Baba Bush karışmayacağız demişti ama karışmak zorunda bırakılmıştı !!

MEHMET YÜCE KATIRCIOĞLU
Abone Ol

İsrail Dışişleri Bakanı David Levy, ABD'yi Kürt isyancılara silah yardımı yapmamakla suçlamış ve ABD'nin havadan yaptığı yiyecek yardımının Kürt göçmenlerin "aç karnına değil, tok karnına ölmesine" yarayacağını söylemişti. Levy'nin açıklamasından sadece bir gün sonra,10 Nisan 1991 günü ABD yüz seksen derece dönüş yaparak 36. paralelin kuzeyini Irak hava kuvvetlerine yasakladığını ilan edecekti. Bu yasaklamanın hiçbir hukuki dayanağı yoktu. Tüm yasalar ve Birleşmiş Milletler ilkeleri Irak'a bu silahlı ayaklanmayı bastırma hakkı tanıyordu.

Yıl 1991...

Nisan ayının ilk günleri. Irak’a karşı dışarıdan kışkırtılarak silahlı ayaklanma başlatan Kürt gruplar, Körfez savaşında imhadan kurtulan Irak birliklerinin kuzeye doğru başlattığı bastırma harekâtı karşısında çabucak dağıldılar.

Bunun üzerine pek dikkat edilmeyen çok önemli bir gelişme oldu. Kime ait olduğu belirlenemeyen bazı uçaklar, kaçmakta olan grupların üzerine Kürtçe yazılmış bildiriler atmaya başladılar. Kuzey Irak'ın tüm Kürt bölgelerine atılan milyonlarca bildirinin üzerindeki mesaj çok netti: "Kaçın kuzeydeki güvenli yerlere, Türkiye ve İran'a doğru kaçın!"

Kürtler de buna uyarak Türkiye ve İran sınırlarına yığıldılar.

Bu kaçışı koordine edenlerin ise bölgede yaşayan Yahudi kökenli Kürtler ile bölgede görev yapan Mossad ajanları olduğu bazı görgü şahitlerince ısrarla dile getirildi.

Âdeta planlanmış bir trajediye dönüşen gelişmeler tüm dünyada yoğun tartışmalar başlattı. Özellikle basın kuruluşları ve bazı entelektüeller duruma müdahale edilmesini istemeye başladılar.

Bunun üzerine ABD üst yönetimi peş peşe açıklamalar yaparak "müdahale etmeyeceklerini, böyle bir taahhütlerinin de bulunmadığını" vurguladı!

Gazetelerdeki çok önemli bir haberin başlığı aynen şöyleydi:

Bush: “Karışmayacağız. Irak'ta elimizden geleni yaptık. Birliklerimizin iç savaşın içine çekilmesini istemiyorum” diyordu. Haber şöyle devam ediyordu: “ABD Başkanı Bush son iki gün içinde yaptığı açıklamalarda altını çize çize Kürtler'e yardımın söz konusu olmadığını vurguladı.”

AP haber ajansının haberine göre, Bush bu konuda son açıklamasını 5 Nisan 1991 günü Japonya Başbakanı Toshiki Kaifu ile görüşmesinden sonra yaptı. Bush açıklamasında "Irak'ta Saddam Hüseyin'den hoşnut olmayanların bu adamı devirmek için ABD'nin yardıma geleceği izlenimini edindiklerini hiç sanmıyorum. Bu çatışmanın içine girmeyeceğiz. Irak'ın iç işlerine karışmak koalisyonun hedefleri arasında yoktu" dedi.

Başkan Bush'un bu çok önemli açıklamaları ABD halkı tarafından da destekleniyordu. Yahudi lobisinin ünlü gazetesi The Washington Post'un yaptığı bir kamuoyu yoklamasında ABD halkının yüzde 70'inin bu konuda Bush'u desteklediği ortaya çıkmıştı.

ABD yönetiminin bu çok net ve kesin tavrından sonra neler olduğunu yine o günlerin gazetelerinden izlemeye devam edelim:

  • Bush'un açıklamasından üç gün sonra: 8 Nisan 1991 tarihli gazetelerden:
  • -Bush ateş altında…

-Bush'a karşı en sert eleştiriler, Körfez krizi sırasında ABD basınında şahinlerin önderliğini yapan, ABD'nin Irak'a saldırması gerektiğini ateşli biçimde savunan ABD'deki Yahudi lobisinin ağır toplarından William Safire tarafından yöneltiliyor.

1948 yılında ne olmuştu?
Gerçek Hayat

Safire'a göre Bush, Irak'taki iç savaşa isyancıların yanında müdahale etmekten kaçınarak, Körfez'de kazanılan askeri zafere büyük bir gölge düşürmüştür. Saddam'ın isyancılara karşı helikopterlerini, tanklarını, toplarını kullanmasını yasaklamalıydı.

