Başmüzakerecinin ardından

TAHA KILINÇ
Abone Ol

Filistin Başmüzakerecisi Sâib Ureykat, tam olarak ne yapmaya çalıştığını 2008’de kaleme aldığı “Hayat Bir Müzakeredir” kitabıyla anlatmıştı. Bu kitabın, ileride İsrail-Filistin meselesini bütün ayrıntılarıyla yazmak isteyen geleceğin tarihçilerine, önemli dönüm noktalarına dair yol gösterici bir rehber olacağına şüphe yok. Belki o zaman, “Filistinliler, müzakereyle ne kadar vakit kaybetti?”, “Müzakere etmeselerdi ne olurdu?”, “İsrail’le müzakereden başka çıkış yolu var mıydı?” gibi sorulara daha net cevaplar verilebilir.

Amerikan başkanları, bir yandan İsrail’i son güçleriyle desteklerken, diğer yandan da “Filistin meselesi”ni çözüp “Ortadoğu’ya barış getirmek” misyonuna soyunmayı hep sevmişlerdir. “Ortadoğu barışı” iddiasındaki başkanların ana hedeflerini, “İsrail’in Arap devletleri tarafından tanınması” olarak özetlemek mümkündür. ABD Başkanı Jimmy Carter’ın İsrail ve Mısır’ı aynı masaya oturttuğu Camp David Anlaşması (1979) ve Bill Clinton’ın himayesinde imzalanan İsrail-Ürdün barışı, bu yolda kat edilen müşahhas mesafelerdir.

an Francisco Eyalet Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisansını bitirmiş, doktora için de İngiltere’deki Badford Üniversitesi’ne geçmişti.

1989-1993 arasında tek dönem başkanlık yapan George Bush’un girişimleriyle ve ABD-Sovyet ortak inisiyatifiyle, 30 Ekim-1 Kasım 1991 tarihleri arasında İspanya’nın başkenti Madrid’de toplanan “Barış Konferansı” ise, “Filistin Yönetimi”nin kurulmasıyla sonuçlanan Oslo Anlaşması’na (1993) giden sürecin başlangıç noktasıdır. Yâser Arafat liderliğindeki Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) İsrail’e karşı silahlarını indirdiği, diplomasiyi ve müzakereyi öne çıkardığı yeni bir dönemdir bu. Mısır ve Ürdün gibi, Filistin’in iki kritik komşusu “İsrail’le savaş” cephesinden çekilmişken, FKÖ’nün de aynı yolu tercih etmek durumunda kalması, sahanın şartları açısından anlaşılabilir bir durumdu zaten. FKÖ, artık İsrail’le “masada” kapışmaya karar verirken, müzakerelerde bir isim de sürekli öne çıkacaktı: Sâib Ureykat.

Yahudi kippasına karşı Filistin kefiyesi

Madrid Barış Konferansı, on yıllar boyunca birbiriyle mücadele etmiş olan Araplarla Yahudileri ilk kez aynı masanın etrafında bir araya getirmişti. Ürdün, Mısır, Suriye ve Lübnan’dan katılımcıların bulunduğu konferansta, Filistinliler Ürdün heyetine dâhil edilmişti. İsrail Başbakanı Yitzhak Şamir’in liderlik ettiği karşı heyetin sözcüsü ise geleceğin başbakanı Benyamin Netanyahu idi.

ABD tarafının dikkatini ilk kez Madrid’de çeken Sâib Ureykat, Filistinli akranlarından ayrı olarak, sıradışı bir hayat serüvenine sahipti. 1955’te Kudüs’ün Ebû Dîs köyünde dünyaya geldikten sonra, temel eğitimini Filistin’in Erîha şehrinde tamamlamış, ardından babasının ticarî sebeplerle yaşadığı ABD’ye gitmişti.

