Batı müziği besteleyen padişah: Sultan Abdülaziz Han

SAMET TINAS GERÇEK HAYAT 1 DAKİKADA OKUNUR

Sultan Abdülaziz Han, 7-8 Şubat 1830 gecesi 2. Mahmud ve Pertevniyal Valide Sultan’dan dünyaya gelmiştir. 1876’da yapılan bir darbe sonucunda tahtından indirilip kısa bir müddet sonra da intihar süsü verilerek katledilmiştir. İri yapılı, güreşçi ve donanmaya verdiği ehemmiyet ile bilinen Abdülaziz Han aynı zamanda hem alaturka, hem de alafranga müziğe meraklıydı.

Devrinde Batılılaşma hareketleri hükümferma idi. Kılık kıyafetten başlayıp musikiye kadar başlayan dönüşüm birçok alanda tezahür etmişti. Yeniçeri ordusunun kaldırılmasıyla birlikte Mehterhâne-i Hakanî de yerini Batı usullerince oluşturulan askerî bandoya yani Müzika-yı Hümayun’a bırakmıştı. Artık Maestro Donizetti, Guatelli Paşalar, Flütist Zâtî ve Safvet Beyler konuşuluyordu.

Her Osmanlı padişahının hükümdarlık yanında bir meziyet sahibi oluşu, hele bu meziyetin üstadane bir kabiliyetle mezcedildiğini görmek doğrusu şaşırtıyor insanı. Sultan Abdülaziz Han da şehzadeliği döneminde iyi bir eğitimden geçmiş ve bilhassa mûsikî eğitiminde oldukça başarılı olmuştur. Çok iyi ney üfleyen padişah aynı zamanda lâvta ve piyano da çalıyordu.

Abdülaziz Han'ın türbesi, İstanbul’un Fatih ilçesi Çemberlitaş semtinde Divanyolu caddesinde yer almaktadır.

Meşhur segâh peşrevinin bestekârı Neyzen Yusuf Paşa ile meşk eden padişahın Mevlevîlere hususi bir muhabbeti vardı.

Bunun yanında bestekârlık yapmış, hat yazmış ve resim sanatında kendisini geliştirmiştir. Doğu ve Batı kültür dünyasını hiçbir komplekse kapılmadan hazmeden Abdülaziz Han, Ruhi Ayangil üstadımıza göre Batı mûsikîsi üzerine beste yapan hanedana mensup ilk kompozitördür. Merhum Vedat Kosal bu kabiliyetli hükümdarın dört kısa piyano parçasının 1970’li yıllarda İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde olduğunu ve ne hikmetse bunların üçünün kaybolduğunu söylemektedir. Bunların içinde elimizde kalan tek piyano eseri ‘Invitation a la valse’ isimli Valse Davet’tir.

Sultan Abdülaziz Han, lâvta ve piyanoyu iyi derecede çalardı...

Hicazkâr ve Şehnaz makamlarını çok sevdiği için zamanındaki birçok şarkı ve marşın bu makamlarda bestelendiği bilinmektedir. Eserlerinden bir hicaz sirto ile iki şarkısı günümüze ulaşmıştır. Padişah olduktan sonra ağabeyi Abdülmecid’in kurdurduğu saray orkestra ve bandolarını kaldırarak yerine Türk mûsikîsi saz takımını koydurması, pek çok Türk bestekâr ve hânendeyi koruması, opera ve tiyatro yerine orta oyunu seyretmesi, millî kültürü ihya edeceği konusundaki ümitleri kuvvetlendirmişti
(Cevdet Küçük, “Abdülaziz”, DİA, s. 179-185).

Hicaz Oyun Havası ile;

“Ey nevbahâr-ı hüsn-ü ân

Milk-i vücûda ver revân

Gülşende gez de bir zaman

Severim seni gerçek inan” güfteli ve Sofyân-Yürük Semâî usul değişmeli, Şevkefza makamındaki şarkısı en bilindik eserleri arasındadır. Bunun dışında Evcârâ ve Muhayyer makamlarında da şarkı bestelemiştir.

Merhum ve mazlum padişahın altı oğlundan birisi meşhur Hüzzâm Peşrevi’nin bestekârı Şehzade Seyfeddin Osmanoğlu; diğeri de son halife Ressam Abdülmecid Efendilerdir ki, babalarının bu sanat kabiliyetini tevarüs etmişlerdir.

Ne yazık ki hanedan sürüldüğünde Ankara’da kadeh tokuşturanlar bu yüksek sanat ehli zarif şahsiyetleri vatandan cüdâ/ayrı kılmışlardır.