Yahudi A.M. Rosenthal ise Bush'u, dışişlerinin etkisinde kalarak Irak'taki iç savaşa müdahale etmemekle suçluyordu.

Baba Bush'un Dışişleri Bakanı James Baker Yahudi değildi.

  • Liberal eğilimli Yahudi Flora Lewis'da Bush'u eleştiriyor. Lewis'a göre insan haklarını desteklemek, bir ülkenin iç işlerine müdahale anlamına gelmez.

Yahudi Safire, Irak'a uygulanan haksız ambargoya ve Irak'ın bölünmesine karşı çıktığı için Türkiye'ye "Satılık Müttefik" diyerek hakaret eden kişiydi aynı zamanda.

Bush'u eleştirenlerin büyük çoğunluğu da Yahudi kökenlilerdi.

Ve gelelim hâdiselerin seyrini değiştiren en çarpıcı suçlamaya.

Tarihler 9 Nisan 1991'i gösterirken, gazetelerde olağanüstü bir haber yer alıyordu: İsrail'den ABD'ye suçlama: Dışişleri Bakanı David Levy, ABD'nin Kürtlere silah yardımı yapmamasını kınadı.

Tarihler 9 Nisan 1991'i gösterirken, gazetelerde olağanüstü bir haber yer alıyordu

Reuters mahreçli haberde şöyle deniliyordu: İsrail Dışişleri Bakanı David Levy, dün yaptığı bir açıklamada, ABD'yi Kürt isyancılara silah yardımı yapmamakla suçladı ve ABD'nin havadan yaptığı yiyecek yardımının Kürt göçmenlerin "aç karnına değil, tok karnına ölmesine" yarayacağını söyledi.

Levy bu çarpıcı resmi açıklamayı, ABD Dışişleri Bakanı James Baker'in İsrail'e gelmesinden birkaç saat önce yapmıştı. Levy'nin açıklamasından tam bir gün sonra,10 Nisan 1991 günü ABD yüz seksen derece dönüş yaparak 36. paralelin kuzeyini Irak hava kuvvetlerine yasakladığını ilan edecekti.

  • Bu yasaklamanın hiçbir hukuki dayanağı da yoktu. Tüm yasalar ve Birleşmiş Milletler ilkeleri Irak'a bu silahlı ayaklanmayı bastırma hakkı tanımaktaydı.

Bu açıklamadan daha iki gün önce Yahudi William Safire ne demişti, bir de onu hatırlayalım:

"Irak'ın isyancılara karşı uçaklarını, helikopterlerini, tanklarını hatta toplarını kullanması yasaklanmalıdır."

ABD yüz seksen derece dönüş yaparak işte bu istekleri yerine getiriyordu.

Bu haksız yasaklama kararından bir gün sonra da Amerika'daki Yahudi lobisinin meşhur dergisi Time, detaylı bir harita yayınlıyor ve Türkiye'nin güneydoğusu ile doğusunun bir bölümünü de içine alan bir “Kürdistan” tarif ediyordu.

1992 yılının Ağustos ayında yine William Safire "Kürt Devletine Giden Yol" adlı sansasyonel makalesini yayınladı.

Safire'a göre Bush, Irak'taki iç savaşa isyancıların yanında müdahale etmekten kaçınarak, Körfez'de kazanılan askeri zafere büyük bir gölge düşürmüştür.

Yahudi lobisinin ünlü gazetesi The New York Times'da yayınlanan bu çok çarpıcı makalesinde Yahudi William Safire senaryoyu şöyle çiziyordu:

  • 1) Kuzey Irak'taki Kürt askeri gücü süratle takviye edilmelidir.
  • 2) Kürtlerin Kerkük'e ve çevresindeki petrol bölgelerine kadar inmeleri sağlanmalıdır. Petrolün sağlayacağı imkânlar Kürt devletinin yaşaması için şarttır.
  • 3) Türkiye'ye "PKK'nın kellesi " hediye edilerek, bunun karşılığında Kuzey Irak'ta kurulacak Kürt hükümetini tanıması istenmelidir.

Yahudi dostumuzun(!) senaryosu işte böyleydi. Mâdem istedikleri zaman PKK'nın kellesini bize verebiliyorlardı, neden bu kadar yıl beklemişlerdi? Bu hayatî sorunun cevabını daha sonraki yazılarımızda açıklayacağız.

11 Ekim 1998 yılında Belçika'da düzenlenen Kürt konferansında konuşan ünlü Yahudi Danielle Mitterrand "Son gelişmelerin Kürt devleti için zaman ve zemini olgunlaştırdığını" söylemişti. Daha sonra da "Yıllar önce PKK'yı Kürt halkının direniş ordusu olarak gördüm. Bugün bu fikirde haklı olmanın gururunu taşıyorum" diyecekti.

Danielle Mitterrand iki dönem Fransa Cumhurbaşkanlığı yapan Mason François Mitterrand'ın eşiydi.