Konferansın başlamasına dakikalar kala, İsrail heyetinde bir huzursuzluk gözlendi. Temsilcilerin buluştuğu dev dikdörtgen masada, İsraillilerin tam karşısına düşen Ürdün heyeti arasında biri, omzuna siyah-beyaz Filistin kefiyesini atmış, istifini bozmadan oturuyordu. ABD’li yetkililere adeta durumu şikâyet eden İsrail heyeti, organizatörleri salondan çıkmakla tehdit etmeye bile kalkıştılar. Ancak toplantının perde arkasındaki aktörlerinden Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Bender bin Sultan’ın yaptığı bir hatırlatma, durumu sakinleştirmeye yetti: İsrail heyetinden biri de başında “kippa” taşıyordu. Eğer sembole karşı çıkılacaksa, o da kippasını çıkarmalıydı. İsrailliler, kendilerini öfkeden deliye döndüren Filistinli temsilci Sâib Ureykat’ın tam karşısına yeniden oturarak, toplantıya döndüler. Ureykat, tüm bunlar yaşanırken istifini yine bozmamıştı.

Bir müzakere adamının doğuşu

ABD tarafının dikkatini ilk kez Madrid’de çeken Sâib Ureykat, Filistinli akranlarından ayrı olarak, sıradışı bir hayat serüvenine sahipti. 1955’te Kudüs’ün Ebû Dîs köyünde dünyaya geldikten sonra, temel eğitimini Filistin’in Erîha şehrinde tamamlamış, ardından babasının ticarî sebeplerle yaşadığı ABD’ye gitmişti. San Francisco Eyalet Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisansını bitirmiş, doktora için de İngiltere’deki Badford Üniversitesi’ne geçmişti.

Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgının Filistin’i de derinden etkilediği bir dönemde hayata veda eden Sâib Ureykat, ömrünün son aylarını iki polemiğin pençesinde geçirdi.

1967’deki ünlü Altı Gün Savaşı’na 12 yaşındayken şahit olan ve Filistinlilerin yaşadığı acıları gözlemleyen Ureykat, yurtdışında bulunduğu yıllarda “Filistin sorunu”na farklı açılardan da bakmak imkânını bulmuştu. 1980’lerin ortasında Nablus’taki Necâh Üniversitesi’ne öğretim üyesi sıfatıyla döndüğünde -bu sırada Amerikan vatandaşlığını da elde etmişti- İsrail’e yaklaşım tarzıyla dikkat çekiyordu. “Filistin sorunu, silahla çözülmez” diyordu Ureykat, “müzakerelerle ilerlememiz gerekiyor. Krizin tek çözümü, müzakereden geçiyor.”

Bir yandan üniversitede ders anlatırken diğer yandan El Kuds gazetesinin de editörlüğünü üstlenen Ureykat, İsrail üniversiteleriyle yaptığı “değişim” anlaşmaları sayesinde, Yahudi öğrencileri Nablus’a da davet etmişti. Bu adım, o dönemin şartlarında büyük bir öfke çekmişti elbette. Ancak Ureykat, İsrail’i de memnun edemiyordu: 1987’de Necâh Üniversitesi’ne baskın yapan İsrail güvenlik güçleri, Ureykat’ın ofisinde buldukları El Kuds nüshalarında “işgalin her türüne direnmek gerekir” türünden cümleler okuyunca, hem gazeteyi 8 aylığına kapatmış hem de editörüne 6 bin dolar ceza vermişti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Yahudi damadı Jared Kushner’in pişirdiği “normalleşme aşı” Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn tarafından afiyetle yenirken, Ureykat bu durumu “hıyanet” olarak tanımlaması nedeniyle özellikle Arap basını tarafından hedefe konmuştu.

Yalnızca aktif bir akademisyen ve gazeteci olmakla yetinmeyen Sâib Ureykat, siyasetle de yakından ilgileniyordu. Kendisini Yâser Arafat’a ve onun liderlik ettiği FKÖ’ye yakın bulan Ureykat, Arafat’ın en yakın ekibinde yer aldı, çeşitli Filistin hükümetlerinde üst düzey görevler üstlendi. İyi derecede İngilizce bilmesi sayesinde, Ureykat,

  • • Madrid Barış Konferansı’ndan sonra
  • • Oslo Görüşmeleri’nde (1992-1993),
  • • Camp David Görüşmeleri’nde (2000),
  • • Taba Barış Görüşmeleri’nde (2001) sürekli “başmüzakereci” sıfatıyla Filistinli heyetin önde gelen bir üyesi oldu.

