BAE’nin en büyük düşmanı: Bin Zayed

SEYF EL ŞEHİ
Abone Ol

Bin Zayed, diğer emirlikleri kasten geri bırakıp onları her açıdan kendisine mahkûm etmeye çalışıyor. Bencilliği ve hırsları gözünü öyle bürümüş ki, ülkeyi hızla dağılma sürecine doğru sürüklüyor. Bu gidişin sonu parlak değil, orası net. Şu an itibariyle ülkenin en büyük düşmanı bizzat kendisi, farkında mı acaba?

Umman Sahili’ndeki emirliklerin insanları, 2 Aralık 1971’de Abu Dabi yöneticisi Şeyh Zayed tarafından ülkenin tek bayrak altında birleştirilmesinden son derece mutlu olmuşlardı. Şeklen de olsa İngiliz vesayetinin kalkmış olması güzel bir şeydi. Sömürgeci yabancıların elinde kalmaktansa Arap kardeşleriyle aynı bayrak altında yaşamak kıyas bile edilemezdi.

  • Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’ni oluşturmak için yedi emirlik bir araya geldi. Bunlar;
  • ● Abu Dabi,
  • ● Dubai,
  • ● Şarika,
  • ● Acman,
  • ● Ummul Kayveyn,
  • ● Re’sul Hayme ve
  • ● Fuceyre idi.

Ülke, uluslararası siyaset sahnesinde tarafsızlığıyla bilindi. Ülkenin ilk lideri Şeyh Zayed ve oğlu Halife bu hususa bilhassa dikkat ettiler.

2 Kasım 2004’te Şeyh Zayed vefat edince işler değişmeye başladı. Bin Zayed’in yönetime ağırlığını koymasıyla emirlikler arasında pek çok alanda makas iyice açıldı.

2 Kasım 2004’te Şeyh Zayed vefat edince işler değişmeye başladı. Bin Zayed’in yönetime ağırlığını koymasıyla emirlikler arasında pek çok alanda makas iyice açıldı. Bilhassa eğitim ve sağlık alanlarında kuzey emirlikleri (Acman, Ummul Kayveyn, Re’sul Hayme ve Fuceyre) ile Abu Dabi arasında büyük farklar oluştu. Abu Dabi sakinleri süper zenginlere dönüşürken kuzey emirliklerinin ahalisi kıt kanaat yaşayan insanlar olarak kaldı.

Teamüllere aykırı bir yükseliş

Şeyh Zayed ölmeden önce 30 Kasım 2003'te 24 sayılı emirlik kararıyla diğer oğlu Muhammed bin Zayed’i veliaht yardımcısı olarak tayin etti. Oysa 1998 yılı ortalarında bu kararın büyük oğlu ve veliahtı Halife’nin seçimi olacağını söylemişti. Batılı araştırmacı Joseph Kashishian’a göre bu işte güçlü bir kişiliğe sahip olan Muhammed’in annesi Şeyha Fatıma binti Mubarek’in parmağı vardı. Hâdisenin teamüllere aykırı olması bir yana, Şeyh Zayed’in ölümünden kısa süre önce gerçekleşmesi ayrıca dikkat çekiciydi. Açıkçası Bin Zayed, annesini kullanarak ağabeyi Halife’ye karşı ilk darbesini vurmuştu.

Nitekim İsviçreli doktorların sundukları rapor, Arafat’ın ölmeden önceki hâliyle Halife’ninki arasında benzerlikler olduğunu söylüyor.

Babasının vefatı üzerine 3 Kasım 2004’te BAE’nin başına ağabeyi Halife geçmiş olsa da Bin Zayed’in bunu çok da hazmedebildiği söylenemez. Abu Dabi yönetimine yakın kaynaklara göre Şeyh Halife’nin iki yıl boyunca gözlerden ırak kalması kardeşinin planıydı. Hatta yakın danışmanı Dahlan’ı ağabeyi Halife’ye zehirli bir madde enjekte etmekle görevlendirdiği söyleniyor. Dahlan ne de olsa Arafat’ı zehirlemiş kişi, bu konuda tecrübeli. Halife’nin şuur kaybının bu zehirden ileri geldiği sanılıyor. Nitekim İsviçreli doktorların sundukları rapor, Arafat’ın ölmeden önceki hâliyle Halife’ninki arasında benzerlikler olduğunu söylüyor.

  • Bu raporların elden ele dolaşmaya başlamasıyla BAE devleti 25 Ocak 2014’te kısa bir açıklama yayınladı. Devlet Başkanı Şeyh Halife bin Zayed’in “geçirdiği bir felç sonucu sağlık sorunu yaşadığını ve cerrahî bir operasyon geçirdiğini” duyurmak zorunda kaldı. Bu açıklama, Bin Zayed ile adamı Dahlan’ın yaptıklarını örtme çabası olarak değerlendirildi.

