazı istisnaları olsa da devşirmeden Batı diploma vermez. Bu yüzden Türkiye’nin devasa paralar vererek gençlerini Batıya okutmaya göndermesi ve kaymakam adaylarını İngiltere’nin rahle-i tedrisinden geçirtmesi hâlâ ‘büyük ülke olma mefkûresine/idealine’ erişmediğini gösterir.

74 yılda İnönü ile Amerikan Hükümeti arasındaki Türkiye’nin eğitim düzenini belirleyen Fulbright Anlaşmasından çekilememiş bir ülkenin bu mefkûreye erişmesi için neyi beklediğine akıl sır ermemekte. Bu nasıl egemenliktir? Bu nasıl bağımsız devlettir?

Bunca açmazımıza rağmen Afrika’nın kurtuluşu Türkiye ile işbirliğinden geçiyor. Biz, tarihinde sömürgecilik olmayan büyük bir milletiz. Afrika’nın muhtaç olduğu şey de ‘kazan kazan’ şeklinde çalışabileceği millet ve devletler. Bu da ne ABD ne Almanya ne İngiltere ne Fransa ne Rusya ne de Çin gibi ülkelerde mevcut.

Afrika’nın tedirgin olduğu şey belki de bizim yeterince hızlı davranmamamız, bazı ileri gerilerimizdir. Belki de Afrika gibi kendi çocuklarımızı Batı’da okutmamızdır. Altına endekslenmeyen paramızın güçsüzlüğü, faiz ve enflasyon musibetini bir türlü halledemememiz gibi sebeplerdir. Demek ki sadece liderin Afrika hususundaki kararlılığı yetmiyormuş. Bürokrasi ve iş dünyasının da aynı kararlılıkla Afrika’ya yönelmesi ve sarılması gerekiyor.

  • Türkiye’nin yardım maksatlı dernek ve vakıflarının daha fazla para toplamak için Afrika’yı sadece aç ve muhtaçların yurdu gibi göstermesi de Afrika’yı yanlış tanımamıza ve onların bize kırılmasına sebebiyet veren büyük hatamız. Hangi Afrikalı ile görüşseniz hepsi yardım derneklerinin usûllerinden şikâyet ederek ‘bize balık vermeyin, balık tutabilecek mekanizma konusunda yardım edin’ diyor.

Afrika demişken Wagner ve geçtiğimiz ay ‘infaz’ edilen yönetiminden söz etmemek imkânsız. Tabi gerçekten ölmüş iseler. Hadi öldüklerini farz edelim, peki ölenler arasında kimler var?

İlki, herkesin bildiği Wagner’in görünürdeki patronu Prigojin… Diğerleri ise Wagner adının mucidi ve ikinci adamı Dmitry Utkin, mâlî sorumlusu Valeriy Çekalov ve Wagner’in etkili isimlerinden Yevgeny Makaryan, Sergey Propustin, Aleksander Totmin ve Nikolay Matuseev... Pilot Aleksey Levşin, yardımcı pilot Rüstem Karimov ve uçuş görevlisi Kristina Raspopova...

‘Eden bulur’ ve ‘su testisi su yolunda kırılır’ diye boşuna dememişler. Ancak burada üzerinde durulması gereken bir başka husus ise bu işin fâilleri… Emri veren Putin mi? Rusya’daki başka klikler mi? ‘Fatura nasıl olsa Putin veya Rusya’ya kesilir’ diye düşünen başka istihbarat örgütleri mi? Cevabı zor sorular.

Biz de Gerçek Hayat olarak Afrika’yı yeniden kapağımıza taşırken, konuyu Türkiye’de eğitim görmüş Afrikalı gençlere sorduk. Hepsi birbirinden kaliteli ve Afrika’nın umudu gençlerin sözlerini mutlaka okumanızı tavsiye ederiz.

Şunu da belirtmeden bitirmeyelim. Afrikalı bir genç hanım güzel Türkçesi ile derilerinin rengi nedeniyle kendilerine yönelen tuhaf bakışlara şu cümlelerle tepki gösteriyor: ‘Sizi de bizi de Allah yarattı. Bir yerimizi kessek sizin de bizim de kanımız kırmızı akar. Peki, bu aşağılayıcı bakış niye?’

Biz Müslümanlar, derisinin rengi ne olursa olsun insanları ya dinde yahut insanlıkta kardeş biliriz.

Vesselam!