Dünyanin en talihsiz müzakerecisi

Yâser Arafat’ın 2004’te Paris’teki bir askerî hastanede şüpheli biçimde ölümünden sonra, Mahmud Abbas’ın da sağ kolu konumuna yükselen Sâib Ureykat, yeni Filistin yönetiminde hem FKÖ, hem de kabinede görevliydi. İsrail bir yandan illegal yerleşim siyasetine hız verip diğer yandan Gazze’ye yönelik baskılarını sürdürürken, Ureykat’ın “başmüzakerecilik” misyonu da herhangi bir müşahhas netice vermiyordu.

Ureykat’ın başını ağrıtan ikinci eleştiri, Ekim ayında kendisine Kovid-19 teşhisi konduktan sonra Kudüs’teki bir İsrail hastanesinde tedavi altına alınmasıydı. Filistin içinden ve dışından birçok ses, bu durumu “çelişki” olarak yorumluyordu.

Kendisi bu durumu, 2007’de verdiği bir röportajda şöyle ifade edecekti: “Ben insanlık tarihinin en talihsiz müzakerecisiyim. Ordum yok, donanmam yok, maliyem yok… Halkım ise paramparça.” Gerçekten de “müzakere” dendiğinde yalnızca İsrail’in istediklerinin olduğu bir uluslararası sistemde, Ureykat’ın elde edebileceği herhangi bir başarı da -kâğıt üzerinde bile- yoktu. Buna rağmen, Ureykat, son nefesini verinceye kadar “Filistin meselesi, yalnızca müzakereyle çözülebilir, silahla değil” demeyi sürdürecekti.

Normalleşme hıyanetine karşı durdu

Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgının Filistin’i de derinden etkilediği bir dönemde hayata veda eden Sâib Ureykat, ömrünün son aylarını iki polemiğin pençesinde geçirdi. ABD Başkanı Donald Trump’ın Yahudi damadı Jared Kushner’in pişirdiği “normalleşme aşı” Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn tarafından afiyetle yenirken, Ureykat bu durumu “hıyanet” olarak tanımlaması nedeniyle özellikle Arap basını tarafından hedefe konmuştu.

Hatta 1991’de Madrid’de onun kefiyesini savunan Suudi Prens Bender bin Sultan, El Arabiya televizyonuna verdiği röportajda Ureykat ve diğer Filistinli yöneticileri açık bir şekilde eleştirmiş, onları “barışa engel” olmakla suçlayarak, “tarihin yanlış tarafında durmakla” itham etmişti.

  • Ureykat’ın başını ağrıtan ikinci eleştiri, Ekim ayında kendisine Kovid-19 teşhisi konduktan sonra Kudüs’teki bir İsrail hastanesinde tedavi altına alınmasıydı. Filistin içinden ve dışından birçok ses, bu durumu “çelişki” olarak yorumluyordu. 2017’de ABD’de kalp nakli olan Ureykat’ın hastalığı ise oldukça ciddiydi, ailesi de eleştirilere kulak asacak durumda değildi. Nitekim, 10 Kasım 2020’de Ureykat’ın ölüm haberi duyulacaktı.

“Filistin Başmüzakerecisi” Sâib Ureykat, arkasında akademi, basın ve diplomasinin kodlarının birbirine karıştığı uzun ve karmaşık bir miras bırakırken, tam olarak ne yapmaya çalıştığını 2008’de kaleme aldığı “Hayat Bir Müzakeredir” kitabıyla anlatmıştı. Bu kitabın, ileride İsrail-Filistin meselesini bütün ayrıntılarıyla yazmak isteyen geleceğin tarihçilerine, önemli dönüm noktalarına dair yol gösterici bir rehber olacağına şüphe yok. Belki o zaman, “Filistinliler, müzakereyle ne kadar vakit kaybetti?”, “Müzakere etmeselerdi ne olurdu?”, “İsrail’le müzakereden başka çıkış yolu var mıydı?” gibi sorulara daha net cevaplar verilebilir.