Bin Zayed yasadışı

İşin aslına bakarsanız, Bin Zayed’in şu anki konumu anayasa hükümlerine aykırı. Çünkü BAE anayasasının 45. maddesine göre devlet başkanının vekili doğrudan başbakandır. Yani devlet başkanı, sağlık sorunları nedeniyle devleti yönetemeyecek duruma düşerse devletin yönetimi anayasa gereği başbakana, yani şimdiki Dubai emiri Şeyh Muhammed bin Raşid’e geçer. Buna göre şu anda ipleri elinde tutan Bin Zayed, bizzat kendi ülkesinin anayasasına göre yetki aşımı yapmakta ve suç işlemektedir.

Bu durum ister istemez insanın aklına 2009 yılında yaşananları getiriyor. Hatırlarsanız, Dubai emirliği 2008 yılındaki küresel krizi derin bir şekilde hissetmiş, zor duruma düşen Muhammed bin Raşid, Abu Dabi yönetiminden 20 milyar dolar talep etmek mecburiyetinde kalmıştı. Bin Zayed bu parayı Dubai emirine vermiş ama bunun karşılığında dış siyasete ilişkin bazı haklarından feragat etmesini ve güvenlik güçlerinden bir kısmını istemişti. Neticede bu durum, başta Bin Zayed olmak üzere Fatıma oğullarının Abu Dabi’deki otoritesini daha da pekiştirmişti. Bu hadiseyle Muhammed bin Raşid’in ülkenin kaderine ilişkin rolü ciddi erozyona uğramış, devlet mekanizması içerisindeki konumu yara almıştı.

En çok Dubai zarar gördü

Ocak 2019'da Wall Street Journal, Dubai'nin, Bin Zayed'in beceriksiz dış politikalarının kurbanı olabileceğini yazdı. Gazeteye göre Muhammed bin Raşid, 2008 krizi sonrası tepetaklak olan işleri düzeltmeye çalışsa da Bin Zayed’in yanlışları yüzünden bir türlü toparlayamıyordu. Dubai, hizmet ve iletişim başta olmak üzere birçok sektörde 20.000'den fazla işgücü kaybı verdi. Ekonomi ciddi anlamda kan kaybına uğradı.

Muhammed bin Raşid, 2008 krizi sonrası tepetaklak olan işleri düzeltmeye çalışsa da Bin Zayed’in yanlışları yüzünden bir türlü toparlayamıyordu.

Ülkedeki emlak sektöründe de fiyatlar önemli bir düşüşe sahne olurken, bilhassa 2014 yılından bu yana en çok etkilenen bölge Dubai oldu. Bu durum, inşaat ve mühendislik firmalarının Dubai’ye ilgisini kaybetmesine, eldeki projelerin askıya alınmasına neden oldu.

Diğer yöneticileri yok saydı

Abu Dabi Veliaht Prensi Bin Zayed sadece Başbakan ve Devlet Başkanı Yardımcısı Muhammed bin Raşid’i değil, diğer emirliklerin yöneticilerini de âdeta bir hiç hâline getirdi. Füceyre emirliğinin yöneticisi Şeyh Raşid bin Hamed eş Şarki’nin 14 Temmuz 2018’de Amerikan gazetesi The New York Times’a verdiği röportaj, Bin Zayed’in kendi bölgelerini ilgilendiren hâdiselerde bile diğer yedi emirliğin yöneticilerini görmezden geldiğini ve onlarla istişare etmeyi dahi gereksiz gördüğünü net bir şekilde ortaya koydu.

Abu Dabi Veliaht Prensi Bin Zayed sadece Başbakan ve Devlet Başkanı Yardımcısı Muhammed bin Raşid’i değil, diğer emirliklerin yöneticilerini de âdeta bir hiç hâline getirdi.

Bin Zayed, Füceyre emirliğinin gençlerini oradaki idarenin onayına bile gerek duymadan Yemen’deki savaşa katılmaya zorluyordu. Füceyre emiri, yedi emirliğin en küçüklerinden biri kendileri olduğu hâlde niçin Yemen’de en fazla kendi bölgesinden gençlerin öldüğünü; en büyük emirlik olan Abu Dabi’nin bile bu kadar ölü vermediğini haklı olarak sorguluyordu. Şeyh Raşid haklıydı, Füceyre sadece 250 bin nüfuslu küçük bir emirlikti. Abu Dabi’nin nüfusu ise 3 milyon 250 bindi. Füceyre’den tam 12 misli fazlaydı.

Bin Zayed'in beceriksiz politikaları sadece Dubai’yi perişan etmedi, küçük Füceyre Emirliği de bundan olumsuz bir şekilde etkilendi. Bloomberg’de yayınlanan bir haber aynen şöyle diyordu:

“Ülke petrolünün yüzde 70'ini ihraç eden Füceyre limanına talep gittikçe azalmaya başladı. Dubai merkezli Star Fuels şirketinin komisyoncusu Matt Stanley’e göre bunun nedeni, savaş tehlikesinden dolayı petrol tankerlerine ait sigorta maliyetlerinin inanılmaz bir şekilde yükselişi. Stanley, durumun daha da kötüye gideceğini söylüyor.”

Kültür şehri Şarika’ya yapılan ayıp

1 Temmuz 2019'da esrarlı bir şekilde İngiltere'de ölen Şarika emirinin oğlu Halid bin Sultan el Kasimi'nin iki gün sonraki defin merasiminde protokol gereği Bin Zayed’in bulunması gerekiyordu ama ortalarda yoktu. Bu, Şarika emirliğiyle arasının pekiyi olmadığının bir işareti. Devlet Yüksek Konseyi üyesi, Şarika emiri Sultan bin Muhammed el Kasimi, Bin Zayed'in güttüğü siyasetten ve küstah tavırlarından duyduğu memnuniyetsizliği çeşitli vesilelerle ortaya koyan biri. 18 Eylül 2018’de BAE Yazarlar Birliği ile yapılan bir toplantıda: “Kimliğimizi ve kültürümüzü tehdit eden bir kültür istilasıyla karşı karşıyayız" diyerek ülkedeki gidişatın millî değerlere ve geleneklere uygun olmadığını dile getirmişti.

Bütün yatırımlar Abu Dabi’ye

Babası Şeyh Zayed vefat ettikten sonra BAE halkının malı sayılan kamu gelirlerine bile el koyan açgözlü Bin Zayed, bunları sadece Abu Dabi emirliğine ve kendisine dalkavukluk yapanlara tahsis etti, diğer emirliklerin haklarını vermeyip mahrum bıraktı. Bu durum, ülke birliğinin altına dinamit koymaktan başka bir şey değil. Zira Dubai emirliğinin petrolü suyunu çekti, inşaat yatırımları durdu, büyük bir krizin içinde. Şarkiye’nin petrolü iyice azalmaya başladı. Diğer emirliklerin ise federal hükümetten gelecek para dışında ciddi bir gelirleri yok.

Abu Dabi emirliğine ve kendisine dalkavukluk yapanlara tahsis etti, diğer emirliklerin haklarını vermeyip mahrum bıraktı.

Bu emirlikleri ayağa kaldırmak için herhangi bir yatırım planı masaya konmuş değil. Acman ile Ummul Kayveyn’e yapılan yatırım, pek kimsenin bilmediği şarap fabrikaları. Fuceyre’nin gelir kapısı ise liman. Bir de İran ve Pakistan ile yapılan kaçak ticaret var tabii. Re’sul Hayme de İran’a yakınlığı dolayısıyla bu kaçak ticaretten nasipleniyor. Hepsi bu.

Sağlık alanındaki yatırımların çoğu Abu Dabi’ye yapıldı. Ülkedeki en iyi sağlık merkezleri burada. Dubai sonradan bu açığı kapattı. Fakat kuzey emirliklerinde Sağlık bakanlığına ait hastanelerin ve kliniklerin hizmet kalitesi her açıdan yetersiz. Buralarda yaşayan vatandaşlar, ciddi sağlık problemleriyle karşı karşıya kaldıklarında Abu Dabi veya Dubai’nin yolunu tutmak zorunda kalıyorlar.

Eğitim de maalesef bu ayrımcılıktan nasibini almış durumda. Son teknolojiyle donatılmış en modern ve kapsamlı eğitim kurumları yine Abu Dabi sınırları içerisinde. Abu Dabi Emirliği'ndeki idari organlar ve eğitim kurumları, diğer emirliklerdeki kurumlardan iki misli daha fazla ödenek alıyor. Kuzey emirliklerindeki okulların vaziyeti iyi değil. Binalar eski, donanım ise Abu Dabi’yle kıyas edilemeyecek derecede kötü.

Ülkenin birliği baltalanıyor.

Şeyh Zayed ile oğlu Halife, her ikisi de cömertlikleriyle bilinen yüce gönüllü insanlar. Sadece yakınlarına değil ülkenin her ferdine bir baba şefkatiyle bakan iki şahsiyet. Biri öldü, diğeriyse yarı ölü. İpler uzun zamandır kuzey emirliklerini hiçe sayan, yöneticilerini görmezden gelip halkına köle muamelesi yapan merhametsiz Bin Zayed’in elinde. Emirliklerin yerel kurumlarını zayıflatmak için elinden geleni yapan, kendi ihtiyaçlarını bile göremez hale getiren biri var şu an ülkenin başında.

Bin Zayed, diğer emirlikleri kasten geri bırakıp onları her açıdan kendisine mahkûm etmeye çalışıyor. Bencilliği ve hırsları gözünü öyle bürümüş ki, ülkeyi hızla dağılma sürecine doğru sürüklüyor. Bu gidişin sonu parlak değil, orası net. Şu an itibariyle ülkenin en büyük düşmanı bizzat kendisi, farkında mı acaba?